•20.Bölüm

Bu Bölümde On Fasıl Vardır

Esma-i Hüsnâlar dışındaki sûre ve ayetlerin meali arapça metnin altına eklidir 

BİRİNCİ FASIL

Şeyh-i Ekber Muhyiddîn ibn Arabî Hazretlerinin Hizbü’d-Devri’l-A’lâ Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Âlemlerin Rabbi Allah’a sonsuz hamd ve sena, Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhi ekmelussalavât ve etemmütteslîmât), âline ve ashâbına nihayetsiz salât ve selâm olsun. Ey Allahım! Ey Hayy u Kayyûm! Yalnız Sana sığındım, bir tek Sana iltica ettim; “Bismillah /Allah’ın adıyla” kelime-i mübeccelesinin himayesi, kifâyeti, vikâyesi, hakikati, burhanı, melcei ve emanıyla beni zâhir-bâtın bütün düşmanlardan Sen himaye buyur.

Ey Evvel ü Âhir! (أَوَّلُ- أٰخِرُ) Beni “Maşaallah! Allah ne güzel dilemiş ve yapmış! Ondan başka gerçek güç ve kuvvet sahibi yoktur.” kenzinin kuşatıcı, sırlı, gizli atmosferi içine al.

Ey Halîm (حَلِيمُ) ve ey Settâr (سَتَّارُ)! Üzerime, “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” âyetinin muhafazasını, perdesini, örtüsünü, sıyanetini ve necatını indir.

Ey Muhît (مُحِيطُ) , ey Kâdir (قَادِرُ) ! Ruhumun, nefsimin ve cismimin üstüne, [“Unutmayın ki en güzel elbise, takvâ elbisesidir. İşte bunlar Allah’ın âyetlerindendir.”] âyetinin emân, ihâta, mecd, otağ, izz ve azametini bina et.

Ey Rakîb (رَقِيبُ) , ey Mücîb (مُجِيبُ) ! Canımı, dinimi, ehlimi, malımı ve evlatlarımı, “Allah dilemedikçe bu onlara asla zarar veremez. Onun için müminler de yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” âyetinin kilâet, sıyanet ve imdadıyla koruyup gözet.

Ey Mâni’ (مَانِعُ) ve ey Dâfi’ (دَافِعُ) ! İsimlerin, âyetlerin ve kelimelerin hakkı için beni şeytanın ve zalim yöneticinin şerrinden koru. Bir zalim ya da bir cebbâr şayet bana zulmedecek olursa, onu “Allah’ın kendisini çepeçevre saran bir azabı” çarpsın.

Ey Müzill (مُذِلُّ) ve ey Müntakim (مُنْـتَـقِمُ) ! Zalim kullarından ve onların avenesinden beni Sen koru. Şayet onlardan herhangi biri bana bir kötülük dokundurmak için teşebbüs ederse, [“Baksana, Allah’ın kendisini şaşırtıp, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözlerine de perde çektiği kimsenin hâline! Hakkı görmemekte ve azgınlıkta ısrar etmesi sebebiyle Allah’ın şaşırttığı bu kimseyi kim yola getirebilir?”] âyet-i celîlesiyle onu hizlana ve hüsrana uğrat.

Ey Kâbıd(z) (قَابِضُ) ve ey Kahhâr (قَهَّارُ) ! Onların tuzak ve komplolarına karşı Sen benim yanımda ol. [“Yardımcıları Allah’a karşı kendisine yardım edip de onu kurtaramadı.” ] âyet-i celîlesinin hüsrana uğratması, hezimet yaşatması ve helake sürüklemesi ile onları benden mezmûm ve rüsvay bir şekilde uzaklaştır.

Ey Sübbûh (سُبُّوحُ) , ey Kuddûs (قُدُّوسُ) ! Bana, [“Gel! Endişe etme, çünkü sen güven içinde olanlardansın!”] hitab-ı mübeccelinin lezzetini duyur.

Ey D(z)ârr (ضَارُّ) , ey Mümît (مُمِيتُ) ! Onlara da, [“Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun ki böylece, zulmedip duran o gürûhun arkası kesildi.”] âyetinde zikrettiğin azap, vebâl ve zevâli yaşat.

Ey Selâm (سَـلَامُ) , ey Mü’min (مُؤْمِنُ) ve ey Müheymin (مُهَيْمِنُ)! [“Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah’ın hükümlerinde olsun, verdiği sözlerde olsun, asla değişiklik olmaz.”] âyetinin bidayet ve nihayeti hakkı için beni zalim düşmanların savlet, saldırı ve tahakkümlerinden emin kıl.

Ey Azîm (عَظِيمُ)  ve ey Muizz (مُعِزُّ) ! Beni, [“O inkârcıların sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet ve üstünlük Allah’ındır.”] âyetinin delalet ettiği mehabet, kibriya, celâl, saltanat, melekût, galibiyet ve azamet tacıyla taçlandır.

Ey Celîl (جَلِيلُ) ve ey Kebîr (كَبِيرُ) ! Beni, [“Onu görünce hayran kaldılar, onun güzelliğine dalıp gittiklerinden, farkında olmadan kendi ellerini kestiler.”] âyet-i celilesinin ikbal, kemâl, cemâl, celâl elbisesiyle donat.

Ey Azîz (عَزِيـزُ) ve ey Vedûd (وَدُودُ) ! Üzerime sevgini at. Öyle at ki, [“Memnun olacağınız bir şey daha var: Allah’tan bir yardım!”] âyet-i kerîmesinin mazmûnu mûcebince bütün kullarının kalbleri muhabbet, izzet ve meveddet ile hudû ve inkıyat içerisinde bana teveccüh etsin.

İKİNCİ FASIL

Ey Zâhir (ظَاهِرُ)  u Bâtın (بَاطِنُ) ! [“Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda mücahede ederler.”] hakikatinin envâr, esrâr ve âsârını benim için de izhar buyur.

Ey Samed (صَمَدُ) ve ey Nur (نُورُ) ! [“Seninle münakaşaya kalkışanlara de ki: Ben yüzümü, özümü Allah’a teslim ettim.“] âyet-i kerîmesinin aydınlık, üns, cemâl ve duruluğuyla yüzümü Zâtına tevcîh buyur.

Ey Cemîl, ey gökleri ve yeri yoktan yaratan Bedî’ ve ey celâl ve ikram sahibi! [“Ya Rabbi! Çözüver şu dilimin bağını. Ta ki anlasınlar sözümü.”] âyetinin fesâhat, belâğat ve parlaklığıyla ve [“Sonra derileri ve kalbleri Allah’ı anmakla sükûnet bulur.”] âyetinin re’fet, rikkat ve rahmetiyle beni güzelleştir.

Ey yakalayıp derdest etmesi pek şiddetli olan! Ey Cebbâr! [“Gerçekte yardım ancak Allah’tandır, başkasından değil.”] âyetinin ceberût, izzet ve azametinden beni de heybet, kuvvet ve dayanma gücü kılıcıyla kuşat.

Ey Bâsıt (بَاسِطُ) , ey Fettâh (فَـتَّاحُ) ! [“Ya Rabbî! Genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi.”] âyetindeki sürûr ve huzuru benim için de devamlı kıl. [“Biz Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”] âyetinin cemâl ve rahmet tecellîlerini banada duyur. [“O gün, müminler de, Allah’ın verdiği nusret sayesinde sevinecekler.” ] âyetindeki işaret ve müjdelerle beni de mesrûr eyle.

Ey Latîf (لَطِيفُ) , ey Raûf (رَؤُوفُ)! [“İşte onlar iman edip gönülleri Allah’ı zikretmekle, O’nu anmakla huzur bulan kimselerdir.”] ferman-ı sübhaninde buyurduğun bahtiyar kullarından olabilmem için kalbimi iman, itmi’nan, sekîne ve vakar ile doldur.

Ey Sabûr (صَبُورُ) ve ey Şekûr (شَكُورُ) ! [“Nice küçük topluluklar vardır ki, Allah’ın izniyle, büyük topluluklara galip gelmiştir.”] hakikatinde işaret buyurduğun temkîn, yakîn ve sebat libasıyla donanmış kullarının sabrını benim üzerime de yağdır.

Ey Hafîz (حَفِيظُ) ! Ey Vekîl (وَكِيلُ) ! [“O insanın önünde ve ardında devamlı surette nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır. Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar.”] âyetini zuhûr ettirerek, işaret buyurduğun muhafızlarla beni de muhafaza buyur.

Ey Allahım! Ey Kâim (قَائِمُ) ! Ey Dâim (دَائِمُ) ! [“Hem siz, Allah’ın size tanrı oldukları hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak saymaktan korkmuyorsunuz da, nasıl ben sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkarım?”] diyerek gürleyen (İbrahim aleyhisselâm) kulunu sâbit-kadem eylediğin gibi beni de sâbit-kadem eyle.

Ey en güzel Mevlâ ve ey en güzel Yardımcı! Kavmi kendisine [“Sen bizimle alay mı ediyorsun?” dediğinde, onlara “Allah’a sığınırım.”] diyen (Mûsa aleyhisselâm) kuluna yaptığın nusret ile yardım et.

Ey engin rahmetiyle kullarının maslahat ve menfaatlerini gözeten, onları bağışlamayı murad buyuran Tâlib ve ey Gâlib! [“Muhakkak ki Biz, seni bir şahit, bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik ki Allah’a ve Resûlüne iman edesiniz.”] âyetinde işaret buyurduğun ta’zîz ve tevkîr ile nasıl Efendimiz Hazreti Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) te’yîd eylemişsen beni de öyle te’yîd eyle.

Ey Kâfî (كَافِي) ve ey Şâfî (شَافِي) ! [“Eğer Biz bu Kur’ân’ı bir dağın tepesine indirseydik onun, Allah’a tazimi sebebiyle başını eğip parçalandığını görürdün.”] âyetinin eşsiz ve müstesna tecellîlerinden beni de müstefîd eyle ve kötülük düşünen düşmanlara karşı beni başkalarının yardımına muhtaç bırakma.

Ey Vehhâb (وَهَّابُ) ve ey Rezzâk (رَزَّاقُ) ! [“Allah’ın bahşettiği rızıktan yiyin, için.”] kudsî fermanını benim hakkımda da musahhar ve müyesser kıl. Sonsuz lütfunla rızıklarını bana da ulaştır.

Ey Vâhid (وَاحِـدُ) ü Ehad (أَحَـدُ) ! [“O hâlde şu gerçeği hiç unutma ki, Allah’tan başka bir ilah yoktur.”] buyurarak takvayı Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) azık ve yoldaş ettiğin gibi bana da yoldaş et.

ÜÇÜNCÜ FASIL

Ey Veliyy (وَلِيُّ) ve ey Aliyy (عَلِيُّ) ! [“Bu daha hayırlıdır.”] ve [“Bu Allah’tan bir fazl u ihsandır.”] âyetlerini benim hakkımda da tecellî ettir ve beni vilâyet, inayet, riâyet ve selâmet ile koruyup gözet.

Ey Ğaniyy (غَنِيُّ) , ey Kerîm (كَرِيمُ) ! [“Allah Resûlü’nün huzurunda seslerini ayarlayanlar”]a ikram ettiğin saadet, siyadet/hâkimiyet ve liderlik, keramet/şeref, onur ve mağfiret ile bana da ikramda bulun.

Ey Tevvâb (تَوَّابُ) , ey Rahîm (رَحِيمُ) ! [“O müttakiler ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı anar ve günahlarının affedilmesini dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim affeder ki.”] âyet-i celîlesinde bahsettiğin kullarından olabilmem için bana tevbe-i nasûhun, en hâlis, en sâfî, en içten tevbenin yollarını aç ve tevbelerimi kabul buyur.

Ey Rahman (رَحْمٰنُ)  ve ey Rahîm (رَحِيمُ) ! Benim âkıbetimi de, kendilerine [“De ki: Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder.”] beyan-ı mübecceliyle hitap buyurduğun, gönüllerini reca hisleriyle doldurduğun ve nihayet necât ile sevindirdiği hususî kullarının âkıbeti gibi güzel eyle.

Ey Semî’ (سَمِيعُ) , ey Alîm (عَلِيمُ) ve ey Karîb (قَرِيبُ) ! Beni de [“müttakiler için hazırlanan”] Adn cennetine yerleştir. [“Onların orada duaları; ‘Sübhansın Allah’ım! Her türlü noksandan münezzeh ve yücesin!’; birbirlerine iyi dilek ve temennileri ise hep ‘Selam!’dır. Duaları; ‘El-hamdü lillahi rabbi’l-âlemin/ Hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.’ diye sona erer.”]

[ يَا اَللهُ (3) ] ، [ يَا نَافِعُ  (3) ]

 [ يَا رَحْمٰنُ (3) ] ، [ يَا رَحِيمُ (3) ]

[Ey Yüceler Yücesi Allahım!] Birbirinden güzel bütün bu isimlerin, âyetlerin ve kelimelerin hakkı için bana nezdinden beni destekleyecek açık bir delil, bol rızık, huzurlu ve mutmain bir kalb, bol ve faydalı ilim, aydınlık ve nûranî bir kabir, kolay bir hesap ve Firdevs cennetinde geniş bir yer ihsan etmeni diliyorum. • [“Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Ben asla müşriklerden değilim.”] ALLAH’IM! Nebiy-yi Ümmî Efendimiz Hazreti Muhammed’e, tertemiz ve dupduru ehline, kerem ve iyilik temsilcileri olan ashâbına, Sen dâim oldukça devam edecek, Sen bâkî kaldıkça sürüp gidecek bir salât ü selâm ile salât ve selâm eyle. Âmîn! Âmîn!

Duanın Hâtimesi

ALLAH’IM! Senin fazlına, keremine ve ihsanına dehâlet ediyorum. “Bismillahirrahmanirrahîm”in kudretiyle kadrimi yücelt. Sadrıma genişlik ver. İşlerimi kolaylaştır. Hiç ummadığım yerlerden sürpriz şekilde maddî-manevî rızıklar ihsan et.

يَـا مَـنْ [هُـوَ (٣) ] كۤهٰيٰعۤصۤ , حٰمۤ ۝ عۤسۤقۤ

İzzetinin cemâli, heybetinin celâli, kudretinin izzeti ve azametinin ceberûtu hürmetine beni, “Onlara bir korku yoktur; onlar bir üzüntüye de uğramazlar.” müjdesiyle serfiraz kıldığın salih kullarından eyle.

Muhyiddîn İbn Arabî Hazretlerinin İ’tisam-ı Devri’l-A’lâ Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ey Yüceler Yücesi ALLAH’IM! Rubûbiyetinin sübûtu, samedâniyetinin azameti, ulûhiyetinin satveti ve vahdaniyetinin kudreti hakkı için huzurunda Sana yalvarıp yakarıyorum. ALLAH’IM! Senden, enbiya ve mürselîn şanı için, ârif kullarına açtığın fütûhâtı bizim için de açmanı diliyorum. Ne olur Allahım, her hâlimi bir nizam ile ıslah buyur. Fiillerimi güzelleştir. Beni fakirlik eleminden, belalardan, hakkımdaki acı hükümden ve şeytanın şerrinden kurtar. ALLAH’IM! Beni salihlerden ve lütuflar karşısında hep şükürle gerilen kullarından eyle. Bütün işlerimde intizam içinde olmayı benim için müyesser kıl. Hakkımda hayırlı olan muratlarımı gerçekleştir. Beni her türlü kötülük ve isyandandan uzak, bütün salih amellere de yakın tut. Kalbimi marifet ve amel-i salih ile nurlandır. Sen şüphesiz her şeye kâdir bir Kudreti Sonsuzsun Allahım! Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhisssalâtü vesselâm), aile fertlerine ve bütün ashâbına salât ve selâm eyle ve onların yüzü suyu hürmetine bizim dualarımıza yüce nezdinde icabet mührü vur. Bütün hamd ü senalar yalnız, yalnız Sanadır, ey Âlemlerin Rabbi olan Ulu Allahım!

DÖRDÜNCÜ FASIL

Muhyiddîn İbn Arabî Hazretlerinin Salâtü’l-Fevâtihi’l-Hakîka Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

ALLAH’IM! Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve âline, Senin sonsuz kemâlin ve onun kemâlinin büyüklüğü ölçüsünde salât eyle. ALLAH’IM! Senden, hoşnut olduğun ve murad buyurduğun en faziletli, en mükemmel salavât ile, bütün kulların ve bizim Efendimiz, tevhid ehlinin imamı, mezîd dairelerinin merkez noktası, levh-i esrar, nur-u envâr, bütün asırlarda yaşayan insanların sığınağı, ezel lisanıyla ebed minberlerinin biricik hatibi, nâsut âleminde lâhut nurlarının müstesna mazharı Hazreti Muhammed’e (aleyhisssalâtü vesselâm) salât eylemeni diliyorum. Bütün esmâ ve sıfâtınla, Sana, Senin inayetinle ve Senin nezdinde ibadet ü taatta bulunan O’dur. Senin ancak dostlarına layık gördüğün hususî cevher ve zinetlerle muhallâ ve müzeyyen müstesna kulun O’dur. Nübüvveti itibariyle eşi ve benzeri olmayan yekta-yı mutlak O’dur. Muhammediyet sırrıyla, ne zâhirde ne de bâtında yüce makamına yaklaşılması mümkün olmayan ferd-i mukaddes O’dur. O’dur ümmetinin rahmeti engin sahibi. O’dur ilmiyle de eşsiz seyyid ve efendi. O’dur, vehim zulmetlerini hak ve yakîn şualarıyla mahvedip silen. O’dur, nur-u mübîn ile şeytanların vesvese şüphelerini kökünden kesen. O’dur, en büyük şefaatçi, şefaati kabul edilen en kerîm elçi, en doğru ve sağlam yolun, en muhkem zikrin biricik sahibi. O’dur müstesna sevgili ve O’dur Hakk’ın en açık, en zâhir delili. Hakâik-i Ferdâniyye libaslarıyla mütecellî O’dur. Şuûn-u Rabbâniyye safvetiyle mütemeyyiz O’dur. Senin havl ü kuvvetinle eşya üzerinde tasarruf sahibi olan O’dur. Ademden vücuda çıkmaları hususunda, Senin kudretinle zerrât-ı kâinata el uzatıp yardım eden O’dur. Rahmanî ihtisasların kâbesi, Samedânî yakînin cadde-i kübrası O’dur. O, en müstesna kulların içinde, zâhir ve bâtın, Senin en faziletli kulundur. O, en büyük kulların arasında açık ve gizli, Senin en mükemmel kulundur. İnfial ve mahlûkiyet dairesinde kemâl noktasının nihaî zirvesini O tutar. Senin yarattıkların içerisinde birine “Vücut” ismi verilecekse buna en layık olan da şüphesiz O’dur. Söz ve fiillerde kaza ve kaderin mütenevvî tecellîlerini en güzel şekilde alıp kabul eden O, Senin mülkün olan bütün memleketlerinde en câmi’ zıllüllah O, Senden başka ne varsa hepsi üzerinde Senin ulvî füyûzâtından durmadan köpüren fazlın O’dur. Manevî istivânın mahalli O, Ehadiyet ve Samedaniyet hazinelerinin sırrı O, hem tafsîl hem de icmâl bakımından bütün âlemlere gönderilmiş olması hasebiyle daveti en şumüllü olan da yine O’dur. O’nun yüzu suyu hürmetine Sen hataları affeder, O’nun hatırına günahları bağışlar, O’nun hakkı için arz ve sema ehlini ihsanlara gark edersin. Mele-i A’lâ’yı O’na teşrifatçı eyledin. Evvel-âhir, dünyada ve âhirette O’nu sena ettin. O’nun hazinesine koyduklarından bütün varlığa infakta bulundun ama o, başta olduğu gibi, yine hep dolu olarak kaldı. O’na indirdiğin ve O’nunla gerçekleştirdiklerinle O’nu, en mukaddes makamların ve en nâdir kemâlâtın sahiplerine üstün kıldın.

ALLAH’IM! Mustafâ, müctebâ ve murtazâ kulun ve nebin, mukaddes davet yükünün kâimi, Senin hüccet ve delillerinin fasîh dili, Seninle, Senin inayetinle kullarını Sana getiren hidayet şehrâhının eşsiz rehberi, Senin izninle Senin huzuruna davet eden müstesna davetçi, Efendimiz Hazreti Muhammed’e salât eyle. Senin nurunun ufuklarında, butûn ve zuhûr feleklerinde her biri bir yıldız olan, hiç ayrılmadan hep Senin Nebî’nin kapısında duran, O’na olan ihtiyaçlarının şuuruyla yaşayan, O’nu çok seven ve O’nun tarafından sevilen, kurbuna mazhariyet için yarışan,yolunda canlarını ortaya koyan, her hallerinde getirdiği mukaddes kitabın ahkâmına tâbî olan, akâid-i hâkka üzerine kalblerini muhafaza buyurduğun, gönüllerini ve vicdanlarını Resûlü’nün hoşnutluğuna muhalif hallerden arındırdığın âl ü ashâbına , mirasçılarına ve kıyamet gününe kadar bihakkın onlara ittiba edenlere de salât ve selâm eyle Allahım! Âmîn!

BEŞİNCİ FASIL

Muhyiddîn İbn Arabî Hazretlerinin Salâtü’l-Kutb Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

ALLAH’IM! Bütün mahlûkatının en kâmili, arz ve semavat ehlinin seyyidi, en büyük nur, tılsımlı hazine, yekta cevher, engin sır, manası ve muhtevası itibariyle eşsiz, yaratılmışlar içerisinde bir misli ve benzeri olmayan Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) salât ve selâm eyle. Mesajı bütün çağları kuşatan İnsanlığın İftihar Tablosu O Şanı Yüce Nebî’nin zamanımızdaki ete-kemiğe bürünmüş, cemaat enginliğinde bir ferd-i ferîd, Cenab-ı Allah’ın kaza ve hükümlerindeki hüccet ve umdesi, O’nun mahlûkatına olan matmah-ı nazarı, insanlar arasında en doğru şekilde Hakk’ın ahkâmını uygulayan, ruhaniyetiyle ve nuraniyetinin nuruyla bütün âlemlere feyiz ifâza eden; kendisini meleklerin ruhlarına şahit tuttuğu, bütün varlık için bir emn ü eman olmak üzere BU ZAMANDA hususî payelerle serfiraz kıldığı, vücut dairesinin kutbu, sem’ ve şuhûd mahalli; hakkın mazharı ve sıdkın madeni olduğu için kâinattaki her zerrenin harekât ve sekenâtından haberdâr olan bu zamandaki halifesinden de razı ol. Ey geleceğinde zerre kadar şüphe olmayan mahşer gününde bütün insanları bir araya getirecek olan Yüceler Yücesi Allahım! Beni de ona kavuştur ve onunla bütünleştir. Ta ki, her iki cihanda ondan cüdâ düşmeyeyim. Hiçbir hâlde ondan ayrılmayayım. Her işte onun gibi olayım ve bunu yaparken de ona mümasil olma ve ötesine geçme mülahazasıyla değil de yine ona ittiba ve ondan istifade şuuru içinde bulunayım. ALLAH’IM! Kendileriyle dua edildiği zaman kabule vesile olan birbirinden güzel isimlerin hakkı için Senden dileniyorum: Beni birbirinden hoş ve güzel nimetlerinle sevindir. Bana Senden olan beklentilerimde haybet yaşatma. Beni haybet ve hüsrana uğramış bir kulun olarak huzurundan uzaklaştırma ve Senin hususî bir donanımla donatıp hükümlerini kendisiyle yeryüzünde tenfîz buyurduğun kullarının yanında bana hüsran yaşatma. Şüphesiz ki Sen, keremiyle ma’ruf bir Vâhid ü Kerîm, ben ise her zaman Senin inayet ve sıyanetine muhtaç bir abd-i fakirim. ALLAH’IM! Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), tertemiz, dupduru ehline, kerem ve iyilik temsilcileri olan ashâbına salât eyle ve onların hatırına dualarımı yüce katında kabul buyur.

Muhyiddîn İbn Arabî (k.s.) Hazretlerinin Salâtü’s-Sır Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Îcad, cûd ve vücudda ilk, her şahid ve meşhûdun fatihi, hazret-i müşahede ve şühûd, ayn-ı maksûd olan sırr-ı bâtın ve nur-u zâhir, âlem-i halk içinde ubûdiyette herkesin önünde, yüce ruh-u akdes, parlak nur-u ekmel, Hazret-i Ma’bûd’a karşı olan kulluğunu kemâliyle yerine getiren, ruhuma hazret-i rûhâniyetinden feyz akıtılan, nûrâniyetinin şuaları mişkât-ı kalbimi aydınlatan, Resûl-i A’zam, Nebiy-yi Ekrem, Veliy-yi Mukarreb ve Mes’ûd Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e (aleyhi ekmelüssalavât ve etemmütteslîmât) ve O’nun sırlarına hazine, nurlarına çerağ, kamerlerine matla’, hakikatlerine kenz; yaratılmışlara hidayet rehberi, iktida edenlere hidayet yıldızı olan ashâb-ı kirâmına çok salât ve selâm olsun. [“Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih ederim. Ben asla müşriklerden değilim.”]

وَحَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ، وَلَا حَـوْلَ وَلَا قُــوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ ، وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَــيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى أٰلِـهِ الطَّـيِّـبِـيـنَ الطَّاهِرِيـنَ وَصَحْبِـهِ الْكِرَامِ الْـبَـرَرَةِ أَجْمَعِينَ ، سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ۝ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ۝ وَالْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

[Meal: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir!”] Hakikî havl ve kuvvet yalnız Aliyy ü Azîm Allah’a aittir. Bir kez daha ve her zaman Allah’ın salât ve selâmı Efendimiz’in ve pırıl pırıl aile efradının, kerem mümessili ashâb-ı güzininin üzerine olsun.•[“İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün bâtıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberlere. Bütün hamdler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.”]

ALTINCI FASIL

İmam Ebu’l-Hasen eş-Şâzilî Hazretlerinin el-Hizbü’l-Kebîr Duası

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Efendimiz Hazreti Muhammed’e, paklardan pak, temizlerden temiz ehl-i beytine, her biri bir kerem ve iyilik timsali olan ashâb-ı güzîninin hepsine salât ve selâm olsun.

وَإِذَا جَۤاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِأٰيَاتِـنَا فَـقُـلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَـتَبَ رَبُّـكُمْ عَلَى نَـفْسِهِ الرَّحْمَةَۙ أَنَّـهُ مَنْ عَمِلَ مِنْـكُمْ سُۤوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّــهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

Meal: Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman onlara: ‘Selam sizlere!’ de! Rabbiniz merhameti Kendi Zâtına temel bir ilke edinmiştir. Sizden kim bilmeyerek bir günah işler de sonra ardından tevbe eder ve hâlini düzeltirse O’nun da Ğafur ve Rahîm (çok affedici ve merhametli) olduğunu bilmelidir.”

***

بَـدِيعُ السَّـمٰوَاتِ وَالْأَرْضِۘ أَنَّى يَـكُونُ لَـهُ وَلَـدٌ وَلَمْ تَـكُنْ لَـهُ صَاحِبَةٌۘ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ ۝ ذٰلِكُمُ اللهُ رَبُّـكُمْۚ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ ۝

لَا تُـدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ۬ وَهُوَ يُـدْرِكُ الْأَبْصَارَۚ وَهُـوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

Meal: “Gökleri ve yeri yoktan var eden O’dur. O’nun nasıl çocuğu olabilir ki Kendisinin eşi de yoktur. Gerçek şu ki; her şey O’nun mahlûkudur ve O her şeyi hakkıyla bilir. Rabbiniz Allah, işte bu vasıflara sahip olan Yüce Zâttır. O’ndan başka ilah yoktur. Her şeyi yaratan O’dur. O hâlde yalnız O’na ibadet edin. Her şeyin yönetimi O’nun elindedir. Gözler O’na erişemez. O’nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. (Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan) Latîf ve Habîr O’dur.”

***

[“حٰمۤ عۤسۤقۤ”] [“كۤهٰيٰعۤصۤ”] [“الۤرٰ”] 

رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّۘ وَرَبُّـنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَـعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ

Meal: “Ya Rabbî, adaletle hükmünü ver! Rabbimiz Rahman’dır, sizin bunca isnad ve iftiralarınıza karşı yegâne müsteandır.”

***

طٰهٰ ۝ مَۤا أَنْـزَلْـنَا عَلَيْكَ الْقُرْأٰنَ لِتَـشْقَىۙ ۝ إِلَّا تَـذْكِـرَةً لِمَنْ يَخْشَىۙ ۝ تَـنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلَىۘ ۝ اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى ۝ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَـيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّـرَى ۝ وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى ۝ اَللهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُـوَۘ لَـهُ الْأَسْمَۤاءُ الْحُسْنَى

Meal: “Tâ Hâ. Kur’ân’ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik. Yüce gökleri ve yeri yaratan tarafından onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden buyruklar hâlinde tedricen indirdik. O, Rahman’dır (Sonsuz merhamet ve şefkat sahibidir.), arşa çıkmış, (Hükmünü yürütmüştür). Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nundur. Bu, ikisi arasında olan, yerin altında olan da O’nun’dur. İster yavaş konuş, ister açıktan, O’na göre birdir. Zira O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. O’dur Allah, O’ndan başka yoktur ilah. En güzel isimler ve vasıflar O’nundur.”

***

Ey açık-gizli her şeyi görüp bilen Allahım! Sen en iyi bilirsin ki, ben cehaletle ma’ruf, Sen de ilimle mevsufsun. Ya Rab, ne olur ezelî ilminle bildiğin bu hâlime rahmetinle muamele et ve beni cehaletten kurtar. Ya Allah, ya Mâlik, ya Vehhâb! Hakkımızda Senin hoşnutluğuna vesile olacak nimetlerinden bize de mevhibelerde bulun. Bizi, her zaman fitnelerden koruyacak (manevî) urbalarla donat. Nezd-i Ulûhiyetinde, bizim için noksanlık sayılan her türlü masiva kirinden bizleri arındır.

يَا اَللهُ يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ يَا كَبِيرُ

Vicdanlarımıza yalnız Sana muhtaç bulunduğumuzu duyur ve bizi varlığa karşı ihtiyaç alâkalarından kurtar. Bize fakirlik ve zenginlikten hakkımızda hayırlı olanı ve Senin dostlarına yaraşanı lutfet Allahım! Her nefesimizde, yaşadığımız her lahzada bizi günahlardan koru. Senin kapıkulların olduğumuzu ve kulluk şuuru içinde hareket etmemiz gerektiğini lütfen ve keremen bize her zaman hatırlat. Bizi, yaşarken kâmil olarak yaşamamıza, Sana gelirken de kâmil olarak gelmemize vesile olacak Senin rahmet yağmurun olan ledünnî meârif ile feyizlendir.

Ey azamet tahtının biricik Sultanı! Hamd ü senalarla övülmeye, tekbîr u temcîdlerle şanının yüceliği her zaman ikrar edilmeye layık yegâne Rab Sensin. Dilediğini dilediğin gibi gerçekleştirmeye muktedir olan da yalnız Sensin. Sürurumuzun da hüznümüzün de ne ile, niçin ve nasıl olduğunu en iyi Sen bilirsin. Bizim hakkımızda gerçekleşecekler de, bizden sâdır olacaklar da hep Senin hükmündür. Hükmün de Senin muradına uygun şekilde gerçekleşir. Onun gerçekleşmemesini istemek bizim için sû-i edep sayılır. Biz, sadece en seçkin kulların olan peygamberlerini ve onların izinde yürüyen dosdoğru ve mümtaz kullarını te’yîd buyurduğun gibi bizleri de nezdinden bir ruh ile desteklemeni dileriz. Hiç şüphesiz Sen her şeye kâdirsin. Ey gökleri ve yeri yaratan, hem şehadet hem de gayb âlemlerini bilen Ulu Allahım! Kulların arasında olup biten meselelerde hükmü sadece Sen verirsin. Müjdeler olsun o kimseye ki, Seni bilip tanır ve hükmüne rızadâde olur. Yazıklar olsun o kimseye ki, Senin marifetinden mahrumdur. Hayır hayır, yazıklar olsun asıl o kimseye ki, Seni tanıyıp bildiği hâlde verdiğin hükümlere razı olmayıp isyan deryasına yelkenler açar.

YEDİNCİ FASIL

Ey her işini hikmetle icrâ eden Hakîm-i Mutlak! Sen bir topluluk hakkında zillet hükmü verdin, onlar azîz oldular. Tabii Senin gözettiğin hikmete mebnî izzet buldular. Onlar hakkında yoklukla hükmettin, onlar varlığa erdiler. Elbette Senin rahmetinle varlığa erdiler. YA RAB! Biz Senden, Senin mukaddes teveccüh ve nazarına mâni olacak izzete bedel, rahmetinin iltifatlarına vesile olacak bir zillet; Seninle aramıza perde gibi girecek bir zenginlik yerine de, muhabbetinin nurlarını celbedecek bir fakirlik dileriz. Hiç şüphe yok ki, Senin sevgine mazhar olanlar saadete erer, dizginlerini masivaya kaptıranlar da şekâvet derelerine yuvarlanırlar. Bizi saîdlere lutfettiğin mevhibelerinden hissedâr eyle Allahım ve şakîlerin düşe kalka yürüdükleri patikalara uğratma. ALLAH’IM! Bildiğimizi zannettiğimiz zararları, bildiğimizi zannettiğimiz yollarla üzerimizden savmaktan bile aciz kaldık. Hâl böyle iken, bilmediklerimizi nasıl savarız? Emreden de, nehyeden de Sensin. Emir ve yasaklarını gözetmelerine göre kullarını medheden de, zemmeden de yine Sensin. Sen kimi ıslah buyurursan o salih, kimi de -işledikleri günahlar yüzünden- dalâlete atarsan o da yoldan çıkmış bir müfsit olur. Bahtiyardır o kimse ki, Sen onu istemeden iğnâ edersin. Ve bedbahttır o insan ki, sürekli istemesine rağmen Sen onu mahrum bırakırsın. ALLAH’IM! Bizi de fazl u ihsanlarınla, istemekten müstağnî kıl. Devamlı isteyip durduğu hâlde mahrumiyet yaşayanlardan eyleme. Bizi mağfiret buyur ey gücü her şeye yeten Kudreti Sonsuz! Ey yakalayıp derdest etmesi pek çetin, Kendisine hiçbir elin ulaşmadığı, hiçbir gücün yetişmediği Hâkim-i Mutlak Cebbar, ey her şeyi kendi iradesine râm eden Kahhâr ve her şeyi yerli yerinde vaz’eden Hakîm! Mahlûkatının şerlerinden, yarattıklarının zulmetinden, nefislerin tuzaklarından, hasetçilerin kötülüklerinden Sana sığınıyoruz. Fahr-i Kâinat Efendimiz Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) dilediği gibi, biz de Senden dünyada ve âhirette izzet diliyoruz. Bize dünyada iman ve marifet izzeti, âhirette de likâ (kavuşma) ve müşâhede izzeti ver. Muhakkak ki Sen her şeyi işittiğin gibi bizim dileklerimizi de işitir ve onlara icabet edersin. Zira Sen her şeye her şeyden daha yakınsın.

ALLAH’IM! Her nefeste, her göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede, her lahzada ve Senin ezelî ilminde malum olan, gökler ve yerler sâkinlerinin her göz kırptıkları zaman diliminde Sana Âyetü’l-Kürsî ile teveccüh ediyorum.

اَللهُ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۚ اَلْحَـيُّ الْقَـيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۘ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِۘ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِـنْـدَهُۤ إِلَّا بِـإِذْنِهِ ، يَعْلَمُ مَا بَـيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ۤ إِلَّا بِمَا شَۤاءَۚ وَسِعَ كُرْسِـيُّـهُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَۚ وَلَا يَـؤُۧدُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

(Meal: “Allah o İlâhtır ki Kendisinden başka ilah yoktur. Hayydır, Kayyûmdur kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.”)

Senin nimetlerinin sınırsızlığına, kerem ve cömertliğinin hudutsuzluğuna, nurunun kemâline kasem ediyor ve Senden, bize meşîet, kudret ve ilim dairen içerisindekilerin en hayırlılarını lütfetmeni ve her türlü şerre karşı bizi koruyup kollamanı diliyoruz. Dinî hayatımızı kemâle, üzerimizdeki nimetlerini de tamama erdir. Bizi apaçık ve tastamam bir hikmet ile lütuflandır. Rızana muvafık temiz bir ömür sürmeyi ve güzel bir ölümle huzuruna varmayı nasip et. Ruhlarımızı bizzat kabzet. Yüce Zâtının nuru, kudretinin azameti ve fazlının güzelliğiyle, berzahta, öncesinde ve sonrasında Seninle aramıza başkalarının girmesine müsaade etme. Sen her şeye kâdirsin.

يَا اَللهُ يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ يَا حَلِيمُ يَا عَلِيمُ يَا حَكِيمُ يَا كَرِيمُ يَا سَمِيعُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبُ يَا وَدُودُ

Dünyadan ve kadınlardan gelen fitnelerin, gaflet ve şehvetin, insanlara zulmetmenin, kötü ve çirkin ahlâkın semtimize dahi sokulmasına ne olur müsaade etme. Mağfiret buyurup günahlarımızı yarlığa. Lütfunla ihtiyaçlarımızı karşıla. Kötülük ve zarar bulutlarını üzerimizden kaldır. Sinelerimizi gam ve kederden arındır. Bize çıkış yolları ihsan buyur; buyur ki, hiç şüphesiz Sen her şeye gücü yeten Kudreti Sonsuzsun. [“Ya Allah! (3 defa)”]

SEKİZİNCİ FASIL

يَا لَطِيفُ يَا رَزَّاقُ يَا قَوِيُّ يَا عَزِيزُ , لَـهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ

ALLAH’IM! Sen dilediğinin nasibini bollaştırır, dilediğin kimsenin payını da daraltırsın. Bizi Senin rahmetine ulaştıracak nasibimizi bollaştır Allahım! Bize şefkatinle muamele buyur ve bizi azabından koru. Hilmini göster ve affınla sarıp sarmala. Dostlarının âkıbetlerine saadet mührünü vurduğun gibi bizim âkıbetimizi de mes’ûd eyle. En hayırlı ve en bahtiyar günlerimizi Sanakavuştuğumuz günler eyle. Dünya hayatımızda bizi şehvet ateşinden koru. Fazlınla muamele buyurup rahmet meydanlarına al bizi. Nurundan ismet (günahlardan sıyanet) libasları giydir bize. Aklımızı, ruhumuzu ve nefsimizi Sana kulluğumuzda her zaman bizimle beraber eyle. [“Ta ki Seni daha çok tesbih ve tenzih edelim. Ve Seni daha çok analım. Aslında Sen bizim bütün hallerimizi hakkıyla görmektesin.” ] Bize müşahede ile beraber mükâleme lutfet. Kulaklarımızı ve gözlerimizi aç. Biz zaaflarımızın muktezası olarak Seni unutursak, ne olur, Sen bize unutma muamelesi yapma ve Seni en güzel andığımız zamanlarda nasıl anıyorsan bizi, unuttuğumuz zaman da öyle an. Biz isyan etsek de sen merhamet et. İtaat ettiğimizde nasıl merhamet ediyorsan, isyanda bulunduğumuzda da öyle merhamet et. Gelmiş geçmiş bütün günahlarımızı yarlığa. Bize lütufta bulun ve Seninle aramıza hiçbir şeyin girmesine müsaade etme. Allahım, şüphesiz ki Sen her şeyi en iyi şekilde bilensin. Ey zikri kalblerin yegâne itmi’nan vesilesi olan ALLAH’IM! Bârigâh-ı İzzet’inden, her zaman zikrinle ıslak diller, şükür nimetine ermiş gönüller, taatin için her zaman emre âmâde bedenler ve Resûlünün lisanıyla bizlere müjdesini verdiğin, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, beşer hayalini aşkın sürpriz hediyeler dileniyoruz. Bizi meccanen iğna buyur. Bizi dostlarının iğnasına vesile ve onlarla Allah düşmanlarının arasında bir perde eyle. Rabbim, muhakkak Sen her şeye gücü yeten bir Kâdir-i Mutlaksın. ALLAH’IM! Senden, Senin lütf u kereminden hayatımızın bütününü yönlendirecek güçte bir iman.. hep saygı ve haşyetle çarpan bir kalb.. kendisiyle amel edip faydalanabileceğimiz bir ilim.. istikametten kıl kadar dahî ayrılmamıza müsaade etmeyecek doğrulukta bir yakîn.. Din’in vaz’ettiği prensipleri en ince detaylarına kadar tatbik edeceğimiz bir ömür.. her zaman her türlü beladan emin olabileceğimiz şekilde tastamam bir afiyet; ikram ve ihsanından gelecek bu afv ü afiyete mukabelede bulunabileceğimiz enginlikte şükür hisleri, insanlar karşısında serfürû ettirmeyecek ve onlara el açtırmayacak kadar da istiğna duygusu istiyoruz. Rahmet, re’fet, merhamet ve şefkati sonsuz ALLAH’IM! Engin hazinelerinden tevbe-i kâmile, mağfiret-i şâmile, muhabbet-i câmia, içten, samimi bir dostluk, mağfiret-i vâsia, parıl parıl parlayan nurlar, şefaat-i kübra, hüccet-i bâliğa ve yüksek dereceler dileniyoruz. Lütuf mevhibelerinle bizi günah zincirlerinden âzâd eyle ve azabının mahbusu olmaktan koru. Ya Rab! Senden, bize tastamam ve devamlı bir tevbe hissi bahşetmeni diliyor, günahlardan ve o günahlara götüren yollardan Sana sığınıyoruz. Ne olur, o günahların hayalleri bile zihnimize düşmeden ruhlarımıza Allah korkusunu duyur. Günaha götüren yolların aklımıza düşmesine fırsat verme. Düştüğümüz günahlardan kurtulmamız için de bize yardım et. Bilerek ya da bilmeyerek içine girdiğimiz günahların yalancı lezzetlerini kalblerimizden silip süpür ve bütün isyanları bize kerîh göster. Onlara bedel gönüllerimize günahlardan uzak durmanın hakikî lezzetini duyur. Kerem, cömertlik ve af deryalarından başımızdan aşağıya tecellîler yağdır. Yağdır ki, isine pasına bulaşmadan selâmetle bu dâr-ı dünyadan çıkabilelim.

DOKUZUNCU FASIL

RABBİMİZ! Bize mevt esnasında şehadet kelimesini şuurlu olarak söyleyebilmeyi nasip eyle. Dehrin şiddetli hâdisâtı karşısında bize, sevenin sevdiğine gösterdiği muameleyi göster. Fani dünya hayatının gam ve tasalarına bedel, gönlümüze Cennet nimetlerinin revh u reyhanını duyur. Ya Rabbelâlemîn, evvela Sen içimize tevbe hissini at ki, bizim tevbemiz onun peşinden gelebilsin. Nasıl Âdem (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) Senden bazı kelimeler öğrendi ve onlara göre hareket ettiyse, bize de öyle öğrenmeyi ve öğrendiklerimizle amel etmeyi müyesser kıl. Tâ ki, insanlığın atası o masum peygamberi tevbe ve salih amellerde kendimize örnek alabilelim. Yanlışta inat ve ısrar gibi şeytânî amellerden ve haddini bilmezlerin başı olan İblis’e benzemekten bizi uzak tut. Günahlarımızı sevdiğin kullarının günahları gibi kabul et. Hasenâtımızı buğzuna istihkak kesbetmiş kullarının haseneleri gibi sayma. Sen kulundan hoşnut değilsen hasenenin kula ne faydası olabilir ki! Sen razı isen seyyienin insana ne zararı dokunabilir ki! YA RAB! Sen bizim hep havf ve reca, korku ve ümit arasında hareket etmemizi murad buyurdun. Ne olur, merhamet et ve bizi korktuklarımızdan emin eyle. Umduklarımızda bize haybet ve hüsran yaşatma. Dilediklerimizi ve dilendiklerimizi ihsan buyur. Biz isteme durumunda değil iken, bize imanı bahşeden de başkası değil Sendin. Ferman buyurdun, bize (imanı) sevdirdin, (onu kalblerimizde) güzelleştirdin, (küfür, isyan ve fıskı bize) kerîh gösterdin. Lisanlarımıza murad-ı Sübhanîni söylettin.

(3) فَنِعْمَ الرَّبُّ أَنْتَ

(Meal: Sen ne güzel Rabsın! (3 defa)”])

Bize olan nimetlerinden dolayı Sana sonsuz şükürler ediyor, bizi mağfiret buyurmanı, ihsan ettiklerini geri almak suretiyle cezalandırmamanı, nimetlerinden, onlara şükürle mukabeleden ve hoşnutluğundan mahrum etmemeni diliyoruz.

Yüce ALLAH’IM! Biz kapıkullarını Senin kaza ve kaderine karşı her hâl ü kârda rıza gösterme ufkuna eriştir ve kulluğun zorluklarına katlanıp ibadet ü taatten ayrılmama, günah yolunun nefse hoş gelmesine mukabil ma’siyetlere düşmeme, bizim için ar ve kusur sayılabilecek ve bizi Senden uzaklaştıracak beşerî bir kısım arzulara kapılmama istikametinde sabrımızı enginleştir. ALLAH’IM! Bizi imanın hakikatine ulaştır, ulaştır ki Senden başkasından korkmayalım, kimseden maddî-manevî bir şey beklemeyelim, Senden gayrı hiçbir şeyi zâtından dolayı sevmeyelim ve yine Senden başka hiç kimsenin önünde eğilmeyelim. RABBİMİZ! İçimizde nimetlerine karşı şükran hislerini artırdıkça artır.. bizi afv ü afiyet ridasıyla sarıp sarmala.. yakîn ufkumuzu genişletmek ve tevekkül hissimizi artırmak suretiyle bize yardım et.. simalarımızı sıfât-ı sübhaniyenin nurlarıyla aydınlat.. bizi kıyamet gününde dostlarının arasında haşr ü neşreyle.. o gün bizim de yüzümüzü güldür.. ailemizi, evlâd ü iyâlimizi ve gönlü bizimle olan bütün dostlarımızı rahmetinle kuşat ve ey dualara icabet eden Sultanlar Sultanı Rabbimiz, ne bir lahza ne de daha kısa bir süre bizi nefsimizle baş başa bırakma! Ey ululuğuyla beraber bize bizden daha yakın olan, celâl ve ikram sahibi, geceyi ve gündüzü kuşatan Rabbim! Her biri Seninle aramda kalın birer perde olan günahların sinemde meydana getirdiği gam ve tasayı Sana şikâyet ediyor, şayet Sen merhametinle muamele etmezsen gelip beni bulacak hesabın zorluğundan ve azabın şiddetinden de yine Senin rahmet ve şefkatine iltica ediyorum. ALLAH’IM! Ben de Senin Yunus peygamberin gibi,

لَۤا إِلٰهَ إِلَّۤا أَنْتَ سُبْحَانَكَ۠ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

[Meal:“Ya Rabbî! Senden başka yoktur ilah. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!”] derim. Kulun Yakub peygamber derdini Sana şerhettiğinde Sen onun hüznünü gidermiş, görme hislerini yitiren gözlerine şifa ihsan etmiş ve o hüzünlü nebîyi bir kere daha evlatlarıyla buluşturmuştun. Nuh nebî kapının tokmağına dokunup nida ettiğinde Sen onun tasalarını da izale etmiştin. Yine Hazreti Eyyub’un çağrısına cevap vermiş, üzerinde dönüp dolaşan belaları def ü ref’ edivermiştin. Yunus aleyhisselâma da aynı re’fetle muamelede bulunmuş, onun gam ve tasasını da sinesinden söküp atıvermiştin.

ON’UNCU FASIL

YA RAB! Hakkında sebeplerin bütünüyle sukût ettiği bir zamanda Zekeriya peygamberi kendi sulbünden bir evlatla sevindiren Sen; Resûl’ün İbrahim aleyhisselâmın hâlini görüp onu Nemrutların tutuşturduğu ateşlerden koruyan Sen; kavmini darmadağın eden azaptan Hazreti Lut aleyhisselâmı ve ehlini kurtaran da yine Sendin! ALLAH’IM! İşte ben, Senin aciz benden, yüce dergâhına iltica ediyorum. Beni ne kadar azaba maruz bıraksan bilirim ki hepsine müstehakım. Fakat sayılamayacak kadar çok ve dağlar kadar devâsâ cürümlerime rağmen, o enbiya kullarına merhamet ettiğin gibi bana da merhamet edersen, o da doğrusu Senin şanına pek yaraşır. Yüce ALLAH’IM! Senin keremin ve affediciliğin sadece Sana ibadet ü taatta bulunan ve Sana yönelen kullarına mahsus değildir. Bilakis, Sen gazabına sebkat etmiş, onun önüne geçmiş merhametinle ve ezelî takdirinle Sana isyan eden ve dergâhından uzak duran kullarını bile dilersen bağışlarsın. Evet, ya Rabbî, Sen fazlına hudud olmayan yegâne kerem Sahibisin ve Senin keremin geldiğinde sadece ehl-i ihsanı değil ehl-i isyanı da içine alır; alır çünkü Sen Yüceler Yücesi ve Merhametliler Merhametlisisin; bize, bize kötülük yapanlara iyilikle mukabelede bulunmamızı emrettiğin gibi, Sana karşı kusur üstüne kusurlara bulaşan bu âsî ve mücrim kullarına ihsan ve lütufta bulunacak da yine Sensin!

رَبَّـنَا ظَلَمْنَۤا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَـنَا وَتَرْحَمْنَا لَـنَـكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ (٣)

[Meal: “Ey bizim Rabbimiz, biz kendimize çok yazık ettik. Şayet Sen günahlarımızı örtüp bize merhamet buyurmazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz. (3 defa)”]

 [ يَا اَللهُ (3) ]

يَـا رَحْمٰنُ يَـا رَحِيمُ يَـا حَيُّ يَـا قَـيُّومُ

 [ يَـاهُو (3) ]

Ya Hû! Biz her ne kadar Senin rahmetine layık olmasak da, herkes gibi bizi de kuşatmak Senin sonsuza kadar uzayıp giden rahmetinin şanındandır. Ey Rabbimiz, ey bizim Rabbimiz, ey Mevlâmız! Ey isyankâr kullarına bile merhametle muamele buyuran biricik Ma’bûd! [“Bize de rahmetinle muamele eyle! (3 defa)”]

يَا رَبُّ يَا كَرِيمُ يَا بَـرُّ يَا رَحِيمُ

Biz kullarına da merhamet et. Sen O Ulu Zâtsın ki,[ “O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.”] RABBİM! Senden imanımızı artırmanı ve muhafaza buyurmanı diliyoruz. Öyle bir iman ki, bir kalbe yerleşince, daha o kalbde rızık endişesi ve başkalarından korku kalmaz. Yakınlığını öyle duyur ki Allahım, Halîlin Hazreti İbrahim’in (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) gözünden nasıl kalkmışsa perdeler, bizim gözlerimizden de bir bir öyle kalksın. Sen dilemedikçe sevdiklerinden bir fayda göremeyen insan, Sen dilemezsen düşmanlarından nasıl bir zarar görebilir ki? Asla. Beni yakınlığınla serfiraz kılıp nefsimden cüdâ tut Allahım! Tut ki, yalnız Seni görüp Seni duyabileyim. Sen hiç şüphesiz her şeye her zaman gücü yeten Kâdir-i Mutlaksın.

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَـثًا وَأَنَّـكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ۝ فَتَعَالَى اللهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ ۝ وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللهِ إِلٰهًا أٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّـهِ ، إِنَّـهُ لَا يُـفْلِحُ الْكَافِرُونَ ۝ وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

[Meal: “Bizim sizi boşuna yarattığımızı, bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız? Öyleyse artık şu gerçeği bilin ki Allah yüceler yücesidir. Gerçek hükümran O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Pek değerli arşın Rabbidir. O halde, kim tanrılığını ispat eden hiçbir delili olmamasına rağmen, Allah ile beraber başka bir ilaha taparsa, âhirette Rabbinin huzurunda hesabını verecek, cezasını çekecektir. Şurası muhakkak ki kâfirler asla iflah olmazlar. Öyleyse (ey Resûlüm ve ey mümin!) Sen şöyle dua et: Ya Rabbî, Sen bizi affet, Sen bize merhamet et. Zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin Sen!“]

هُوَ الْحَيُّ لَۤا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَـهُ الدِّينَۘ اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

[Meal: “Tam manasıyla diri olan yalnız O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse ibadeti gönülden olarak ve yalnız O’na yapın, yalnız O’na yalvarın. Bütün hamd ve övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır.” ]

إِنَّ اللهَ وَمَلٰۤئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۘ يَۤا أَيُّهَا الَّذِينَ أٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

(Meal:“Muhakkak ki Allah ve melekleri şanı yüce O Peygamber’e hep salât (rahmet ve sena) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.”)

Ey kullarının içtenlikle yerine getirdiği duaları karşılıksız bırakmayan Yüceler Yücesi RABBİMİZ! Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ve salât ü selâm eylediğin gibi, Nebiy-yi Ekrem Efendimiz Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) ve âl-i beytine de salât ü selâm eyle. Onlara da rahmet ve bereketle muamelede bulun. Şüphe yok ki, Hamîd ü Mecîd, her türlü senaya layık Yüceler Yücesi biricik Zât yalnız Sensin. ALLAH’IM! Hazreti Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali Efendilerimizden, Hasan, Hüseyin (radıyallahu anhum ecmaîn) Efendilerimiz ve muhtereme ve mükerreme vâlideleri Fâtımetü’z-Zehrâ’dan (radıyallahu anhâ), bütün ashâb-ı güzînden, müminlerin değerler üstü anneleri olan ezvâc-ı Nebî’den, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn hazerâtından, yevm-i kıyamete kadar ihsan şuuru içerisinde onlara tâbi olanlardan da razı ve hoşnut ol.

ALLAH’IM!

وَلَا حَوْلَ وَلَا قُـوَّةَ إِلَّا بِاللهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، وَالْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Yakaran Gönüller

Bu yazı 736 kez okundu