Hatanın Görünür Olması Bir Başarıdır: Toyota’dan Bir Ders

Bir Toyota fabrikasında üretim hattı bütün hızıyla çalışırken bir işçi, elindeki parçada bir kusur fark eder. Önünde iki seçenek vardır: Kusuru görmezden gelip üretimin devam etmesini sağlamak veya problemi görünür hâle getirmek… İşçi tereddüt etmez ve Andon sistemini devreye sokar. Üretim hattı durur.
Denetçi yanına gelir:
— Ne oldu?
— Bu parçada bir sorun var.
— Emin misin?
— Evet.
O anda onlarca işçi beklemektedir. Dışarıdan bakıldığında üretimi durduran kişi sanki bu işçidir. Fakat Toyota’nın yaklaşımında mesele işçiyi suçlamak değil, problemi büyümeden bulmaktır.

Andon sistemi, çalışanların üretim sırasında karşılaştıkları bir anormalliği hemen görünür hâle getirmelerine imkân verir. Gerektiğinde üretim durdurulur, ekip problemi inceler ve sebebini araştırır. Sorun giderildiğinde üretim yeniden başlar. Burada önemli olan şudur: Üretimin durması başlı başına bir başarısızlık değildir. Birkaç dakikalık duruş, binlerce kusurlu ürünün ortaya çıkmasını engelleyebilir. Küçük bir hata ilk anda fark edildiğinde çözümü kolay ve maliyeti düşük olabilir; binlerce ürün üretildikten sonra fark edildiğinde ise sonuç çok daha ağır olabilir. Bu anlayışın temelinde Jidoka vardır: Kalite yalnızca üretimin sonunda kontrol edilmemeli, üretim sürecinin içine yerleştirilmelidir.

Bazı iş yerlerinde çalışan bir hata gördüğünde veya kendi hatasını fark ettiğinde, “En iyisi bunu söylememek.” diye düşünebilir. Çünkü azar işitmekten, suçlanmaktan veya cezalandırılmaktan korkar. Böyle bir ortamda insanlar problemi çözmekten önce kendilerini korumaya başlar. Hata ortadan kalkmaz; yalnızca gizlenir ve ertelenir. Küçük bir hata zamanla çok daha büyük bir probleme dönüşebilir. Sağlıklı bir sistem ise çalışanına şu mesajı verir: “Bir sorun görüyorsan, onu görünür hâle getir.” Çünkü bildirilen hata düzeltilebilir. Gizlenen hata ise büyür. Bu açıdan bakıldığında üretim hattını durduran işçi, aslında üretimi aksatan kişi değildir. Tam tersine, çok daha büyük bir zararı önleyen kişidir. Bir işçinin birkaç dakikalık müdahalesi, yüzlerce hatta binlerce kusurlu ürünün ortaya çıkmasını engelleyebilir. Bu yüzden problemi ilk fark eden çalışan, cezalandırılması gereken kişi olarak değil, sisteme önemli bir bilgi sağlayan kişi olarak görülmelidir. Bazen bir insanın “Burada bir sorun var.” demesi, yüzlerce insanın daha sonra “Bunu neden daha önce fark etmedik?” demesinden çok daha değerlidir. Buradan daha geniş bir sonuç çıkar: Hataları azaltmak istiyorsanız, kimsenin hata yapmadığı bir kültür oluşturmaya çalışmayın. İnsan hata yapabilir, makineler arızalanabilir, süreçlerde aksaklıklar meydana gelebilir. Asıl mesele, hatanın meydana geldiği anda görünür hâle gelip gelmediğidir. İyi bir sistem yalnızca “Hata yapma.” demez. Aynı zamanda: “Bir hata görürsen veya yaparsan zamanında haber ver. Çünkü birlikte düzeltebiliriz.” der. Çünkü hata yapmak bir problemdir; fakat hatayı gizlemek çoğu zaman daha büyük bir problemdir.

Bu mesele yalnızca fabrikalar için geçerli değildir. Ailede, okulda, şirkette, kurumda ve toplumda da aynı soru karşımıza çıkar: İnsanlar hata yaptıklarında bunu rahatça söyleyebiliyor mu? Bir çalışan bir problem gördüğünde konuşabiliyor mu? Bir yönetici kendisine kötü bir haber getirildiğinde haberi getirene mi kızıyor, yoksa problemin kendisine mi bakıyor? Bir kurumun gerçek kalitesi, yalnızca her şey yolunda giderken değil, bir şeyler ters gittiğinde ortaya çıkar. Hata karşısında suçlu arayan sistemler insanları susturur. Hatanın kaynağını araştıran sistemler ise insanlara konuşma cesareti verir. Konuşulan hata düzeltilebilir; gizlenen hata ise büyümeye devam eder. Belki de iyi bir sistemin en önemli özelliği, insanların hiç hata yapmamasını sağlamak değil; hata yaptıklarında bunu söylemekten korkmadıkları bir ortam oluşturmaktır.

Hatanın Kendisiyle, Hata Yapan İnsanı Ayırmak: Bir hatayı düzeltmek kadar, o hatayı dile getirme biçimi de önemlidir. Hatanın kendisini eleştirmekle, hatayı yapan insanı suçlamak aynı şey değildir. Maksat kişiyi mahcup etmek, yıpratmak veya suçlamak değil; yanlışı fark ettirip düzeltmeye vesile olmaktır. Bu sebeple hakikati söylerken üsluba dikkat edilmeli; suçlayıcı değil yapıcı, kırıcı değil onarıcı bir dil kullanılmalıdır. Çünkü doğruyu söylemek kadar, doğruyu nasıl söylediğimiz de önemlidir. Hatanın görünür hâle gelmesi bir tehdit değil, çoğu zaman bir fırsattır. Görünür olan hata düzeltilebilir; düzeltilen hata ise daha büyük bir zararın önüne geçebilir. Bazen bir üretim hattını durdurmak, aslında zararın önünü kesmektir. Bazen de “Burada bir sorun var.” diyebilmek, bir kurumun en büyük başarısıdır. Önemli olan, o cümleyi söyleyen kişiye ne yaptığınızdır: Onu suçluyor musunuz, yoksa problemi birlikte çözmek için teşekkür mü ediyorsunuz?

Bu yazı 8 kez okundu