İnsan terbiyesinde okul ve öğretmenin büyük bir tesiri olduğu gibi ailenin de ciddi bir önemi ve tesiri vardır. Tevarüs yoluyla aileden taşınan unsurlar da insanın yetişmesinde önemli bir yere sahiptir. Soydan iyi hasletler gelebildiği gibi kötü hasletler de gelebilir. Fakat bu kötü huylar iyi bir terbiye ile rehabilite edilebilir. İyi eğitim almamış kimselerde ise zaman zaman bu kötü hasletlerin hortladığına şahit olmak pekâlâ mümkündür.
Mesela tüccar veya musikişinas bir ailede yetişen çocuk, ticarete ve müziğe yatkın bir karakter ve mantalite ile büyüdüğü gibi, hırsızlık ve arsızlık ile meşgul bir ailede yetişen çocuk da bu kötü fiillere karşı ilgili ve yatkın olabilir. Ahlak, namus, şeref, hukuka riayet gibi değerlere inanıp önem veren bir ailenin çocuklarının da bu hususlara dikkatli yetiştiği görülür. Söz konusu özelliklere sahip olmayan ailelerde yetişen çocuklarda ise bahsi geçen hasletlere rastlanmaz. Bu da aile ve çevrenin insan karakteri üzerindeki tesiri ile alakalı önemli bir göstergedir. İnsan, yaşı ve konumu ne olursa olsun bazı durumlarda tevarüs etmiş olduğu bu karakterin gereği olarak farklı hareket edebilir.
İşte Hocaefendi bu minval üzere yaptığı bir sohbette tatlı bir hikâye ile konuya şöyle temas eder:
“Padişahın bir şeylere kafası takılıyor, ne vezirlere ne de herhangi bir kimseye açabildiği birtakım sıkıntıları var. ‘Hızır gelirse çözer.’ diye düşünüyor. ‘Bana bir ab-ı hayat verir, ben de zaten ebediyen yaşamak istiyorum, ölmem bir daha, illa Hızır illa Hızır!’ diye tutturuyor.
Dört bir yana adam salıyorlar. Makam-ı Hızır’a ermiş bir adam arıyorlar. Hayatında iki ipin ucunu bir araya getirememiş, çevresinde hoca olarak bilinen bir adam varmış. Kendisi bunu duyunca ‘Ya,’ diyor ‘epey de bir şey vadediyorlar, avansını alsam onunla epey geçinirim. Sonra da Allah kerim!’ Belki de Fransız kralının atına okuma öğretmeyi vadeden adam gibi ‘Ya kral ölür ya at ölür ya da bir şey olur’ gibi bir şey düşünüyor aklından. Gidiyor hükümdarın adamlarına ‘Ben Hızır’ı bulurum.’ diyor. ‘Alalım bunu, iyi de bir insana benziyor hani.’ diye düşünüyorlar. Neticede adam ‘Paşam inşallah bulmaya çalışırız.’ diyor ve avansını da alıyor. Belli bir süre için sözleşiyorlar.
Adam bir taraftan muhtaç, diğer yandan da Hızır’ı bulmak için içinden yalvarıyor yakarıyor. Yalvarıyor yakarıyor ama bakıyor Hızır hiç gelecek gibi değil. Neyse vakit doluyor ve padişahın adamları geliyor. Beraber yola koyuluyorlar. Yolda giderlerken birdenbire nereden çıktığı, ettiği belli olmayan bir çocuk zuhur ediyor. ‘Hocam hocam, ben de geleyim mi?’ diye ısrarla soruyor. Hoca zaten sıkıntılı ‘Yahu git,’ diyor, ‘zaten kellem gidecek.’ Çocuk ısrarcı oluyor ‘Geleyim, ne olursun geleyim, hocam!’ diyor. Adam sonunda kabul etmek zorunda kalıyor ve çocuk kervana katılıyor. Padişahın huzuruna çıkıyorlar.
Padişah ‘Hocam hani Hızır?’ diyor. Çocuk da duruyor orada. Adam ‘Hünkârım reayanızdan benim gibi aciz ve garip biri olarak bulamadım, bağışlayın!’ diyor. Hani olur ya, huzurda büyük bir vezir olur, ona sorarlar. İşte onun gibi orada büyük bir vezir vardır.
Padişah ona soruyor: ‘Vezirim, söz verip, avans alıp sonra da sözünü yerine getirmeyen adamı ne yapmalı? Ben şimdi bu adama ne yapayım?’ diyor.
Vezir: ‘Padişahım!’ diyor, ‘Kasap dükkânlarındaki gibi satırla onun kolunu bacağını kesmeli, vitrine asmalı ki ibret-i âlem olsun, millet de görsün, bir daha da padişahı aldatmaya kalkmasın.’ Vezir öyle konuşunca kenarda sessizce bekleyen çocuk atılıyor, dili çözülüyor, ‘Küllü şeyin yerciu ile aslıhi’ diyor. Yani ‘her şey aslına rücu eder’ demek istiyor. Bu çıkış padişahın pek dikkatini çekmiyor.
Bu sefer ikinci vezirine ‘Ne yapmalı bu adamı?’ diye soruyor. O da ‘Padişahım, bu adam çok kötü bir şey yapmış. Öyle kesmekle parçalamakla ceza vermiş sayılmazsınız. Bence bunu dibeklere, havanlara koyup dövmeli, ufalamalı.’ şeklinde bir teklifte bulunuyor. Çocuk yine ‘Küllü şeyin yerciu ila aslihi’ diyor. Bu sefer ‘Allah Allah, ilkine de öyle, buna da böyle dedi bu çocuk!’ diye dikkat kesiliyor padişah.
Sonra üçüncü derecede bir vezir var orada, ona soruyor padişah: ‘Bir de sen söyle.’ diyor. O da ‘Valla,’ diyor, ‘hükümdarım bu adam bizim bildiğimiz bir hoca. Böyle bir şeye cüret etmesi saygısızlık, bir hükümdara bu yapılmamalı, fakat ya ihtiyacı vardı biz görememişiz, ya şuyu vardır ya da buyu. Bunu bize sorarlar. Bizim bunu bilmemiz lazım. Hani Hz. Ömer’in bir hadisesinde var ya. İkincisi bu adam bir günah işledi, geldi. Hepimizin Allah’a karşı bu kabil günahları vardır. Küçük küçüklük yaptı, büyüğe de büyüklük yapmak düşer. Eğer bana sorarsanız büyüklük yapın bunu bağışlayın.’ Çocuk yine ‘Küllü şeyin yerciu ile aslihi’ diyor o arada. Padişahın huzurunda çok farklı mütalaalar beyan ediliyor ama çocuk hep aynı cümleyi kullanıyor.
Bu sefer padişah çocuğa soruyor; ‘Oğlum ona da öyle dedin, buna da şuna da. Ne demek istiyorsun?’ Çocuk; ‘Hünkârım sizin başvezirlik makamını işgal eden adamın babası kasaptı.’ diyor. ‘Bunun benliğine işlemiş kasaplık. Her kötülük karşısında benliğindeki bu kasaplık ortaya çıkar, dürter onu. Onun için başka bir şey söylemesi mümkün değil. İkinci vezirinizin sülalesi de tahmisçi (kuru kahveci) diyor. Onlar havandan dibekten başka bir şey görmemişler. Senin hakiki vezirin üçüncü kişidir, diğerleri senin ayağını kaydırırlar.’ diyor ve kayboluyor. Hoca anlıyor o zaman ‘Allah Allah, demek ki yolda bana takılan çocuk Hızır’mış.’ diyor. Allah bize de böyle bir Hızır lütfetsin.
Eser: GÜLEN AN(I)LAR Hocaefendi’den Güldüren ve Düşündüren Anekdotlar Sayfa: 163-165 Yazar: @NumanYiit9 (Süreyya Yayınları)