51-Başrol Tesellisi

Herkes kainatı kendi duyularıyla algılar. Kimsenin algısı, bir başkasıyla aynı olamayacağına göre, herkesin farklı ve kendine özgü bir kainat algısı vardır. Kimse bir başkası olamayacağına göre, herkesin ayrı bir alemi var demektir. Böylece ilahi zenginlik ve cömertliğin sonucu olarak ‘insan ve hatta varlık sayısınca kainat’ ortaya çıkmış, ancak ilahi iktisadın gereği olarak da bütün bu özel alemler, tek bir kainatın içerisine yerleşmiştir. Aynı odada bulunan üç ayrı kişiden, biri mutlu, biri kederli, diğeri de korku içindeyse, bu insanlardan her biri, aslında farklı odalarda bulunmaktadır. Çünkü oda birinin kederini, diğerinin korkusunu, öbürünün mutluluğunu törpülemekte veya artırmaktadır. Genel olarak herkes aynı kainatın içinde olsa da, özel olarak, hiç kimse bir başkasının kainatı içerisinde yer tutamaz. Herkes kendi kainatının başrol oyuncusudur. Herkesin kendine özel kainatı, genel kainattan, kalbinin ve algılarının durumuna göre ayrışmış ve farklılaşmıştır. Kainat, her insanda ‘bir kez daha’ vardır. Immanuel Kant’ın ”Eğer uyanıksak ortak bir dünyamız vardır; ancak rüya görüyorsak herkesin dünyası kendine özgüdür” sözleriyle, “İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar” hadisini birlikte düşünmenin vakti geldi. Bilim adamlarına göre bir elektron aynı anda iki farklı yerde ve zıt yönde bulunabilmektedir. Bazı veli kulların aynı anda birçok yerde olabilmeleri gibi, meleklerin kendileri olarak aynı anda birçok yerde bulunup farklı işler yapmaları gibi, cennette müminlerin kendileri olarak, bölünüp parçalanmadan birçok yerde aynı anda var olacakları gibi, kainat da, şu anda, her insanda bölünüp parçalanmaksızın ayrı ayrı var olmaktadır. Abdalların, meleklerin ve cennetteki müminlerin aynı anda çok yerde bir bütünlük içerisinde var olmalarını sağlayan Nur esmasıdır ve bu tecelliye nuraniyet tecellisi denmektedir.

İlahi isimlerin tecelligahı olan kainat, elbette Nur esmasının da en mühim tecelligahıdır. Güneşin kendisi olarak her su damlasında ayrı ayrı, bölünmeksizin ve özelliklerini kaybet meden var olmasına benzer bir şekilde, kainat her birimizde bir bütünlük halinde, ayrı ayrı var olmaktadır. Nur isminin hakiki sahibi Rabbimiz de, bütün varlığa Rabbülalemin olarak muhatap olmakla birlikte, her bir varlığa ayrı ayrı ehadi bir bütünlük içerisinde tecelli etmektedir. Buna ‘husûsî tecelli’ veya ‘ehadî tecellî’ denmektedir. Milyarlarca insandan yalnızca biri olduğumuz için ilahi dikkatin bizim üzerimizde olmadığını düşünürüz. Oysa herkesin hususi bir kainatı varsa, o kainattaki en büyük odak, kişinin kendisi olacaktır. Dünyada ondan başka hiçbir insan, kainatta onun haricinde hiçbir varlık yokmuş gibi, bütün projektörler ona çevrilmekte, en küçük ayrıntısına kadar onun davranışları ‘ehadî tecellî’ tarafından takip edilmektedir. “Allah, yapıp ettiklerinizden asla habersiz ve onlara karşı kayıtsız değildir” (Bakara, 149) “Rabbinin hükmünü sabırla bekle! Unutma ki sen Bizim gözetimimiz altındasın” ayetleri de bu hakikate vurgu yapmaktadır.

Vahidî tecelli bütüne, ehadî tecelli ise parçaya yönelik ilahi tesirlerdir. Cenab-ı Hakk, vahidi tecellisiyle bütün kainatı umumi olarak idare ederken, ehadi tecellisiyle de her varlık tekinin ihtiyaçlarını gidermektedir. Allah’ın, Rabbülalemin olarak umumi kainata tecellisi, kabiliyetine göre insan tekininin Rabbi olma tecellisinden (Rabbünnas) ayrılır ve farklılaşır. Böylece her insan algılarına göre bir kainat ve kabiliyetine göre bir rububiyet tecellisine muhatap olur. Bu durumda kişinin kalbi, kainatın kalbi olmuştur. Hususi kainat, kumandası insanın kalbine ve fiillerine bağlanmış bir ekran gibidir. İşte bu yüzden, âlemini güzelleştirmek isteyen biri öncelikle kalbini ve fiillerini düzeltmelidir. İnsan bir güzellik ortaya koyduğunda, şahsi âlemi güzelleşmeye ve nurlanmaya başlayacaktır. Kalbini günahlarla kirletirse, hususi kainatı kirlenecek, dağılacak ve harabeye dönecektir. İşte insan kendi kainatının aynası, temsilcisi ve vekilidir; Kendi kainatında bulunan herkesin, her şeyin hizmet ve ibadetlerini Allah’a sunan bir temsilcisidir.

Her insan kendisine özel, bu hususi kainat içerisinde, Rabbinin ona özel Rububiyet tecellilerine muhataptır. Bu açıdan her bir insan kainatın tamamı kadar önemlidir. Rabbimizin hususi tecellileri açısından bir insanın işlerinin tanzimi, kâinattaki işlerin tanzimi kadar önemlidir. Kainatta her varlığın ihtiyaç içerisinde olması, o insanın ihtiyaçlarının önemini azaltan veya değersizleştiren bir konu değildir. Varlıkların çokluğu, her birinin ihtiyaçlarının çeşitliliği, herkesin her an Rabbinden talep içerisinde oluşu, insan tekinin biricikliğini ortadan kaldırmaz. Rabbimiz her varlığın ihtiyacını, kimseye havale etmeden bizzat giderir. Her canlının derdini, araya bir aracı sokmaksızın bizzat dinler. Kainatta daha büyük ve daha önemli gibi görünen şeylerin varlığı, bazı şeylerin istisnaya müsait olmayan kanunlarla yönetiliyor olması, onun kuluna yapacağı yardımlara mani değildir. Muhatap olunan her zaman Rabbimizin bizzat kendisidir. Ne bir temsilcisi, ne bir yardımcısı, ne de bir vechidir. Rabbimiz, bölünmeden parçalanmadan, bizzat kulunun muhata bıdır. O kul da, bizzat, bölünmeden parçalanmadan, kainatın bütünlüğü nispetinde, Rabbi açısından değer arz etmektedir. Onun sorunları küçük ve önemsiz, istekleriyse lüzumsuz görülmeyecektir. Bazı insanların maddi olarak hiçbir varlıkları yoktur ama onların da bir bütün olarak Rabbi vardır ve bu onlar için her şeyden üstün bir zenginliktir.

Cevşen Duasının 96. babındaki şu ifadeler, bu konuyu özetler mahiyettedir:
Ey hiçbir ses diğerine engel olmadan bütün sesleri bir anda işiten / Ey hiçbir iş başka bir işe engel olmadan kainattaki bütün işleri birden yapan / Ey bir söz diğerine engel olmadan kainattaki bütün varlıklarla aynı anda ayrı ayrı konuşan / Ey hiçbir dua diğer duaya engel olmadan ve hiçbirini diğerine karıştırmadan bütün dualara birden cevap veren I Ey ısrarla isteyenlerin ısrarları kendisini asla usandırma yan…

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 16 kez okundu