Musibetlerin hikmetlerinden bir diğeri de nefsin terbiye edilmesi ve üst mertebelere yükseltilmesidir. Nefis mertebelerinden en aşağıda olanın, kötülük işlemekten lezzet alan ve bundan pişman olmayan ‘nefs-i emmare’nin ıslah olması ve diğer mertebelere çıkarılması kısmen musibetler sayesinde olmaktadır. Efendimiz (sav) buyururlar ki,
“Şayet kula, Allah’ın katında, ameliyle ulaşamayacağı bir derece takdir edilmişse, Allah onu bedeni, çocuğu veya malı ile sınar. Sonra Allah, kendisine takdir edilen dereceye ulaşması için ona sabır verir. ” (Ebu Davud, Cenaiz, 1)
“Kula bir diken batması ve ondan daha büyük herhangi bir şey isabet etmez ki, bu yüzden Allah onun mertebesini bir derece yükseltmiş ve/veya bir günahını silmemiş olsun. “ (Müslim, Birr, 46-47)
Yaşanan her olumsuzluk acı bir ilaç gibi nefsi iyileştirmekte veya bir ameliyat gibi onu hastalıklardan kurtarmakta, temizlemekte ve onu asli tabiatına döndürmektedir. Dönülen bu tabiat ise, ‘her insan İslam fıtratı üzerine doğar’ hadisindeki hakikatin ta kendisidir. Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah, sizin içinizde olanı açığa çıkarmak ve kalplerinizi her türlü vesvese ve kirden arındırıp pırıl pırıl yapmak içindir ki bunları başınıza getirdi ” (Al-i İmran, 154). Metallerin farklı sıcaklıklarda erimeleri gibi, her insanın nefsi de farklı derecedeki bela ve dertlerle yumuşar ve kişiye zararlı olmaktan çıkıp ona faydalı bir hizmetkara dönüşür. lcarus’un dediği gibi; “Bazen firtınalar iyi gelir insana. Tekneyi biraz yıpratır ama güvertende hiç pislik kalmaz.”
Kişinin başarı üstüne başarı kazandığı, herkesin onun yüzüne güldüğü, ona iltifatlar yağdırdığı dönemlerde enaniyet ve nefs hakim duruma gelir ve birlikte sahibini hastalıklı ruh hallerine sürükleyebilirler. Ama işler tersine dönüp insanlar ve hadiseler sağlı sollu ona çarpıp geçmeye başladığında tedavi süreci devreye girmiş ve manevi yolculuk hızlanmış demektir. Bu sebepten olsa gerek maneviyat büyükleri daima rahattan kaçmış, hayranlarının olduğu, tebriklerin yağdığı, alkış tufanlarının koptuğu daha doğrusu yüksek mertebelerinin ifşa edildiği yerlerden kaçarcasına uzaklaşmışlardır. İrşat vazifesi için Bursa’ya yerleşen Şeyh Hamid-i Veli’yi hatırlayalım. Çilehanenin yanına yaptırdığı fırında pişirdiği ekmekleri sokak sokak dolaşarak ‘somunlar, müminler’ nidasıyla insanlara dağıttığından dolayı adı ‘Somuncu Baba’ olarak bilinir. Yıldırım Beyazıd Niğbolu zaferini kazanınca, ‘şükür nişanesi’ olarak Bursa Ulu Camii’ni yaptırır. Ulu Cami’nin açılış hutbesini okuması için Somuncu Baba ikna edilir. Hutbede, Fatiha Suresi’ni yedi nefs mertebesine göre ayrı ayrı yorumlayan Somuncu Baba’ya padişah başta olmak üzere tüm cemaat hayran olur. Bu hadiseden sonra manevi halleri ve bilgelik yönü şehirde çok konuşulmaya başlanan Somuncu Baba şöhretten sakındığı için talebeleriyle birlikte Bursa’dan ayrılır ve Aksaray’a yerleşir.
Gayret ve azmi sayesinde yaşadığı devrin en büyük alimi kıvamına eren İmam Gazaliyse, Tus’tan ayrılıp Bağdat’ta, Nizamiye medresesine gelir. Burada Nizamülmülk‘ün dikkatini çeker. Nihayet en yüksek payeye erişerek Nizamiyye medresesinin baş müderrisliğine tayin edilir. Dört yıl süren Nizamiye baş müderrisliği esnasında itibarı ve nüfuzu olabilecek en yüksek seviyededir. Devlet büyükleri nezdinde hürmet ve saygı görmektedir. İşte bu sıralarda İmam Gazali’de bir dönüşüm gerçekleşir ve herkesin özenerek baktığı zirvedeki halini, aldatıcı, oyalayıcı ihlassız bir hal olarak görmeye başlar. “Baktım ki, Allah rızası için değil, mevki ve şöhret hissiyle hareket etmişim. Bu halimle uçurumun kenarına kadar gelmişim. Eğer durumu mu düzeltmek için harekete geçmezsem ateşe yuvar/anacağıma kanaat getirdim” der ve vazifesinden istifa ile Şam’a doğru yola çıkar. Mana büyüklerini ziyaret edip, tasavvuf ehlinin hallerini inceledikten sonra Şam’ın meşhur Camii Emeviye’sinin geniş minaresi içinde inzivaya çekilir ve bu inziva on bir yıl sürer. Burada uzun yıllar kimse tarafından tanınmaz ve caminin süpürgecilerinden biri gibi hayata devam eder. Dünya ve nefs adına her şeyin olumlu gittiği durumlar, manevi ilerlemeye yani terakkiye engel olduğunu bilen kamiller için, seçim daima dertten ve meşakkatten yana yapılmıştır.
“İyi insanlar, bir musibet geçirdikten sonra daha da iyi olurlar.” -Frederic Amiel
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu