45-Doğa Tesellisi

İnsanın yapmaya çalıştığı çabaladığı tek şey, başına gelen gelebilecek musibetleri azaltmaya çalışmak ve onları ortadan kaldırmaya uğraşmaktır. Peki, bu başarılabilir mi? Tehlikelerin sayısızlığı çokluğu ve insanın mutlak zayıflığı bu konuda ümit kırıcıdır. Psikolojik bir rahatsızlık birden aniden gelip bizi bulabilir. Umduğumuz şeylerde konularda hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Her an karşımıza aklımızdan dahi geçmeyen belalar aniden dikilebilir. Her şey yolunda giderken, öyle bir haber alırız ki, duygu dünyamız alt üst olabilir. Durduramaz insan, hayatın elinde olmayan akışını. Bir yerini tutsa, bir başka tarafı düşüp parçalanır. Bu durumda insana düşen şey, bütün tehlikeleri ortadan kaldırmaya çalışmak gibi anormal bir çabanın içine girmek değil, hayatın içindeki hadiselerden daha az etkilenmenin, olumsuz etkileri olumluya çevirmenin yollarını öğrenebilmektir.

İnsanın başına gelebilecek musibetler nitelik ve nicelik bakımından bir taşın başına gelebileceklerden pek fazladır. Bunun sebebi şudur: Bir taşta Allah’ın Halık, Malik gibi birkaç ismi tecelli ederken insanda bütün esma değişik nispetlerde tecelli etmektedir. İnsan cami yani kapsayıcı bir varlıktır oysa taşın bir camiiyeti yoktur. İnsanın ihtiyaçları sınırsız, taşınki sınırlıdır. Taş ne havaya muhtaçtır, ne güneşe, ne de yürümeye… Taş, etrafındaki birkaç varlıkla ilişkiliyken, insan midesi üzerinden bütün gıdalar alemiyle, gözü üzerinden görüntüler alemiyle, kulağı üzerinden sesler alemiyle, aklı vasıtasıyla düşünceler alemiyle, kalbi aracılığıyla bütün manevi alemlerle ilişki içerisindedir. İnsanın bu sınırsız ilişki ve ihtiyaçlarının her birinin giderilmesi ayrı bir İlahi ismin tecellisiyle olacağından, başından geçecek olayların da her birinin bu yüzden farklı olması gerekecektir. Anaokulundaki öğrencilerle, doktora yapmakta olan öğrencilerin karşılarına çıkan eğitim tarzının farklı olması gerektiği gibi; bir taşın yaşayacağı zorluklarla, kainatın özü ve özeti olan insanın yaşayacağı zorlukların aynı olması beklenemez.

Kur’an-ı Kerim’de ”Allah fesadı sevmez” buyrulur (Bakara, 205). Fesadın anlamı bir şeyin doğasını bozmak, onu yerinden etmek, o şeyin tabiatına müdahale etmektir. Hastalık, keder ve hüzünler de insanın doğasıdır. Bunların hiç olmamasını dilemek, insanı tabiatından koparmak istemektir. Eşya bozularak fesada uğrarken, insanın bozulması onun keder ve hastalıklardan koparılmış bir varlık tahayyülünde gerçekleşecektir.

Aurelius, Düşünceler’de şöyle der: “İnsanın başına insan için doğal olmayan hiçbir şey gelemez. Ne bir öküzün başına, öküz için doğal olmayan bir şey, ne asmanın başına asma için doğal olmayan bir şey, ne de bir taşın başına taş için doğal olma yan bir şey gelebilir. Eğer başına yalnızca alışılmış ve doğal olan şeylerden biri geliyorsa, niçin yakınasın? (…) Ölümü seve seve karşıla, çünkü o da doğal olan şeylerden biridir. Tıpkı gençlik ve yaşlılık, büyüme ve olgunlaşma, dişlerin ve sakalın çıkması, saçların ağarması, gebelik ve doğum, mevsimlerin değişmesi gibi çözülüp dağılmamız da doğaldır. Öyleyse, ölüme karşı ne düşman, ne öfkeli olmalı, onu yaşamın doğal gelişmelerinden biri olarak beklemelidir insan (…) Utanmazın biri seni incitirse, hemen şunu sor kendine: “Dünyada utanmazların bulunmaması olanaklı mıdır?” Olanaksızdır. Öyleyse olanaksız olanı isteme; çünkü bu insan da dünyada var olması kaçınılmaz olan utanmazlardan biridir. Bu düşünceyi başka bir kötü insanla veya olayla karşılaştığında da aklında tut. Çünkü bu tür insanların ve olayların olmamalarının mümkün olmadığını anımsar anımsamaz, onlara daha kolay katlanırsın.”

Aurelius, başımıza gelenlerin doğal oluşu üzerinde durmakla kalmaz ve suçu bu kez suçludan, suça maruz olana kaydırmaya başlayarak şunları söyler: “Cahil birinin cahillik etmesin de şaşılacak ne var? O cahil insandan, seni üzen yanlış davranışı beklemediğin için suç sendedir. Çünkü onun bu kötülüğü işleye bileceğini anlaman için yeterince araçla donatmıştır seni aklın ve gözlemlerin. Ama bunu unutmuşsundur, bunun için kendine değil de onun bu davranışına şaşıyorsundur. Birini sadakatsizlik ya da vefasızlıkla suçladığında, dikkatini kendine çevir, çünkü suçun sende olduğu açıktır: O karakterde birinin sözünü tutacağına güvendiğin için… Ya da ona iyilik yaparken bunu karşılık beklemeksizin yapmadığın için… Ve ödülü, salt o eylemi yapmak la aldığına inanarak iyilik yapmadığın için… Suçlusundur.” Ne demiş uçurumda açan çiçek: Yurdumsun ey uçurum!” der Şair.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 14 kez okundu