99 Kuralı

Rivayet edilir ki Padişahın biri bir gün vezirini huzuruna çağırarak uzun zamandır zihnini meşgul eden “o” soruyu sorar. Der ki ey bilgili vezirim uzun zamandır bana hizmet eden hizmetçimin hayatta benden daha mutlu olduğunu görüyorum, Acaba bunun sebebi nedir? Halbuki onun hiçbir şeyi yok. Ben ise padişahım, her şeyin sahibiyim, ama onun kadar huzurum ve keyfim yok işte bu sorunun cevabını arıyorum. Padişahın bu sorusunu işiten Vezir kısa bir süre sukut ettikten sonra cevap verir: Ey Padişahım, sen ona 99 kuralını uygula! Padişah  merak ve şaşkınlık  ile bu 99 kuralının ne olduğunu sorunca veziri: Padişahım “Gece bir torbaya 99 altın koydur hizmetçinin evinin kapısına bırakalım ama torbanın üzerine de “Bu 100 altın sana hediyedir” yazalım sonra kapısını çal ve olanları izle der.

Padişah sonucunu merak ettiği için vezirin anlattığı şekilde altın dolu torbayı hazırlatır ve hizmetçinin kapısına bırakır. Kapıyı çalar ve uygun bir yerden gözetlemeye başlar. Hizmetçi kapıyı açar, sağına soluna bakar ve  kapısının önündeki torbayı alır ve açar üzerinde ki bu torbanın içindeki 100 altın sana hediyedir yazısını okur. Heyecanı ve mutluluğu yüzüne yansır…Hizmetçi kapıyı açar, sağına soluna bakar ve  kapısının önündeki torbayı alır ve açar üzerinde ki bu torbanın içindeki 100 altın sana hediyedir yazısını okur. Heyecanı ve mutluluğu yüzüne yansır… Gece boyunca kayıp altını ararlar, bakmadıkları sokak yoktur. Hatta boş araziler ce sokaklardaki eşyaların bile altlarına bakalar. Ama nafile. Eksik altını bulamadıkça baba, çocuklarını azarlar hatta bir ara onlara saldırır hale gelir. Ertesi gün olur sabah, saraya gelen hizmetçi kederli, düşüncelidir. Suratı asık, keyifsizdir. Çünkü bütün gece uyumamış kayıp altını aramıştır bulamamıştır. Her halinden şikayetçi bir tavırla padişahın huzuruna gider. Böylece Padişah 99 kuralının anlamını öğrenmiş olur. Padişah “doksan dokuz kuralının” anlamını bu sade tecrübe ile öğrenir.

Padişah “doksan dokuz kuralının” anlamını bu sade tecrübe ile öğrenir ama ne hikmetse bazı isimler yaşadıkları onca hikmetli olaya rağmen hiç bir şey öğrenmezler. Ya da öğrenmemekte ısrar ederler… “Gazeteciliği akademisyenliği vb bazı vasıfları” kutsal bir iş zannedenlerin kendilerine verilen “doksan dokuz” altını yok sayıp “kayıp bir altın” için CEPHE GERİSİNDEKİ BÜTÜN MEVZİLERE SALDIRDIKLARINI görünce bu vb ibretlik kıssaları hatırlatır hadiseleri doğru okuyanlara.. [ @LokmnHokm hsabından alınmıştır. ]

“Doksan Dokuz Kuralı” kıssası bize şunlar söyler:

–Bu kıssa, insanın bir zaafını, yani sahip olunanlar yerine sahip olunmayanlara odaklanma eğilimini etkileyici bir şekilde anlatmaktadır.

-Kıssa, mutluluğun ve huzurun maddi varlıklara bağlı olmadığını, aksine zihinsel bir durum olduğunu vurgular. Padişahın her şeye sahip olmasına rağmen mutsuz, hizmetçinin ise hiçbir şeyi olmamasına rağmen mutlu olması, bu tezatlığı çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer.

-İnsanlar, sahip oldukları 99 şeye şükretmek yerine, eksik olan tek şeye takılıp kalır ve bu durum onların huzurunu kaçırır. Bu durum, modern psikolojide “eksiklik ilkesi” veya “kayıp nefret” (loss aversion) gibi kavramlarla açıklanabilir. İnsanlar, bir şeyi kazanmanın verdiği keyiften daha çok, bir şeyi kaybetmenin verdiği acıyı hissederler. Hizmetçi örneğinde, 99 altınlık kazancın mutluluğu, eksik olan bir altının yarattığı hayal kırıklığı ve öfke karşısında sönmüştür. Bu kıssa, bu psikolojik eğilimin, ferdi mutluluktan toplumsal davranışlara kadar geniş bir alanda nasıl etkili olabileceğine dikkat çekmektedir.

“Doksan dokuz altın” ve “Kayıp bir altın” hadisesi imkanlar/kazanımlar içindeki küçük bir eksiklik, bir haksızlık algısı veya bireysel bir tatminsizlik olabilir. Kıssa, bazı insanların, sahip oldukları onca değere rağmen, önemsiz sayılabilecek bir eksikliğe takılıp kalarak, tüm sistematiği veya temel değerleri hedef almalarını eleştirmektedir. Bu eleştiri, nankörlük, tatminsizlik ve genel geçer memnuniyetsizlik gibi kavramlarla ilişkilendirilebilir.

“Doksan Dokuz Kuralı” insanoğlunun tatminsizlik ve sahip olunanlar yerine eksikliklere odaklanma eğilimini güçlü bir şekilde ortaya koyan, düşündürücü bir kıssadır. Bireysel mutluluk arayışından toplumsal eleştiriye uzanan geniş bir yelpazede yorumlanabilecek bu kıssa, sahip olduklarımızın değerini bilmenin ve eksikliklere takılıp kalmamanın önemini hatırlatır. Kıssa bizleri kendi yaşamımızdaki “doksan dokuz altın”ı görmeye ve “kayıp bir altın” için feda edilen huzuru sorgulamaya teşvik eder.

Bu yazı 27 kez okundu