Hayata Dair Notlar-40

Ali ÜNAL

Hz. Bediüzzaman (r.a.), Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) peygamberliğini ve mutlak sıdkını ispat için muazzam bir ölçü verir: “Âdi bir meselede, küçük bir topluluk içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs da olsa, aklı başında bir adam, münazaralı davalarda, yalanı açığa çıkıp da mahcup olmaktan korkar ve yalan söyleyemez.” Sıradan bir insan, münazaralı küçük bir meselede küçük bir topluluk karşısında yüzü kızarmadan yalan söyleyemezken, pek büyük meselelerde, tarih ve milyonlar önünde, yüzleri kızarmadan büyük büyük tonlarca yalanları söyleyenlerin insanlıktan nasibi nedir? Fahr-i Razî İblis’in dahi Allah karşısında yalan söylemekten utandığını beyan ederken, bunlar hangi varlık türüne girmektedir? Şeriat mahkemesi Müslüman da olsa yalancı ve müfterînin şahitliğini kabûl etmez ve Kur’ân masumlara iftira atanların dünyada ve Âhiret’te lânetlenmiş olduklarını beyan buyururken (24:23) tonlarca yalan ve iftirayı hem de medya diliyle yayanların Din’den nasibi var mıdır? Bir de Din adına, Risale-i Nur adına bunların arkasında sıralananlar, ma’rufu emr, münkerden nehiy vazifesini yapmamanın da ötesinde, münkere destekle “aşağılık maymunlar olma” (7:163); nifak, gerçekleri gizleme, günahta ve haram yemede yarışma ve bu yarışanları ikaz ve men etmeme sebebiyle “lânetlenip hınzırlar, maymunlar ve tağutun kulları kılınma” (5:60–64) tehditlerinden korkmazlar mı? [30 Kasım 2014/ZAMAN]

***

Ali ÜNAL (Çok güzel, çok bereketli günler)

Nasıl yüce âlemlerde Sidre-i Müntehâ, Beytü’l-Ma’mur, yerde Kâbe–Mescid-i Haram, Ravza–Mescid-i Nebî, Mescid-i Aksâ, Sina Dağı, Tuba Vadisi gibi mukaddes mekânlar, zaman şeridinde Cuma ve Cuma’da dualara icabet saati, yılın içinde Ramazan, geceler içinde bilhassa Kadir Gecesi, insanlar içinde peygamberler, asfiyâ ve evliyâ varsa, nasıl mukaddes mekânlar, zamanlar ve şahıslar insanlar için hususî ve kat kat kazanımlara vesile ise, bunlardan ayrı bazı fırsatlar ve zamanlar da vardır ki, istikbal ve ebedî istikbal Âhiret adına çok kârlı, çok güzel anlardır. Böyle zamanlarda, özellikle bazılarının işlediği az ve zahiren küçük de olsa bazı güzel ameller, onlar için dalâlet ve azaba sebep ameller karşısında İlâhî bir sera ve Cennet garantisi olur. Bazı zamanlarda bazı ameller, insanın ebedî hayatını kurtarmaya yeter. İçinde yaşadığımız şu günler, o zaman dilimlerindendir ümidini taşıyorum. [02 Aralık 2014/ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Hz. Üstad Bediüzzaman (r.a.), en büyük enaniyetin ilim ehlinde bulunduğu ikazını yapar. Bundandır ki, peygamberlerin yanında, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) yanında, Hz. Üstad’ın ve Hocaefendi’nin yanında daire dışında yetişip de, onlara destek olmuş meşhur ehl-i ilim âdeta olmamıştır ve yoktur. Din, dün de, bugün de kalben safî, fedakâr, tevazu–hacalet–mahviyet sahibi ve iddiasız ümmîlerin üzerinde yükselmiştir ve yükselmektedir. Oysa bilhassa meşhur ehl-i ilimden peygamberlere veya onların vârisleri asfiyâya tâbi olabilenler, birden ve amudî yükselme fırsatına sahiptirler. Bunlardan Hz. Abdullah ibn Selâm (r.a.), siyerde başka ciddî bir menkıbe ve fazileti zikredilmemiş olmasına rağmen, enaniyetini yenerek, Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.) derhal iman edip tâbi olmakla Cennet’le müjdelenen Sahâbîler içine girmiştir ve bazılarına göre Cennet’le müjdelenen Sahâbî sayısı onunla birlikte 11 tanedir. [02 Aralık 2014/ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Evet Bazı zamanlarda bazı ameller, insanın ebedî hayatını kurtarmaya yeter. Kur’ân, Fetih Sûresi’nde Peygamberimiz’in şahsında, en azından Hudeybiye Anlaşması gününe kadar Ashâb içine girenlerin, Hudeybiye’de bulunanların, İslâm’a olan hizmetleri sebebiyle geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığını, yani, onların Cehennem’e sebep olabilecek amellerden korunacakları garantisi verir (48: 1–2, 29). Bedir Ehli’nden Hatıb ibn Beltea’nın (r.a.) ciddî bir hatasına duyulan tepki karşısında Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Ne biliyorsunuz? Belki Allah, Bedir Ehli’nin bütün günahlarını affetmiştir.”; yine Hz. Osman’ın (r.a.) kritik bir zamanda çok ciddî infakı karşısında “Osman, bundan sonra hangi günahı işlerse işlesin, günahı ona zarar vermez (yani Osman, onu Cehennem’e götürebilecek amellerden artık korunmaya alınmıştır).” buyurur. [02 Aralık 2014/ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Günümüzde İslâm’a hizmet ederken, ırz ve iffetleri üzerinde titreyen bacılarımızın, çektikleri ızdıraplara şükürle katlananların Hz. Hatice (r.ah.) ve Hz. Fâtıma (r.ah.) annelerimizin arkasında haşrolabilecekleri ümit edilir. Evet, hem İslâm’ın istikbali, hem de ebedî istikbal âhiretimiz adına ileride hasretle anacağımız çok güzel, çok bereketli günleri yaşıyoruz. Evet, bazı zamanlarda bazı ameller, insanın ebedî hayatını kurtarmaya yeter. İçinde yaşadığımız şu günler, o zaman dilimlerindendir.. [02 Aralık 2014/ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Cemaat hata yapmaz mı, yapmadı mı? Bu soru, sorana göre anlam ifade eder hale geldi. Elbette yalnız Cemaat(ler) değil, her mü’min fert, her söz, fiil, düşünce ve niyetinde kendisini muhasebeye çekmeli, Cemaat mensupları ise, kendilerini ayrıca Hizmet düsturlarına göre sürekli sorgulamalıdırlar. Ama münafık ve zayıf kalblilerin böyle bir soruya hakları yoktur; samimî olanlar da, iki sebeple bu soruyu sormakta haksızdırlar. (1) Ortada fiilî bir durum, açık zulüm ve Cemaat adına mazlumiyet varken bu soruyu sormak, zalime malzeme taşımak ve mazlumu zayıflatmak olur. (2) Böyle bir soru, Cemaat’e 50 yılı aşkın süredir ilmî–manevî rehberlik yapmış zâta gerekli muhasebeyi yapmadığı töhmeti ve hakaret manâsı taşır. [04 Ocak 2015 / ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Cenab-ı Allah (c.c.), Fatiha Sûresi’nde Hanefîler olarak günde 40 defa biz Müslümanlara “Bizi Sırat-ı Müstakîm’e hidayet eyle!” duası yaptırıyor ve ardından Sırat-ı Müstakîm’i tarif etmeyip, önümüze o yolun rehberlerini koyuyor: “Kendisine (Sırat-ı Müstakîm’e hidayet ve onda rehberlik) nimeti bahşettiğin zatların yoluna!” Bu zatları ise Nisâ Sûresi 69. âyette “peygamberler, sıddîklar, şehîd–şahidler ve salihler” olarak tarif buyuruyor. Din’de mutlak rehberlik, ya masumiyet, ya masuniyet gerektirir. Masumiyet, peygamberlerde hususî bir ilim ve haldir –ki, Kur’ân’da peygamberlere bahşedildiği buyrulan ilim ve hüküm, bir manâda buna bakar. Masuniyet ise, hususî korunma manâsı taşır. Her günah kalbde bir leke olduğu ve her günahta küfre giden bir yol bulunduğu için, günahlar peygamberler için vahye, diğer rehberler içinse ilhama mânidir. Ayrıca, Din’e gerçekte hizmet eden bir Cemaat’in şahs-ı manevîsi velâyet-i kübra sahibidir ki, bu da, peygamberlere veraset demektir. Dolayısıyla, peygamberler, masumiyetle Din’in emir ve yasaklarına muhalefet manâsında günah işlemezler; Sırat-ı Müstakîm’in peygamberler dışındaki rehberleri ise, masuniyetle en azından büyük günahlara karşı korunurlar. [04 Ocak 2015 / ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Din’e gerçekte hizmet eden bir Cemaat’in şahs-ı manevîsi velâyet-i kübra sahibidir ki, bu da, peygamberlere veraset demektir. Dolayısıyla, peygamberler, masumiyetle Din’in emir ve yasaklarına muhalefet manâsında günah işlemezler; Sırat-ı Müstakîm’in peygamberler dışındaki rehberleri ise, masuniyetle en azından büyük günahlara karşı korunurlar. Öte yandan, Cenab-ı Allah’ın Din veya Şeriat-ı Garrâ’sının yanı sıra, bir de Şeriat-ı Tekvîniyye’si vardır. Bazı peygamberler dâhil herkes, bu ikinci tür Şeriat’ın kanunlarına uymada şu veya bu seviyede hata yapabilir. Hz. Âdem’in (a.s.) yasaklanan ağaca yaklaşması bu türden bir zelle idi. Bir boyutuyla Şeriat-ı Tekvîniyye’ye dâhil olan Sırat-ı Müstakîm’de rehberliğe gelince: Bunda rehberlikten kaynaklanan temel bir hata, Sırat-ı Müstakîm adına yanlışa yönlendirme olur. O bakımdan, Sırat-ı Müstakîm’de rehberlikteki hatalar: (1) Temele taallûk etmez ve kalıcı olmaz. (2) Nasıl ibadetlerin onları ifa manâsında müsbet ve musibetlere sabır olarak, müsbetlerdeki eksikleri tamamlayıcı menfî boyutu varsa, Sırat-ı Müstakîm’deki rehberlik veya hizmetin de yapılması gerekenleri yapma manâsında müsbet ve müsbetlerdeki eksikleri tamamlayıcı, musibetlere sabır olarak menfî iki boyutu söz konusudur. Hizmetteki hatalara ve maruz kalınan musibetlere bu açıdan da bakmak gerekir.  [04 Ocak 2015 / ZAMAN]

***

Ali ÜNAL:

Kısmî‒içtihadî hatalar, genellikle hayırla neticelenir. Kur’ân’dan bir örnek: Peygamber Efendimiz (s.a.s.), mazeret uydurarak Tebuk Seferi’ne katılmama izni isteyen münafıklara istedikleri izni vermişti. Bunun üzerine Cenab-ı Allah (c.c.), “Hay Allah seni affedesice Nebî! Sefere çıkmamak için senden izin isteyen o münafıklara, sence doğru söyleyenler iyice belli olmadan ve kimlerin yalancı olduğunu henüz bilmeden neden izin verirsin ki!?” (9: 43) buyurdu. Söz konusu izni verme, zahiren bir hata idi; fakat 4 âyet sonra, bu hatanın nasıl bir hayra vesile olduğu şöyle ifade edilir: “Eğer onlar içinizde sefere çıkmış olsalardı, problem artırmaktan başka işe yaramazlar ve hiç şüpheniz olmasın ki, sizi fitneye ve tefrikaya düşürmek maksadıyla aranızda koşuşturup dururlardı…” [04 Ocak 2015 / ZAMAN]

***

İbn Ömer radıyallahu anhumâ demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Müslüman müslümanın kardeşidir, ona haksızlık yapmaz ve onu kendi haline bırakıp tehlikeye atmaz (düşmana teslim etmez). Müslüman kardeşinin ihtiyacını gören kimsenin yardımcısı Allah’tır. Kim herhangi bir müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da bu vesileyle o kimsenin kıyamet gününde karşılaşacağı sıkıntılardan birini giderir. Kim de bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah da kıyamet günü o kimsenin ayıp ve kusurunu setredip gizler.” [Buhari, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58]

***

Ebû Hureyre radıyallahu anh demiştir ki: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona ihanet etmez, yalan söylemez ve ihtiyacı olduğunda onu yüzüstü bırakmaz. Her müslümanın diğer müslümana ırzı, malı ve kanı haramdır. (Eliyle göğsünü işaret ederek) Takva işte buradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi bir kimseye şer (ve kötü ahlâk) olarak yeter!” [Tirmizi, Birr 18]

Bu yazı 11 kez okundu