İmanınız ne kötü emrediyor!

Hocaefendi, şahsî bir kitaplıktan, sahibinden izinsiz, okumak üzere bir kitap alındığını öğrenir. Alan da, herkesin kendisine büyük hürmet beslediği çok mübarek bir zattır. Hocaefendi, “Bir mü’min, başkasının bir eşyasını ondan izinsiz nasıl alabilir? Kul hakkı ve âmme hukuku karşısında nasıl böyle lâubalî olunabiliyor?” diye büyük tepki gösterir. Hocaefendi, bu meseleyi günlerce gündemde tuttu. Nihayet güya teselli için kendisine, “Hocam” dedim, “rahmetli babam da, ne zaman namazın âdâbından birini bile ihmal ettiğimizi görse bıkmadan, usanmadan ikaz ederdi. Bunu fazla bulurdum. Fakat şimdi anlıyorum ki, herhalde zamanla hassasiyetler gelişiyor ve yapılan en küçük yanlışlar bile bu hassasiyetlere dokunabiliyor.” Hocaefendi, o anda bir şey söylemedi. Fakat birkaç gün sonra ağır bir itap ve ikazda bulundu: “Siz, benim okumak için de olsa sahibinden izinsiz kitap alınması karşısındaki tavrımı hassasiyet olarak değerlendirdiniz. Meseleye böyle bakıyorsanız ben, ciddî gönül koyarım. Bu, bir mü’minin kul hakkı ve âmme hukuku karşısında sahip olması gereken asgarî haldir.”

Hocaefendi’den, talebelerinden İsmail Büyükçelebi hocamızı hep şöyle övdüğünü işitmişimdir: “İsmail efendi, hizmet için kendisine emanet olarak verilen parayı, temas etmesin diye kendi parasının bulunduğu cüzdana koymaz.”

Bekkâ diye anılan Muhammed ibn Münkedir’in kız kardeşi, Süfyan-ı Sevrî’ye, “Ey imam! Çatının üstünde yün eğirirken yoldan zabıta geçiyor ve birkaç saniye onların fenerinin ışığında yün eğirme durumunda kalıyorum. Bu, haram olur mu?” diye sorar. Süfyan-ı Sevrî ağlar ve “İbn Münkedir’in evine bu kadarcık bile şüpheli şey girmesin!” cevabını verir.

Evet Kur’ân; iman ve iman+amel münasebetinin pratiği mevzuunda önümüze çok önemli projektörler tutar (5: 42, 52, 57–63, 78–79; 2: 93). Evet Amel, imandan bir parça, aslî bir unsur değilse de, iman, kendini kendine has amelle ortaya koyar. Amel, imanın da, imansızlığın da aynasıdır. (2014 (Ali Ünal) ZAMAN)

Bu yazı 8 kez okundu