124-) Cenab-ı Allah’ın kâinatın tamamındaki tecellisi (imdâd-ı Vâhidiyet), Allah’ın Birliği ve bunun kâinatta hâsıl ettiği birlik ve bütünlük (yüsr-ü vahdet), Allah’ın her bir varlık üzerindeki tecellisi (tecelli-i Ehadiyet)..

“Cenab-ı Allah’ın kâinatın tamamındaki tecellisi (imdâd-ı Vâhidiyet), Allah’ın Birliği ve bunun kâinatta hâsıl ettiği birlik ve bütünlük (yüsr-ü vahdet), Allah’ın her bir varlık üzerindeki tecellisi (tecelli-i Ehadiyet), yine Cenab-ı Allah’ın mutlak vücud sahibi ve gayr-ı maddî olması, Kendi dışındaki varlıkların hiçbirine benzememesi ve yer ve zaman kaplama ve bölünme gibi maddeye ait her türlü özellikten mutlak münezzeh olması, kâinatın tek bir Allah tarafından yaratılıp idare edilmesinin mutlak kolaylığını açıklar.” (Mektûbât, “20. Mektup, 2. Makam, 10. Kelime”)

Hz. Üstad Bediüzzaman’ın ifade ettiği bu çok önemli gerçekler, ma’rifetullahın, yani Cenab-ı Allah’ı tanımanın da çok önemli menfezleridir.

İMDÂD-I VÂHİDİYET, YÜSR-Ü VAHDET, TECELLİ-İ EHADİYET

Güneşin ısı, ışık ve ışığındaki renklerle yeryüzünde toptan tecellisi vardır. Güneş hakkında tam bilgi sahibi olmak için bütün yeryüzünü dolaşmak, yeryüzündeki her bir nesneyi ziyaret etmek, sonra atmosfere, sonra da güneşe çıkmak gerekir. Güneşe çıkmak imkânsız, diğerleri de çok zordur. Fakat güneşi ısısı, ışığı ve ışığındaki renklerle gösteren ve yansıtan şeffaf bir cisim, bir su damlacığı, bir ayna, bir çiçek de, yani, güneşin bu cisimlerdeki aksi, bize güneşi tanıma adına önemli bilgiler verir. Benzer şekilde, Cenab-ı Allah da, İsimleri’yle yeryüzünün ve kâinatın tamamında tecelli eder. Fakat yeryüzünün tamamını ve kâinatı dolaşmak mümkün olmadığından, O’nu tanıma adına, Cenab-ı Allah’ın ayrı ayrı her cisimde, her kulunun kalbinde yine İsimleriyle tecellisi sözkonusudur. İşte, Cenab-ı Allah’ın bütün bir yeryüzü veya bütün bir kâinattaki tecellisine Vâhidiyet denir. Vâhidiyet bir açıdan Rahmâniyet’le eş manâlı olup, Vâhidiyet ve Rahmâniyet’in, içindeki her şeyle birlikte bütün kâinatın varlığı ve hayatıyla ilgili küllî kanunları vardır.

Mahsul almak için toprağın sürülüp ekilmesi, hastanın tedavi için doktora gidip ilaç kullanması, doğum, beslenme ve hayatta kalma adına geçilmesi gereken merhaleler ve yapılması gerekenler, acıkınca yeme, susayınca susama, yorulunca dinlenme… kısaca, içindeki bütün varlıklarla birlikte kâinatın tamamında geçerli tecelli Vâhidiyet ve Rahmâniyet’e ait tecellidir ve içindeki bütün varlıklarla birlikte kâinatın tamamında geçerli kanunlar, Vâhidiyet ve Rahmâniyet’e ait kanunlardır. İşte Vâhidiyeti’yle Hz. Allah’ı tanımak çok zor ve külfetlidir. Vâhidiyet’in küllî kanunları da bazen varlıkları tazyik edebilir. Dolayısıyla, bu kanunların tazyikinden kurtulma adına Allah’a el açar ve hususî yardımlarını, hususî tecellilerini bekleriz. İşte, Cenab-ı Allah her bir varlıkta da pek çok İsimleriyle tecelli eder; her bir varlık, kendinde tecelli eden İlâhî İsimler’le Cenab-ı Allah’a aynadır ve O’nu bize tanıtır. Cenab-ı Allah’ın her bir varlıktaki tecellisi, hususî dualarımıza kâinattaki küllî kanunların ötesinde hususî cevap vermesi, O’nun Rahîmiyet ve Ehadiyet tecellisidir.

Bir okulda bir müdür, bir köyde bir muhtar, bir ilçede bir kaymakam, bir ilde bir vali ve bir ülkede bir hükümdar veya hükümet bulunur. Yeryüzünü de tek bir güneş aydınlatır ve ısıtır. Dolayısıyla bütün bu birlikler, okulu, köyü, ilçe, il, ülke ve yeryüzünü tek bir bütün, âdeta tek bir nesne haline getirir (vahdet). Kâinattaki bu birlik, “Bir olan, ancak birden sudur eder.” kaidesince, Cenab-ı Allah’ın Birliği’ni de gösterir, çünkü kaynağı, Cenab-ı Allah’ın Birliği’dir. Sözkonusu vahdet, yani birliktir ki, okul, köy, ilçe, il, ülke ve yeryüzü üzerindeki hakimiyeti, bunların idaresini, ısıtılıp aydınlatılmasını olabildiğince kolaylaştırır. Ayrıca, müdür bütün bir okulu, muhtar bütün bir köyü, kaymakam bütün bir ilçeyi, vali bütün bir ili ve hükümdar ya da hükümet bütün bir ülkeyi tek bir maksat, gerekirse tek bir şahıs lehinde harekete sevkedebilir. Dolayısıyla, bir insan tek başına bir şey yapamazken, müdüre, muhtara, kaymakama, valiye veya hükümdara ya da hükümete dayandığında bunların kuvvetini arkasına almakla gücünün çok çok üstünde işler başarır.

İşte, bütün kâinatın Cenab-ı Allah’ın, tek bir İlâh, Rabb ve Melik’in mülkü ve O’nun kanunlarına tâbi olması, onun yaratılmasını da, idaresini de tek bir nesnenin yaratılıp idare edilmesi ölçüsünde kolaylaştırır. Bir tek çiçeğin, bir tek otun ve aynı anda sayısız otların ve çiçeklerin yaratılması ve hayatlarının devamı için Cenab-ı Allah (c.c.), güneşi, havayı, suyu veya yağmuru, toprağı, tohumları veya çekirdekleri aynı anda aynı istikamette harekete geçirir; kâinattaki her şeyi her bir şeye hizmetçi kılar ve böylece her şeyin yaratılması ve hayatta tutulması, tek bir şeyin yaratılması ve hayatta tutulmasıyla aynı kolaylıkta olur.

Nasıl bir ordunun tek bir kumandanın emrinde hareketi ve tek bir fabrikadan techizi son derece kolay, buna karşılık çok sayıda kumandanın idaresi ve ordunun çok sayıda fabrikadan techizi her şeyi zorlaştırır ve birbirine karıştırır, bunun gibi, kâinatın tamamında Cenab-ı Allah’ın hakim olması, O’nun Vahdâniyet’i, kâinatı bütün parçaları birbirine bağlı tek bir bütün yapar. Arz edildiği gibi, bu bütün içinde her şey bir şeye hizmet eder ve bir şey, her şeyin yardımını ve gücünü arkasına alır. Dolayısıyla, yine kâinatın yaratılması, donatılması ve idaresi ile ondaki tek bir şeyin yaratılıp donatılması ve idaresi arasında zorluk ve kolaylık bakımından en küçük fark olmaz. İşte, aynı anda sayısız varlığın mükemmel bir şekilde yaratılıp donatılması ve idare edilmesi, kâinatın tamamında işlerin bir saatin işlemesi kolaylığında cereyan etmesi, Cenab-ı Allah’ın varlığıyla birlikte mutlak Birliği’ni apaçık ortaya koyar. Öte yandan, nasıl güneş aynı anda hem yeryüzünün tamamını, yeryüzündeki bütün okyanusları, denizleri, gölleri, nehirleri, taşları, ağaçları aydınlatıp ısıtıyor, aynı anda nasıl bütün çiçeklere, bitkilere ve ağaçlara renklerini veriyorsa, aynı güneş, bunu yaptığı aynı anda yeryüzündeki her bir nesneyi, denizlerdeki, okyanuslardaki, göllerdeki, nehirlerdeki her bir damlayı, tek tek her taşı ve ağacı, toprağın her bir zerresini de ısıtır ve aydınlatır; yine ayna anda her bir çiçeğe, her bir bitkiye ve ağaca rengini veya renklerini verir. Bunların biri diğerine asla mâni olmaz.

Benzer şekilde, Cenab-ı Allah nasıl Vâhidiyeti’yle bütün kâinatta aynı anda tecelli eder ve aynı anda sayısız varlığı yaratır, aynı anda sayısız varlığa ölümü verir, aynı anda sayısız varlığı rızıklandırır, aynı anda sayısız varlığı hayatta tutarsa, Ehadiyeti’yle de bütün bunları yaptığı aynı anda tek tek her bir varlığı yaratır, rızıklandırır, hayatta tutar veya pek çoklarını tek tek hayattan alıp, yerlerine tek tek yenisini getirir. Aynı anda tek tek her varlığı görür, bilir, her bir varlığın sesini ve duasını işitir, her bir varlığa rızkını gönderir ve her bir varlığın imdadına yetişir. Bunlardan birini yapması diğerlerini yapmasına, hepsini yapması birini yapmasına kesinlikle mâni olmaz.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 27 kez okundu