48-) Hazret-i Âdem’in (a.s.) Cennet’ten çıkarılmasının hikmeti

Hazret-i Âdem’in (a.s.) Cennet’ten çıkarılmasının hikmeti, varlığı itibariyle insana biçilen misyonda yatar. [ Mektûbât, “12. Mektup, 1. Sual”]

Bütün varlıkların varlığından ana gaye, Cenab-ı Allah’ı gösteren bir ayna olmak ve bu aynalarda Cenab-ı Allah’ı tanıyıp, O’na ibadet etmektir. Kâinat, bütünüyle böyle bir ayna ve içindeki her şey de, kendi çapında yine böyle bir aynadır. Sözkonusu ayna ve aynalarda Sıfatları ve İsimleri’yle Cenab-ı Allah’ı müşahede edecek şuurlu bir varlığa ihtiyaç olacağı açıktır. Aksi halde, kâinatın aynalığı manâsız ve kâinat boşuna yaratılmış olur. Ayrıca, kâinatta insan dışında hiçbir varlık, Cenab-ı Allah’a tam ayna olamaz. Çünkü bu varlıklar içinde gökler, gök cisimleri, yer, yerdeki hava, su, toprak, taşlar, bitkiler, ağaçlar ve hayvanlar şuurlu, yani aynalıklarının farkında ve aynada görüneni bilecek varlıklar değildir. Melekler ve diğer ruhanîler, günah işleme istidadı olmadıkları için terakkîleri yoktur ve Cenab-ı Allah’ı kâinat aynalarında tanımanın gerektirdiği ilme ve öğrenme kabiliyetine tam sahip değillerdir.

Cinler, irade sahibi, şuurlu, terakkîye ve öğrenmeye müsait olmakla birlikte, hiçbir zaman insan seviyesinde bir kapasiteleri yoktur. Dolayısıyla, kâinatın yaratılmasından nihaî gaye insandır. Çünkü ancak insandır ki, hayra da şerre kabiliyeti bulunan bir iradeye, öğrenme ve öğrenerek terakkî ve tekâmül etme, dolayısıyla kâinat aynalarındaki tecellilerinden hareketle Cenab-ı Allah’ı tanınması gerektiği ölçüde tanıma kapasitesine sahiptir. Bundan dolayı, ancak insanla kâinatın yaratılması tamamlanmış olur.

Bunun yanısıra insan, Cenab-ı Allah’ın kâinatta tecelli eden bütün Sıfat ve İsimleri’nin tecellilerine mazhar olduğu gibi, bilhassa İrade ve İlim Sıfatları’na başka bütün varlıklardan daha öte mazhar kılınmış olduğu için Cenab-ı Allah’a bütün kâinattan daha kapsamlı bir aynadır da. Eğer bu kabiliyet ve kapasitedeki bir varlık, yaratıldıktan sonra konduğu Cennet’te kalmış olsaydı, istidatları gelişmez, terakkî ve tekâmül etmeden makamı sabit kalır ve hem Cenab-ı Allah’a en kapsamlı ayna olma, hem kâinat aynalarındaki tecellilerinden hareketle Cenab-ı Allah’ı tanıma, hem meleklerden daha öte kapasitesiyle Allah’a ibadette bulunma ve hem de ilimle yeryüzünü imar, yani hilâfet vazifesini yerine getiremezdi. İşte insana biçilen bu aslî vazifelerden dolayıdır ki, insanlığın atası ve bir bakıma prototipi, modeli olan Hz. Âdem (a.s.), dolayısıyla insan, Cennet’ten çıkarılmış ve yeryüzünde yaşamaya bırakılmıştır.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 25 kez okundu