Hayata Dair Notlar-42

Müddessir Sûresi 38-51: “Ashab-ı yeminden, hesap defterini sağ tarafından alan cennetlikler dışında herkes, yaptığı işlerin rehîni olacaktır. Onlar mutlaka cennetlerde mücrimlerin durumu hakkında, kendi aralarında konuşurlar. O suçlulara: “Neydi bu cehenneme sizi sürükleyen?” diye sorulur. Onlar şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik. Fakirleri doyurmaz, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik. Batıl sözlere dalanlarla beraber biz de dalardık. Bu hesap gününü yalan sayardık. Ölüm bizi yakalayıncaya kadar hep böyle idik.” Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda etmez. Ne oluyor onlara ki bu öğütten, bu irşaddan arslandan ürküp kaçan yaban eşeği gibi kaçıyorlar?  (Kur’ân-ı Hakim ve Açıklamalı Meali Prof Dr Suat Yıldırım)

***

Ebû Zer (ra), Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söyledi: Babası olmadığını bildiği birini babam diye sahiplenen kimse, babasına nankörlük etmiş olur. Kendisine ait olmayan bir şeyi sahiplenmeye kalkışan kimse bizden değildir; o cehennemdeki yerine hazırlansın. Her kim, bir adama öyle olmadığı halde kâfir veya Allah düşmanı derse, bu sözler gerisin geriye kendine döner.” (Müslim, Îmân 112; Ayrıca bk. Buhârî, Menâkıb 5, Edeb 44)

Babası olmayan birine, menfaati sebebiyle “Bu benim babamdır” diyen kimse, gerçek babasına karşı nankörlük etmiş olur.
Kendisine ait olmayan bir şeye, “Bu benimdir” diye sahip çıkan ve böylece başkasının hakkını yemekte sakınca görmeyen kimseyi Hz. Peygamber, “O bizden değildir” diye İslâm toplumundan reddetmekte, onun cehennemlik olduğunu belirtmektedir.
Müslüman birine kâfir veya Allah düşmanı demek son derece tehlikelidir. Zira o adam gerçekten kâfir veya Allah düşmanı değilse, bu söz, hedefini bulamamış bir ok gibi o iddiayı ortaya atana geri döner. Lâ ilâhe illallah diyen bir kimseye kesinlikle kâfir, Allah düşmanı dememelidir. Kendisi bu şekilde suçlanan kimse şayet öyle değilse, bu sözün onu söyleyene geri döneceği ve onun kâfir olacağı unutulmamalıdır. (1809 Riyâzü’s-Sâlihîn / İmâm Nevevî / Erkam Yayınları)

***

Hakikatli bir rüya-yı hayâliyede, Birinci Harb-i Umumî’nin beşinci senesinde, bir acîb rüyada benden soruldu: “Müslümanlara gelen bu açlık, bu zâyiat-ı mâliye ve meşakkat-i bedeniye nedendir?” Rüyada demiştim: “Cenâb-ı Hak, bir kısım maldan onda bir veya bir kısım maldan kırkta bir kendi verdiği malından birisini bizden istedi, tâ bize fukarâların dualarını kazandırsın ve kin ve hasetlerini men etsin. Biz hırsımız için tamahkârlık edip vermedik. Cenâb-ı Hak, müterâkim zekâtını kırkta otuz, onda sekizini aldı. Hem her senede yalnız bir ayda yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık, muvakkat ve lezzetli bir açlığı çekmedik. Cenâb-ı Hak ceza olarak yetmiş cihetle belâlı bir nevi orucu beş sene cebren bize tutturdu. Hem yirmi dört saatte birtek saati, hoş ve ulvî, nurâni ve faydalı bir nevi tâlimât-ı rabbâniyeyi bizden istedi. Biz tembellik edip, o namazı ve niyazı yerine getirmedik. O tek saati, diğer saatlere katarak zâyi ettik. Cenâb-ı Hak onun keffareti olarak, beş sene tâlim ve tâlimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı.” demiştim. [Mektubat, Yirmi İkinci Mektup (2. Mebhas)]

***

Huzurdan Esintiler (Ahmet Kurucan-2012) adlı eserden..

Sebepler planında yapılması gerekli olan şeyleri yapmayıp, elde edilen kötü neticeleri Allah’a, Allah’ın takdirine ve en geniş anlamda kadere havale etme kolaycılıktır. Sohbet Meclisinde birisi Pırlanta Müellifine; 1999 Gölcük depreminde Yalova, Adapazarı vb. yerlerde zemin etüdü yapılmadan, gevşek zemin veya fay hattı üzerine kurulan çok katlı apartmanların yıkılmasının takdir-i İlâhî denilerek sorumluluğu Allah’a havale edilmesini anlamadığını belirtmesi üzerinde yapıla gelen tespit, aslında kader inancının özünü sergiliyor. Malum, kader Kur’ân ve sünnetle bütünleşmiş bir İslâmî aklın ancak anlayıp/anlatabileceği bir hakikat. Bir cümle içinde yapılan aşağıdaki tespit çok önemlidir. Evet (HE) Takdir-i İlâhî insan iradesinden ayrı bir şey değil ki? Eğer Allah, takdirini insanların iradelerine bağlamış ve insanlar da sebepler planında yapmaları gerekenleri yapmayıp, karşılaştıkları menfî neticelere “takdir’ diyorsa, bu hem takdire hem de takdirin arkasındaki güce saygısızlıktır.”

***

Huzurdan Esintiler (Ahmet Kurucan-2012) adlı eserden..

HE: “Vifak ve ittifakı koruma adına gösterilen gayretler ibadet sayılır. Günümüzde vifak ve ittifakı koruyan sıradan bir insan olmak, mukarrabînden, asfiyâdan, evliyâdan bir insan olmaktan daha önemlidir. Ene’yi bırakıp nahnü’ye bağlamalı; hatta nahnü de ayağımıza bağ oluyorsa “huuu” deyip geçip gitmeli. Unutmayın vifak ve ittifak iradeye emanet edilmiş bir meseledir. Efendimizin “Ümmet-i Muhammed’e ihtilaf verme!” duasının kabul edilmemesinin altında yatan sır budur.”

***

“YÂ VEDÛD” Bu esma alemlerde sevgi ve aşktan yana ne oluyorsa onun kaynağı sayılır. Esmanın ebcet değeri: 20 olup büyük ebced degeri 400′dür. Ya Vedûd (cc) esmasının tecellisiyle alemler ayakta durur. Nesiller onun içindeki sevgiyle nasiplenerek devam eder. Bu esma büyüleyici, aşka çekici bir tecelliye sahiptir. Esmayı cekenlere başta ruhaniler, cinniler, melekler olmak şartıyla bütün kalpler sevgiyle çekilip gelir. Öyle bir çekilme olur ki akıllar hayretler içinde kalır. Kaderin açılması, sevilip saygı görme, beğenilme, aile saadeti için bu esma gibisi yoktur. Ya Vedûd (c.c.) esmasına devam edenler yavaş yavaş bütün insanları sevmeye başlarlar. Bütün yaratılanı severler. Sevgi ve aşk dairesinde olan ne varsa bu esmanın tecellisiyle ortaya çıkar. Bu esmaya devam edeni Allah sever, bütün alemlere de sevdirir. Bu isme mazhar olanların sevgileri dilden dile gönülden gönüle yayılıp gider. Mevlana Hazretleri “Vedud” esmasına ism-i azam olarak mazhar bir veli olarak bilinir. Bu nedenle yüzyıllarca hep baş tacı edilmiş her asırda kendine aşık olanlar bulunmuştur. Esmaya devam edenin ailesi, çevresi, kendine aşık olur ve büyülenirler. Allah’ın EL-VEDUD İsmi şerifi çok tesirlidir.

Pazartesi ”El VEDUD” zikri ile eşlerin sevgisini artırmak: Bu ismi, usulüne uygun olarak zikreden kimsenin gönlü nurlarla dolar, kalbi genişler ve ferahlar. Karı-koca arasındaki sevgiyi artırmak için bir yiyecek üzerine (1000) defa “Ya Vedûd Celle Celâlühü” diye okuyup birlikte yiyen eşlerin birbirlerine sevgileri artar. [Eser: Arif Arslan (Allah’ın isimlerinin sırları)]

***

Kendini yenileyemeyen, tükenmeye doğru gider. Kendimizi de eğitmek durumundayız ömrümüzün sonuna kadar! (Ahmet Selim: ZAMAN)

***

“ELFÂZ-I GALÎZA” dumanları içindeyiz. Bazı insanlarımız LİNYİT BACASI gibi tütüyor! Zihninizin, ruhunuzun pencerelerini kapatmazsanız sizde kirleniyorsunuz. (Ahmet Selim: ZAMAN)

***

Şimdiki bazı insanlara uçak satın alsan sevinci üç gün sürmez. Bu boşverme tavrının arkasında, aslen yaşama sevincini de ayakta tutan, tatmin ve şükür sorumluluğunun yokluğu yatıyor. (Ahmet Selim: ZAMAN)

***

Eşyayı tasarruf (kullanma, yerine koyma) kültürümüz öylesine dağıldı ki, kolaylık sağlama, rahatlık getirme araçları amaç haline getirildi ve bir sıkıntı kaynağına dönüştü. Belki farkındayız, belki değiliz; ama öyle yaşıyoruz. Herkesin bir şeyleri eksik ve o eksiklik hep önde gidiyor. “Eksiklik” duygusu, var olanların değerini bilme ve faydasının farkına şuuruna varma imkânlarını da yok ediyor. (Ahmet Selim: ZAMAN)

***

“Sol nasıl toparlanır?” Hiçbir türlü toparlanamaz. TR’de alternatif olma şansı yok. TR’deki solun siyaseti yoktur, ekonomisi yoktur. Onlar sanatla ve teorik kurgularla uğraşıp nostalji ile dayanışırlar ve bundanda memnundurlar. Brechtin oyunları, Nazım’ın şiirleri ve bolbol ütopya… (Ahmet Selim: ZAMAN)

***

Öyle meseleler karşısında kalıyoruz ki, yazılacak çizilecek bir tarafı bile yok. Çıplak müşahhası anlamayan adama, mücerretteki kökler anlatılır mı? Öyle bir gaflet betonlaşması yaşanıyor ki, fikir hayatımıza neredeyse geri zekâlılık hakim olacak. Kapatmış kendini, duymuyor, dinlemiyor, düşünmüyor. (Ahmet Selim: ZAMAN)

Bu yazı 24 kez okundu