86-) İman, ispattır; küfür ise nefiy, yani yok sayma, yokluğunu iddia etmedir.

İman, ispattır; küfür ise nefiy, yani yok sayma, yokluğunu iddia etmedir. İspatta iki şahit yeterli iken, nefyin hiçbir hükmü yoktur. [Sözler, “10. Söz, 9. Hakikat; 29. Söz, 1. Maksat, 3. Esas”; Şualar, “11. Şua (Meyve Risalesi), 7. Mesele.”]
İNKÂR, GAYR-I İLMÎ VE GAYR-I MANTIKÎ SUBJEKTİF BİR HÜKÜMDÜR; “YOK” İDDİA EDİLEMEZ; YOKLUK İDDİASI İSPAT EDİLEMEZ
Bu, iman ve küfrü mahiyetleriyle tanıyıp değerlendirme adına, imanın zaruret derecesinde hak, küfrün ise muhaliyet derecesinde gayr-ı mümkün olduğunu gösteren bir başka muazzam düsturdur, kaidedir. Şöyle ki: İman, varlığı, var olanı görme, gösterme, kısaca ispat etmedir. “Allah vardır ve Bir’dir; peygamberlik, vahiy, Kitap, Âhiret, melekler, ruh, cinler ve şeytanlar, Kader vardır, haktır, gerçektir.” demek imandır, var olanı tasdiktir, dolayısıyla ispattır. Meselâ, bir insan “Hindistan cevizi denilen süt konservesi gibi bir meyve vardır.” dese, bir başkası da “Hayır, asla böyle bir meyve yoktur” diye iddia etse, birinci insanın bir tane Hindistan cevizini göstermesi iddiasını ispata yeter. Buna karşılık, ikinci şahıs, yokluk iddiasını ispat etmek için geçmiş–gelecek bütün zamanları ve bütün mekânları dolaşıp, hiçbir zaman, hiçbir yerde böyle bir meyvenin olmadığını göstermelidir. Bu ve dolayısıyla nefiy ve inkâr, muhaldir, objektif delilden yoksundur ve hiçbir gerçeklik değeri ve ilmîlik taşımayan tamamen şahsî, subjektif bir hükümden ibarettir.
MODERN BİLİMSELLİK VE İLMİN KAYNAKLARI
Gerçi Cenab-ı Allah (c.c.), görülmez. Fakat, varlığı ispat sadece görmeğe bağlı olmadığı gibi, bir şeyin varlığının delilleri de görme ile sınırlı değildir. Ayrıca, akıl, şuur, irade, his, vicdan gibi görülüp dokunulmayan ama tecrübe ile ve eserleriyle varlığına inandığımız, hem de pek çok gerçeğin ve gerçeğe ulaşmanın kaynağı o kadar çok şey, mantıkta pek çok yeni gerçeğin keşfedilmesine kaynaklık eden öncüller (mukaddime), aksiyomlar ve o kadar çok matematikî gerçekler vardır ki, varlıklarını ve doğruluklarını sorgulamayız. Öyle ki bu gerçekler, beş duyuyla ve modern bilimin metotlarıyla ulaşılan, fakat maddenin değişkenliğinden, gözlemlerin farklılığından, deneyin artık ispat vasıtası olarak görülememesinden, insanda ve kâinatta keşfedilmeyen, keşfedilemeyen unsurların keşfedilenlerden çok daha fazla bulunmasından, varlığın ulaşılamayan sayısız kıvrımlarından ve cilvelerinden dolayı büyük çoğunluğu teoriden ibaret pozitif, bilimsel gerçeklerden daha kesin ve daha gerçektirler. Bir yanda sürekli akıl öne çıkarılıp her doğru akla isnat edilecek, akıl gerçeğin ölçüsü alınacak, akla ve akıldan dolayı insana ‘yaratıcılık’, icat ve keşif atfedilecek, diğer taraftan, gerçeğin kaynağı olarak sadece pozitivist ve materyalist modern bilimin pozitif metotları kabûl edilecek, bu, apaçık bir çelişkidir. Demek oluyor ki, ilmin ve varlığı ispatın yolu sadece beş duyuyla idrakten ve modern bilimin metotlarından geçmez. Akıl da, vicdan da, hattâ sezgi de, sürekli tecrübe de, en az modern bilimin pozitif metotları kadar ilme, gerçeği idrake ve keşfe kaynaklık eder. Kaldı ki, ne varlık modern bilimin sahasına aldığı, yani görülüp duyulduğu ve hissedildiği kadardır, ne de ilim ve doğrular, modern bilimin sahasıyla sınırlıdır. Bu sebeple, Cenab-ı Allah’ın varlığının ve Birliği’nin ve diğer iman esaslarının hak ve gerçek olduğunu ispat, çok kolaydır; çünkü bütün bu esaslar, kâinatı ve varlığımızı kuşatan eserleriyle ortadadır. Bunları inkâr, aklen, mantıken ve ilmen mümkün değildir. Çünkü inkâr, hükümdür; hüküm, delile dayanır ve dayanması gerekir. İnkâr için de hiçbir delil sözkonusu olamaz. Çünkü delil ispat içindir; inkâr ise katiyen ispat edilemez. Kimse, –hâşâ– Allah’ın, meleklerin, ruhun, Âhiret’in, kabir hayatının yokluğuna delil gösteremez; özellikle pozitif, yani beş duyuya dayalı veya “bilimsel” delil gösteremez, çünkü bu, imkân dışıdır. Gerçek bu iken, modern bilim, “Allah’ın varlığı ispat edilemez.” iddiasında bulunur. Oysa, tam tersidir; Allah’ın –hâşâ– yokluğu ve diğer iman esaslarının –hâşâ– geçersizliği ispat edilemez; çünkü en açık bir kaide olarak, yokluğu ispat mümkün değildir. Buna rağmen, modern bilim, bir yandan kendisini maddî âlemle sınırlamakta, maddî âlem dışındaki âlemleri ve gerçekleri felsefeye havale etmekte, yani sahasının dışına çıkarmakta, sahasının dışındaki alanla ilgili cehaletini itiraf etmekte, ama öte yandan ilmi ve gerçeği sadece kendi sahasına ve tekeline alarak, hakkında cehaletini itiraf ettiği sahaya ilmî gerçeklik vermemekte ve onu spekülasyonlar meydanı olmaya indirgemektedir. Bu, cehaletin hokkabazlığından, ancak kendisini mahkûm ve maskara edecek cesaretinden başka bir şey değildir. İşte, iman ispat, küfür ise nefiy, yani sadece bir spekülasyon, indî yani subjektif ve ispatı muhal üstü muhal bir iddiadan ibarettir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |
Bu yazı 29 kez okundu