Hayata Dair Notlar-36

Ebû Ya’lâ Ma’kıl İbn Yesâr (ra) demiştir ki: Resûlullah’ı sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururken işittim: “Allah’ın kendisine idarecilik nasip ettiği bir kul, idaresi altındakileri aldatmış bir hâlde âhirete göçerse, Allah onu cennetten mahrum bırakır.” [Buhari, Ahkâm 8; Müslim, İmâre 21] Diğer rivayet şöyledir: “… idaresi altındaki insanlara sahip çıkıp onları korumazsa, cennetin kokusunu bile alamaz.” [Buhari, Ahkâm 8]  Bir başka rivayette ise: “Müslümanların sorumluluğunu üzerine alıp da onlar için çalışıp didinmeyen idareci, onlarla birlikte cennete giremez.” buyurmuştur. [Müslim, İman 229, İmâre 22]
***
Kötülüğü meşru saymak bütün MEŞRU DEĞERLERİN İÇİNİ OYAR, boşaltır; her işiniz ters gider, sebebini anlayamadığınız musibetlerle karşılaşırsınız. Yaşadığınız hayat bütün gerçekliğini, sahiciliğini ve normalliğini kaybeder. (Ahmet Selim/ZAMAN)
***
“Edebin aslı, kendini noksan başkalarını kâmil görmektir.” (İmam Şa’rânî)
***
Safvet Senih: Hayati Kalaycı anlatıyor: “Bir gün bana Hacı Kemal Ağabey, ‘Ben birisini kazanmak için on sene AYAKKABISINI ÇEVİRDİM.’ diye anlatmıştı. Sürekli Hacı Kemal Ağabey onun gittiği câmiye gidiyor. Onun sevip değer verdiği hoca ile diyalog kuruyor, önce kendini ona kabul ettiriyor, onun gönlünü kazanıyor. Ondan sonra câmiden çıkarken ilgilendiği zâtın ayakkabısını alıyor, kapının önüne koyuyor ve ondan sonra o kişi ile diyaloga giriyor. İşte onun bu samimi gayretleri Ağabeyi, o zâtın aile meclisine girebilecek derecede bir yakınlığa kadar götürüyor.”
Hacı Kemal Ağabeyle yakın mesaisi olan Ali Türker de diyor ki:  “Hacı Kemal Ağabey, önce ‘Ben bu insanın kurtuluşuna, dünya-âhiret saadetine vesile olmak istiyorum’ diye bir hedef belirler ve yerine göre on senede bile olsa yavaş yavaş ilerleme kaydeder. Bir de bakarsınız bu temiz niyet, nezih babacan tavırlı Ağabeyimizin tavır ve hareketleri onu belli bir kıvama getirmiştir. O da kalkmış bir okul yaptırmıştır. Yani on sene emek verir ama, emek verdiği insanlar da Allah için insanlık hayrına çok büyük hayır ve hasenat yapmışlardır… (SamanyoluHaber/26 Aralık 2024)
***
Safvet Senih: […] Yolda giderken Üstad talebelerine, “Ya siz önden gidin ben arkadan geleyim veya ben önden gideyim siz arkadan gelin!” diyordu. Molla Hamid de, “Üstadım, herkes yolda giderken yanında yoldaşlarının olmasını ister ki, beraber gitsinler. Sen niye böyle diyorsun?” deyince Üstad Hazretleri, “Ben yolda giderken evrad ve ezkârlarımı okurum, vaktimin boş geçmesini istemem. Yoksa siz beni meşgul eder, vaktimi zâyi edersiniz” diye cevap veriyordu. Bir keresinde Molla Hamid’e, “Eğer gayretin ne kadar mühim olduğunu, hesap günü mahşerde ne kadar değerli olduğunu bir bilsen, bir dakikanı bile boşa geçirmek istemezsin.. (SamanyoluHaber/24 Aralık 2024)
***
Safvet Senih: […] “Bize doktorlar, tedavide dikkat edilecek hususlardan bahsederken dediler ki: “Tedavide ilk prensip: HASTAYA ZARAR VEREMEYECEKSİNİZ… Bunun gibi, sohbette, terapide, sohbet-i cananda da öyle… Yani her şeyden önce zararımız dokunmayacak… Problemleri azdırmayacak bir üslupta görüşmeliyiz. (SamanyoluHaber/19 Şubat 2025)
***
Safvet Senih: Ferdin hakları öne alınmalıdır. Müessese için ferdin haklarından vazgeçilmez. Aksi halde kader tokat vurur. Bu şefkat tokadını anlamazsak bu sefer zecr tokadı yiyebiliriz. Evet ferdin hakları, normalde verebilme imkanı varken eğer verilmezse müesseseye kat kat zararı döner. Tecrübeyle sabittir. Anlayışımızı dünya standartlarına çıkarmamız lâzım. Elimizdeki imkânlar her ne kadar bize helâl ve temiz olsa bile, yine de her şeyimizi bulunduğumuz ülkelerin kanunî ölçülerine riayet ederek kullanmalıyız. (SamanyoluHaber/19 Şubat 2025)
***
Safvet Senih: Rızık için alçaklara boynunuzu eğmeyin. Çünkü bir defa eğdiniz mi, arkası gelir asla bir daha doğrulamazsınız. Onun için zelillere karşı zillet göstermemek gerekir. Hani anlatılır yâ;  Ezan okuyan horoza baskı yapmışlar, “Bir daha ezan okumayacaksın” demişler. Horoz ne olacak ezan okumayı veririm. Okumasam ne olacak” diyerek o baskıya boyun eğmiş. Bu sefer “tavuk gibi gıdaklayacaksın” demişler. “Eğer gıdaklamazsan keseriz seni” demişler. Bu sefer tavuk gibi gıdaklamaya başlamış. Sonra gelip “Şimdi yumurta yumurtlayacaksın” yoksa kafanı keseriz” demişler. Horoz, “Ah biz ta baştan boyun eğmekle yanlış yaptık ve bu gün bu durumlara düştük.  Ne olursa olsun ezan okumaya devam edecektik.” Demiş (SamanyoluHaber/19 Şubat 2025)
***
Safvet Senih: Hollanda’dan ziyarete gelen bir arkadaşımız anlattı: “Benim bir marketim var. Dükkana Hollandalı bir hanımefendi geldi. Tesettürlü idi. ‘Siz Müslüman mı oldunuz?” diye sordum. “Evet” cevabını verdi. “Peki nasıl oldunuz?” dedim. Dedi ki: “Trende gidiyordum. Kalabalıktı. Biraz ileride tesettürlü iki kız vardı. Ellerinde kitaplar vardı. Öğrenci oldukları belli idi. İkisi de bana gülümsediler. Bu durum benim tuhafına gitti. Yanlarına kadar sokuldum ve niçin bana tebessüm ettiklerini sordum. Dediler ki: “Peygamberimiz Hz. Muhammed, “Tebessüm sadakadır” buyuruyor. Yani, mesela nasıl, bir insansa maddi yardımda bulunmak sevap ise, samimi şekilde insanlara gülümsemek de öyle sadaka vermiş gibi sevaptır. Onun için sana tebessüm edip bir nevi selam vermiş olduk.” (SamanyoluHaber/20 Eylül 2024)
***
Safvet Senih: Eskiden “Kapıyı kapat” denmezmiş; Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye  “Kapıyı sırla” veya “Kapıyı ört” denirmiş. “Lâmbayı söndür” demezlermiş, Allah kimsenin ışığını söndürmesin diye “Lâmbayı dinlendir” derlermiş. Lâmbanın açılmasını istediklerinde de “Lâmbayı yak” değil;  “Lâmbayı uyandır” derlermiş. Nezaket, incelik ve edeb her işin başı imiş, insanların insanların sözü kesilmez, işaret ve işmâr edilmez; fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış. Kapıdan çıkarken, arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edeptenmiş. Kapı eşiğinde ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. Yani, ‘Git bir daha gelme!’ Değil de, ‘Gitsen de ayağının yönü buraya doğru olsun’  der gibi ayakkabılar dizilirmiş. Yumurta kırarken, ucundan çok az kırar fazla kırmayı tahrip olarak düşünürlermiş. Eskiler hayatı o kadar nuranî, o kadar temiz, o kadar mânâlı yaşarmış. (SamanyoluHaber/14 Eylül 2024)
***
Safvet Senih: Gelenek ve göreneklerin çok etkin olduğu Osmanlı döneminde pencere önündeki çiçeklerin renkleri içerideki durumu anlatırmış. Mesela pencere önüne konan SARIÇİÇEĞİN anlamı, ‘Bu evde hasta var. Evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapmayın’ mânasına gelirmiş. Pencere önüne konulan KIRMIZI  ÇİÇEK ise ‘Bu evde gelinlik çağına gelmiş bekâr kız var. Evin önünde geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme’ mânasını içerirmiş. Tabiî ki bunlar yazılı olmayan kurallar ve mesajlar… Hanımlar beylerine, ‘Efendi, veya siz’  diye hitap eder yürürken yere yumuşak basar, ses çıkarmamaya çalışırlarmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen göstererek yürünürmüş. Bir şeyin doğrusunu bilmek değil, o doğruyu başkalarına kırmadan darıltmadan anlatabilmek de edeptenmiş. (SamanyoluHaber/14 Eylül 2024)
Bu yazı 12 kez okundu