- Dünya kelimesi, “yakın olmak” mânasına gelen dünüv kökünden türemiş “en yakın” anlamındaki ednâ kelimesinin müennesidir.
- Dünya kelimesinin “alçaklık, kötülük” mânasındaki denâet kökünden geldiği de ileri sürülmüştür
- Kur’ân-ı Kerîm’de arz coğrafî, dünya ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya hafife alınırken kozmik varlığı değil burada sürdürülen ve âhiret kaygısını geri planda bırakan hayat tarzı kastedilmiştir. Dünya sahih hadislerde de bu anlamda kullanılmıştır (“Dünya” Maddesi/Süleyman Uludağ/İslam Ansiklopedisi 10. cilt)
İNSAN BİR YOLCU, DÜNYA BİR GÖLGELİKTİR
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: نَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى حَصِيرٍ فَقَامَ وَقَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوِ اتَّخَذْنَا لَكَ وَطَاءً فَقَالَ مَا لِي وَلِلدُّنْيَا مَا أَنَا فِي الدُّنْيَا إِلَّا كَرَاكِبٍ اسْتَظَلَّ تَحْتَ شَجَرَةٍ ثُمَّ رَاحَ وَتَرَكَهَا
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz, “Yâ Resulallah! Sizin için bir döşek edinse” deyince bunun üzerine Resûl-i Ekrem: “Dünya ile benim ne alâkam var. Ben, dünyada bir ağaç altında gölgelenip de bırakıp giden bir yolcu gibiyim.” (Tirmizî, Zühd 44)
Dünya nedir? İnsan fâni ve geçici olan şeylere karşı nasıl bir durum ayarlaması yapmalıdır? Hem insan, bu dünyaya niçin gelmiştir ve nereye gitmektedir? İşte felsefenin en birinci mevzuları ve haklarında asırlardır söz söylenen mevzular görüldüğü gibi, Allah Resûlü tarafından çok veciz bir ifadeyle açıklığa kavuşturulmaktadır.
İbn Ömer rivayet ediyor: “Dünyada garip gibi yaşa veya bir yolcu gibi ol. Kendini (ölmeden önce) kabir ehlinden say!” (Tirmizî, Zühd, 25) Şu üç cümlelik söz, zühd ve takvâya ait, dünya ve âhiret muvazenesini koruma, kollamada söylenebilecek sözlerin en vecizi, en manalısı… İnsan, zaten dünyada gariptir. Mevlânâ’nın ifadesiyle “insan, kamıştan koparılmış bir ney gibidir. Gerçek sahibinden uzaklaştığından dolayı da hep inlemektedir. Onun bu inil tisi, bütün bir hayat boyu devam eder.” İnsan bir yolcudur. Ruhlar âleminden başlayan yolculuğu, anne karnına, dünyaya, çocukluk dönemine, gençlik çağına, yaşlılık hengâmına, kabir ve derken Cennet veya Cehennem’e kadar devam eden bir yolculuktur. Ama acaba insan, bu yolculuğunun ne derece farkındadır? Eğer o, daima kendini bir yolcu gibi görse yürüyüşünü zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak olan dünyanın çeşitli güzelliklerine takılıp sendelemeden yürüyüp gidecektir. İnsan kendini kabir ehlinden saymadıktan sonra, yani eskilerin; “Ölmeden evvel ölünüz” (Bkz. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/291) diye anlatmaya çalıştıkları husûsu, fiil ve yaşantıya dökmedikten sonra, şeytanın hile ve desiselerinden bütünüyle korunması, kurtulması mümkün değildir. Evet, insan nefsaniyet, cismaniyet itibariyle ölmeli dir ki vicdan ve ruh itibariyle dirilmiş olsun. Zaten her şeyi cesede bağlayanlar, cesedlerinin altında kalıp ezilmiş olan zavallılar değil mi?
Ayrıca, insanın yolcu oluşu ile ilgili şu birkaç mülâhazaya bakalım: Her iki hayata lazım olacak hususlar Mâlikü’l-Mülk olan Allah tarafından verilmiştir. Fakat o levâzımatı cahilliğinden dolayı tamamen bu dünya hayatına harcıyor. Halbuki o levâzımattan en az onda biri dünya hayatına, dokuzu bâki (ahiret) hayatına sarfetmek gerektir. Ey insan! Anne karnında iken, çocuk iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Ey Azizim, bil ki! Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır. Bunlar, insanı ihtiyata ve özen göstermeye mecbur eder.
1. Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.
2. Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.
3. Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere maruz kalmaktır.
Öyle ise bu gaflet ve unutkanlık niyedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin veya sen O’nu görmeyesin. Ne vakte kadar dünyanın geçici ve fâni zevklerine ehemmiyet verip ahirete dair bâki hususlardan gaflette bulunacaksın?
Kaynak: Hadislere ait tercüme ve Şerhlerin tamamı (Sonsuz Nur/Bir Demet Hadis Tahlili -2 ve 22.Hadis) Pırlanta Serisinden alınmıştır. (Kırk Hadis Tercüme ve Şerhi – Akademi Araştırma Heyeti)