Cennete Girmeye Engel Mâlâyâniyât

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam ölmüştü, diğer biri, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)‘ın işiteceği şekilde onun için şöyle söyledi: “Cennet mübarek olsun!” Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sordu: “Nereden biliyorsun? Belki de o MALAYANİ konuştu veya kendisini zengin kılmayacak bir miktarda cimrilik etti!” [Tirmizî, Zühd 11]

Malayani, dilimize de girmiş olan kelimelerdendir. Kısaca “dünya ve ahiret için zaruri olmayan şey” diye tarif edilir. Alimlerimiz, malayaniyi açıklamada bazı incelikleri beyan ederler. Pekçok hadiste buna temas edildiği için, şümulunu bilmemizde fayda var:

İbnu Receb’e göre malayani hem fiil ve hem de sözlerimizde olabilir. Kişinin malayaniden uzaklaşması, haramları, şüpheleri, mekruhları, fuzuli olan mübahları terkiyle gerçekleşir. Fuzuli mübah, gerekli olmayan her şeydir. Müslümanlığın kemalini arayan kimseye bunların hepsini  terketmesi gerekir.

Aliyyu’l-Kâri, tahlili biraz daha derinleştirerek: “Kişiyi fiil, söz,  nazar ve fikrî olarak ilgilendirmeyen herşey malayanidir.” Yani, sadece davranış ve sözde değil, baktığımız, düşündüğümüz, hayal ettiğimiz şeylerde de lüzumsuz ve gereksiz şeylerden  kaçınmak gerekmektedir: “Malayani’nin hakikatı , din ve dünyasının zaruretinde muhtaç olmadığı şeydir. Mevlasının  rızasını kazanmada ona faydası olmayan şeydir; bunun da ölçüsü, onsuz hayatının devam etmesidir.” der

Şu halde hayatımızın idamesinde muhtaç olunmayan şeyler malayanidir.  Bu nokta-i nazardan fazla söz, ziyade  davranış hep malayaniye girer.

Gazâlî’ye göre malayaninin tarifi: Kişi, şuküt ettiği takdirde günaha girmediği, haline ve maline bir zarar vermediği her sözdür; sözgelimi bir grupla oturup seyahatinden bahseden, bu seyahati sırasında gördüğü  dağlar ve nehirlerden ve başından geçen hadiselerden, hoşuna giden yiyecek ve içeceklerden, kılık kıyafetten, karşılaştığı zatlar ve onların  hallerinden  anlatan bir kimse, eğer bu hususları anlatmayıp da sükut etseydi, ne günaha girerdi ne de bir zarara uğrardı. O kimse bu işte ileri gitse, ister istemez anlattıklarına bazı mübalağalar, ilaveler, çıkarmalar yapar ve kendini satmalar, değişik şeyleri görmüş olmakla böbürlenmeler, hava atmalar, şunun bunun gıybetini yapmalar, Allah’ın yarattıklarından bazı şeyleri tahkirler araya girer. Halbuki insan bu esnada pek kıymetli olan ömrünü zayi etmiştir. Zikir, tefekkür gibi daha kıymetli şeyler yapmak varken bu faydasız ve hatta zararlarla dolu şeyleri anlatmakla faydalıyı zararlı ile değiştirmiştir. Oysa insanoğlu, dilinin  amelinden hesaba çekilecektir.”

Şu halde malayaniyi, İslam’ın insana getirdiği mesuliyet telakkisi çerçevesinde anlamak gerekmektedir. Kalbinin, dilinin ve göz, kulak, akıl, hayal gibi bütün azalarının amellerinden hesap verecek olan insanın, bu hesapta terazinin sevap kefesine girmeyecek şeylerden kaçınması gerekir. Böylesi bir malayani anlayışı, insanı, hayal kurarken bile iradî olmaya, iradesiyle faydalı şeyleri hayal etmeye, her meselede şuurlu ve iradeli şekilde hayır aramaya ve bu alışkanlığı kazanmaya sevkeder. Nitekim ayette, “…Siz içinizde olanı açıklasanız da,   saklasanız da, Allah onu bilir ve onunla  sizi hesaba çeker…” (Bakara 284) buyrulur. Bu ayet, söz  ve fiil ötesinde, hayal, duygu ve düşüncelerin bile kayda geçirildiğini, zayi olup gitmediğini ifade etmektedir.

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/377-378.

Bu yazı 18 kez okundu