Cenab-ı Allah’a inanıp dayanan, bir cüz’ (parça) iken küll (bütün) hükmüne geçer ve ona göre güç kazanır. (Mektûbât, “20. Mektup, 2. Makam, 4. Kelime, 10. Kelime”; Lem’alar, “30. Lem’a, 4. Nükte, 2. İşaret; 5. Nükte, 5. Remiz”)
Meselâ, şeffaf ve parlak kibrit başı kadar bir zerrecik, bir cam parçacığı, kendi başına kalsa hiçbir nur sahibi olamaz; kendi cismi ve miktarı kadar bir gücü ve ona göre tasarrufu olur. Fakat kendini güneşe tutsa, kalbini güneşe açsa, bütün bir güneşi âdeta içine alabilir; kendindeki bir güneşçik ışığıyla ve ısısıyla parlar. Bu haliyle karanlık bir alanı aydınlatır. İşte kâinatta her bir zerre, atom, molekül, nesne, kendi başına kalsa, yaptığı vazifeleri yapması için kâinat kadar bir güce, kâinatın tamamını bilecek bir ilme sahip olması gerekir. Çünkü kâinatta her bir zerre yerli yerindedir ve âdeta kâinatın tamamıyla bir münasebet halindedir. Cenab-ı Allah’ın farz-ı muhal İlim, İrade, Basar ve Kudreti’nden hariç olan bir tohum veya çekirdek, ağaç haline gelebilmesi için çimlenip büyüyerek ağaç olma özelliğini kendinde var etmesi, kök, gövde, dal, çiçek, yaprak ve meyve gibi bütün unsurlarıyla kendini tanıması, ayrıca güneşi, havayı, suyu, toprağı ve bunlarla nasıl işbirliği yapacağını bilmesi, üzerinden mevsimlerin geçmesi gerektiği için yerküre ile güneşi mevcut konumlarına göre yerleştirip, bu konum içinde yerküreyi kendisi ve güneş etrafında hareket ettirmesi gerekir. Bu ise muhal üstü muhaldir. Dolayısıyla, kâinat ve ondaki her bir şey, tek İlâh, Rabb ve Melik, Rahmân ve Rahîm olan Cenab-ı Allah’a (c.c.) mutlak itaatle âdeta kâinat çapında işler başarır. O halde, insana da düşen ve yakışan, kendi bilgi, irade ve gücüne güvenmeyip, hattâ bunlardan teberri ile Cenab-ı Allah’a, O’nun havl ve kuvvetine dayanması, dua ile Rahmet ve Fazl’ına müracaat etmesidir. Bu dayanma sayesindedir ki, tarihin her dönemecinde tek başına ortaya çıkmış bir peygamberin veya bir peygamber vârisinin imzası vardır. Peygamber veya peygamber vârisi tek bir insanla başlayan hareketler tarihe ayrı bir yön vermiş, tarihin tersine akmaya duran suyunu asıl mecrasına ve yönüne çevirmiştir.
| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |