Musibetlerin kaynağı insanın hataları ve günahları olsa dahi bu durum, musibetlerin birtakım nimet ve ödüllere sebep teşkil etmeyeceğini göstermez.
Musibetin birinci hediyesi, başa gelmesine sebep olan günahın affedilmesidir. İkinci hediyesi, gelecekteki başka nimet ve ödüllerin başlatıcısı olmasıdır. Üçüncüsü, gelmesi mukadder olan bir nimete engel olan o günahın ortadan kalkmasıyla, kader yollarında takılmış o nimetin insana doğru yeniden yola çıkmasının sağlanmasıdır. Dördüncüsü, musibetin günaha denk gelen cezadan fazla olması durumunda, birtakım yeni nimetlerin önünü açacak olmasıdır. Her durumda musibetin varlığı eski hatayı siler; kaçırılmış nimetin önündeki engeli kaldırır ve insana yeni birtakım nimetlerin kapılarını aralar. Musibetin beşinci hediyesiyse şudur; Bazen kabz yani daralma uzun sürer. Ama zaman gelir birçok insanın bedel ödediği, bir yanlış yapıp on ceza çektiği zamanlarda o bedel ödemez, ceza çekmez. Çünkü önceden ödediği bu bedeller sonrasında çekmeyi hak ettiği başka cezaları ortadan kaldırmıştır. Cezaya müstahak olduğu yerler de hep af tecellisiyle karşılaşmaya başlaması bu yüzdendir. Bu hediyelerden en büyüğü ise dünyada çok bela çeken insanın ahirette çekmemesindeki yüksek olasılıktır ki, bundan daha büyük müjde ne olabilir?
Hakka yakın kulların ödül saydığı musibetler, Rabbinden kopuk yaşayanlarınsa musibet saydığı ödüller vardır. İşin gerçeği, insan Allah’a yaklaştıkça başına gelen olayların şekli ve niceliği değişmese bile, niteliği değişmek zorunda kalacaktır. Aslı değişmese bile vasfı değişecektir. Nehrecuri’ye göre kul, yakınin yani kurbiyetin hakikatine tam olarak ulaştığında, onun nazarında belalar nimet, rahatlık ise musibet halini alacaktır. Musibetin en değerli hediyesiyse Allah’a yakınlıktır. Allah’ı bulmuş bir insanın, her şeyini kaybetmiş olması dahi önemsizdir. Allah’ı bulan neyi kaybetmiş, Allah’ı kaybeden neyi bulmuştur? Musibetzede her ne kaybetmiş olursa olsun, öncelikle Rabbine yakınlık gibi büyük bir şerefi kazanmıştır. Kaybettiklerinin en büyük telafisi de budur. Hazinelerin değerli olanları harabelerin içerisine gömülüdürler. Hazine, harabenin kim bilir neresinde? Yemeğin bereketinin hangi parçasına inmiş olduğu belli olmadığı için, bereket belki son lokmada gizlidir. Hazine musibetin, başın da, ortasında veya sonunda saklı olabilir. Hazine, musibetin sebebinde veya sonucunda gizli olabilir. Hazine, musibetin kazandırdığı sevapta veya insanı kurtardığı günahta saklı olabilir. Hazine, musibetin zahirinde veya batınında olabilir. Zamanının seçiminde veya zamansızlığında olabilir. Hazine musibetin biçiminde veya anlamında olabilir. Hazine bazen de musibetin ta kendisidir.
Marcel Proust der ki, “Gerçek yolculuk yüzlerce ülkeyi aynı gözlerle dolaşmak değil, aynı ülkeyi yüz değişik gözle görebilmektir.” Biz de kederimize yüzlerce farklı gözle bakabilirsek, çok farklı anlamlara erişebilir, değişik hazinelerle karşı karşıya kalabiliriz. Gerçek bu olsa dahi, “Bizler ki ıstırapları heba edenlerdik” diyen Rilke’nin çektiği fotoğraf daima geçerlidir.
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu