25-Uyum Tesellisi

Müminle dünya arasında hep bir uyumsuzluk olmalıdır. Çünkü dünya mümin için bir gurbettir, onu Cenab-ı Hakk’tan koparmış olan bir yerdir. Onun dünyaya meyletmesi, ondan hoşlanması, onun sistemine yürekten ayak uyduruyor olması, gurbeti vatan telakki etmesi anlamına gelir ki, hayra alamet de ğildir bu hal. Mümin, dünya ile arasındaki mesafeyi korumalı ve aralarındaki mukaddes uyumsuzluğu devam ettirmenin yoluna bakmalıdır. Bu uyumsuzluğu ya mümin kendi iradesiyle inşa eder veya Cenab-ı Hakk musibetler aracılığıyla bunu tesis eder. Eğer hastalıklar ve musibetler kıymetli olmasalardı, Cenab-ı Hakk sevdiği kulları olan peygamberlerine ve velilerine onları ziyadesiyle yaşatmazdı. Öyle ki, Hz. Aişe annemiz, Peygamberimizden daha şiddetli acı çeken birisini görmediğini ifade etmiştir (Buhari).

Ebu Said el-Hudri, Resulullah Efendimizi hastayken ziyaretine gidip, Onun ne büyük acılara katlandığı nı bizzat müşahede etmiş ve şunu anlatmıştır: ”Elimi üzerine koydum, hararetini, yorganın üstünden bile hissediyordum. ‘Ey Allah’ın Resulü, hararetiniz çok fazla’ dedim. O (sav) ‘Biz peygamberler işte böyleyiz. Musibetler bize kat kat gelir, buna mu kabil mükafatları da kat kat verilir’ buyurdu. Bunun üzerine, ‘Ey Allah’ın Resulü! İnsanların en çok belâya maruz kalanları kimlerdir?’ diye sorduğumda, ‘Peygamberlerdir’ buyurdu. ‘Sonra kimlerdir’ diye sordum. ‘Sonra salihler!’ buyurdu ve şu açıklamayı yaptı: Onlardan biri fakirliğe öylesine müptela olur ki kendini örten bir abadan başka bir şey bulamaz. Onlar, sizin bolluğa sevindiğiniz gibi belaya sevinirler” (İbn Mace, Fiten, 23).

Mevlana Hazretleri der ki, ”Dünya bir ağaçtır. Bizler de bu ağacın yarı ham, yarı olmuş meyveleri gibiyiz. Ham meyveler ağacın dalına iyice yapışır; oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köşke ve saraya layık değildir. “İşte kamil mümin de dünyayla gönül bağı zayıf ve ondan kopmaya daima hazır insandır. İnsanların zalimlerden şekva ettiğini duyan Mevlana Hazretleri, “Kasaplar pazarında hiç köpek kesiyorlar mı? Kesilmek zahmetine katlanan hep koyunlardır” diyerek, kıymetli olanın dünyada hep eza ve cefa içerisinde olduğuna vurgu yapar ve bir başka yerde şunları söyler: “Müminlerin nişanı kırık ve mağlup olmalarıdır. Ama o kırıklıkta bir güzellik var. Misk şişesi kırılırsa ortalığı güzel koku kaplar. Eşek tezeğini kırsan, burnunu tutarsın” (Mesnevi, Cilt 3).

Yine bir sufi, “Hakikat ehlinin alameti bela içinde olmasıdır” demiştir. Dünya duyguların hedefi değil, bir araçtır. Dünya bir köprüdür. Muhyiddin-i Arabi, “Köprülerin üstüne ev kurulmaz” der. Kişi misafirliğini anlar, gerçek görevi olan kulluğa yönelirse, aşırı önemsediğinde onu yutmaya başlayan dünyanın sıkıntılı işleri, onları hafife alması sebebiyle yoluna girmeye başlar. Zira, Allah Teala dünyaya, “Ey dünya! Senden kaçanın peşinden koş. Sana hizmet etmeye çalışanı hizmetine al, köle yap, sana bakanlara şirin görün” diye emir vermiştir (İmam Gazali, Kudsî Hadisler).

Musab b. Sa’d babasından rivayetle anlatıyor; ”Dedim ki: Ya Resulallah, insanların belası en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki: Peygamberler ve sonrada derece derece müminlerdir. Kişi dini nispetinde bela görür. Dini kuvvetli ve sağlam ise belası ağır olur. Dininde zayıflık söz konusu ise dini kadar bela görür. Bela insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz” (Tirmizi, Suyûti).

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 21 kez okundu