Zindanda Kâbeye Açılan Pencere

İbrahim Havas Hazretleri gâipten gelen ve kendisini ismiyle çağıran bir ses üzerine Bizans’a gider. Şehre ulaşınca, Rum Kayseri’nin kızının delirmiş olduğunu ve bir türlü derdine derman bulunamadığını işitir. Aslında, prenses bir vesileyle Barnaba İncili’ni okumuş, onda Peygamber Efendimiz’e dair güzel sıfatları ve harika haberleri görünce gözü açılmış ve hidayete ermiştir. Onun, Peygamber Efendimiz’e inanmasını ve Müslüman olmasını kabullenemeyen kimseler, “Bunun ruhuna şeytan girdi!” yâveleriyle prensesin yakılması gerektiğini söylemişlerdir. İbrahim Havas Hazretleri durumdan haberdar olunca, prensesi tedavi edebileceğini söyleyerek onun yanına girer. Bir aralık, Hak dostu, mağdure kadıncağıza “Keşke bizim diyarları bir görseydin!” der. Prenses, eliyle karşı tarafı işaret edip, “Şuraları mı kastediyorsun?” cevabını verir. İbrahim Havas Hazretleri, bir de bakar ki, Mescid-i Haram ve Kâbe karşılarında.

Evet, karanlık bir yerde ve kapkara insanlar arasında bulunmasına, Kur’ân’dan ve Sünnet’ten uzak kalmasına rağmen Resûl-i Ekrem Efendimiz’i tanıma ve O’nun ümmetine dahil olma bahtiyarlığına eren bu azize kadın kelime-i şehadet getirerek ruhunu Rahman’a teslim edince, İbrahim Havas Hazretleri prensesin nedimelerine sorar; “Nasıl bir insandı, neler yapardı? Ona bu pâyeyi kazandıran hangi ameliydi?” der. Hazret, bir kalb adamı olmanın yanı başında, hikmet-i ilâhiyedeki sırları da kavramış bir insandır; şart-ı âdi plânında da olsa bu bahtiyarlığın bir vesilesinin bulunduğunu düşünür. Nedimeler derler ki, “Hanımımızın iki tane çok güzel hasleti vardı: Her şeyden önce çok MÜTEVAZİ idi; âlâyiş ve GÖSTERİŞTEN hoşlanmaz, kimseyi HAKİR görmez, hiçbir kulu HAFİFE almazdı; fakir HALKLA oturup kalkar, herkesin HÂL ve HATRINI sorardı. Bir de, ne zaman bir fakir kızcağızın gelin olacağını duysa hemen ona YARDIMA KOŞAR, çeyizler hazırlar ve hediyeler verirdi; çok CÖMERTTİ.”

İşte, belki onun içindeki TEVAZU ve CÖMERTLİK DUYGULARI Hak katında çok kıymetli bir nokta olmuştu. Öyle ki, o nokta semanın ve semalar ötesinin dikkatine, nazarına ve teveccühüne esas teşkil edebilecek bir mahiyete ulaşmıştı. Ulaşmış ve âdeta çok büyük enginlikleri istiâb edebilecek bir hâl almıştı. [Sevdir Bize Sevdiklerini!./Diriliş Çağrısı]

İbrahim Havas Hazretleri ile Bizans prensesinin kıssası üzerinden, tevazu ve cömertlik gibi iki temel ahlaki erdemin Allah katındaki yüceliği vurgulanır. Bu kıssa, günümüzde de geçerliliğini koruyan evrensel mesajlar içerir. Dünyevi koşullar ne olursa olsun, kalbin arayışı ve samimi amellerin insanı hakikate ulaştırabileceğini gösterir. Maddi varlıkların veya sosyal statünün değil, ahlaki erdemlerin ve insani değerlerin gerçek mutluluğun ve manevi yüceliğin anahtarı olduğu hatırlatılır. Tevazu ve cömertlik, bugün de toplumsal huzurun ve bireysel olgunluğun temel taşlarıdır.

Bu yazı 26 kez okundu