50-Kabul Tesellisi

Peki, dünya şu an olduğundan daha güzel, yaşam daha üst bir versiyonda olamaz mıydı? Bu soruya verilecek cevap şudur; evet olabilirdi ancak onun adı bu kez ‘dünya’ olmazdı. Dünyanın versiyonunu değiştirerek, yeni bir dünya elde edemeyiz. Bir ormanda hiç ağaç olmasın diye düşünebiliriz ancak bu durumda oraya ‘orman’ deme hakkımız kalmaz. Bütün eksiklikleri, acıları ve kederleriyle dünya yaşamı, ‘dünya yaşamı’ olarak en iyi versiyondadır. Bir buzdolabı için, daha iyi bir versiyon olarak, havada uçan, karada hızla giden bir versiyon hayal edebiliriz. Ancak buzdolabının yerinde durması gerekmektedir. Onun uçamaması ve yüzememesi yaptığı işin niteliğine halel getirmez. Tavuklar uçabilseydi daha ideal olurdu diyebiliriz ama uçtuğunda onları başka bir varlık olarak adlandıracak ayrıca onlardan faydalanma imkanını da yitirmiş olacaktık. Bir üçgenin üç değil dört kenarı olsa, kenar sayısı bakımından daha iyi olabilir, fikrini öne süren birine onun artık üçgen olamayacağı anlatılır. Dünya hayatının da var oluş gayesine uygun bir şekilde ‘dünya hayatı’ olabilmesi için, acıların ve sevinçlerin, günahların ve sevapların bir arada ve iç içe olması icap etmektedir.

Kainatta eğer her şey tam olarak yolunda gitmiyorsa, yani en güzel suretinde ve en mükemmel versiyonunda değilse, yaratıcının başarısızlığı, eserini güzel bir şekilde ortaya koyamaması ve onu yeterli mükemmellikte sürdüremediği bir durum söz konusu olurdu ki, bu halde artık biz bir ilahtan da bahsetmiyor olurduk. Zira ‘İlah’, kusurdan, noksandan ve eksiklikten beri olandır. Merkez Efendi Hazretlerinin mantığıyla söylersek, kainatta her şey olması gerektiği gibidir, merkezindedir. Eksik, yanlış, kusur ve noksan gibi görülen her şeyin mükemmel hikmetleri vardır. Kusur, eserde değil, ona bakan dar bakışlardadır. Cenab-ı Hakkın, yani o büyük sanatçının ortaya koyduğu her detay bütündeki sanata mükemmel bir şekilde hizmet etmektedir.

Depremler ve savaşlar olmasaydı daha güzel olmaz mıydı dünya? Hiroşima olmasaydı daha sevimli bir yer olmaz mıydı yeryüzü? Tsunamiler olmasaydı, Moğol istilası olmasaydı, Osmanlı yıkılmasaydı… Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin şehit edilmeselerdi, daha hayırlı olmaz mıydı? Kendi kişisel hayatımıza göz gezdirdiğimiz zaman da, keşke şu sınavı kazansaydım, şu üniversiteyi okuyabilseydim, şu başarıyı elde edebilseydim, bu hastalığa tutulmasaydım, depresyona girmemiş olsaydım, keşke iflas etmeseydim, ihanete uğramasaydım, gibi herkesin yüzlerce ‘keşke’si vardır. Ancak bunlar dünyanın ve insanın bütünlüğünü tamamlayan meselelerdir. Dünya bir cennet değildir, dünya sırat köprüsü değildir, dünya kabir hayatı değildir, dünya anne karnı değildir. Dünya, dünyadır. Onun kendine has özellikleri ve kusurları vardır. Dünyayı dünya yapan kısmen kusurları olduğu için, onun içinde ne kusursuz bir eş, ne kusursuz bir arkadaş, ne de kusursuz bir ev veya bir iş bulunamayacaktır.

Tavuğun bedenine aslan ruhu yerleştirmek, onu daha ideal bir tavuk yapmayacağı gibi, onun yaşamını imkansız kılar. Daha iyi ses duyabilmesi için kulağın büyüklüğünü iki katına çıkarmak, kişiyi üstün insan yapmayacağı gibi, onun hayatı nı zora sokar. Her varlığa hakkı kadar imkan tanınır. ‘Dünya olarak dünya’ da şuan olduğu şekilde ideal dünyadır. Felsefe dünyasında ‘mümkün dünyaların en ideali’ fikriyle tanınan Alman fılozof Leibniz’e göre tanrı, tek mükemmel varlıktır. Tanrı gereken en az miktarda kusur içeren mümkün dünyaların en iyisini, en idealini yaratmıştır. Leibniz’e göre kusurlu olanla mükemmel olanı bir araya getirmenin bundan daha iyi bir yolu olamazdı. Daha az kusur kullanılarak, bu kadar fazla mükemmellik üretebilen ‘şimdi var olan dünyadan’ başka hiçbir dünya tasarımı düşünülemez. Leibniz, kusurun ve kötülüğün ‘mümkün dünyaların en idealinin’ ortaya çıkması için gerekli olduğunu savunuyordu. (Kusur, benim imzamdır, der İ.Oktay Anar; kusur mükemmelliğin imzasıdır diyebiliriz biz de Y.N.)

Daha iyisini yaratmak mümkünken, tanrının kasten ideal olmayan bir dünya yaratmayacağını ifade eden Liebniz, bu gerekçelerle halihazırdaki dünyanın en dengeli ve en iyi ihtimal olduğu düşüncesini detaylı bir şekilde eserlerinde ortaya koymaktaydı. Liebniz ideal olan tanrıyla, ideal olmayan dünyayı karşılaştırarak bu sonuçlara varsa da, halihazırdaki dünyanın ideal olan cennetle mukayesesi daha isabetli görünmektedir. Kur’an ve Hadis’lerde cennet halkının vasıflarından bazıları şöyle anlatılır: Hastalanmazlar, üzülmezler, ihtiyarlamazlar, ölmezler, elbiseleri eskimez… Bu durumlar dünya hayatında yaşanıyor olsaydı, cennet ve dünya farkı ortaya çıkamazdı. Dünyaya cennet vasıflarını atfetmekle, daha ideal bir dünyanın değil, ona da dünya denecekse, anlamını yitirmiş bir dünyanın ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Schopenhauer kusursuz bir dünyanın hayalini kurmuş ve şu düşüncelere ulaşmış: “Tüm dilekler anında kabul olsaydı, insanlar kendilerini neyle meşgul eder, nasıl zaman geçirirlerdi? Her işin kendi kendine olduğunu, nar gibi kızarmış hindilerin etrafta uçuştuğunu, aşıkların hiç aksilik yaşamadan kavuştuğunu ve hiç zorlanmadan ilişkilerini yürüttüğünü hayal edelim. Böyle bir yerde bazıları can sıkıntısından ölür, ya da kendini asar, bazıları kavga edip birbirini öldürür, böylece doğanın onlara şimdi verdiğinden daha fazla zarara kendileri sebep olurlardı.”

Şu anda, zahire bakarak, böyle olmasaydı daha iyi olurdu, diye düşünülen şeylerin yaşanmamış olması öyle arızalara sebebiyet verecektir ki, mevcut durumdan daha fazla rahatsız edecektir. Tabiatta zararlı sanılan bir şeyin ortadan kaldırılması daima daha zararlı başka şeylerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanacağı gibi, yaşadığımız kederin hiç yaşanmamış olması da, bizi daha büyük kederlere giriftar edecekti. Acaba daha olumsuz ne olacaktı da, onun yerine bu oldu, bu olumsuz görünen olay, daha olumsuz hangi olaylara engel oldu, diye tefekkür etmelidir insan.

“Ne yaparsan yap, yengeç yengeçtir. doğru yürümez.” -Aristophanes-

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 19 kez okundu