156-) Diyalogda Israr ve Şiddete Karşı Mücadele

✍”Diyalogda Israr”
➖Güzergâh Emniyetini Sağlama
➖Diyalog Köprüleri Kurma
➖Diyalogda Devamlılık
➖Değerlerinizden Şüpheniz mi Var!
✍Şiddete Karşı Mücadele
➖Diyalog ve Hoşgörü
➖Alternatif Yollar Geliştirme
➖Temsilin Gücü
➖Usul Adına Bazı Prensipler

DİYALOGDA ISRAR

°°°Önsöz°°°

Biz istesek de istemesek de, bizim gibi inanmayan, bizim gibi düşünmeyen dünya kadar insan vardır şu dünyada. Hattâ, bazı müşterek değerlerin dışında hiç kimse bir diğerinin aynısı olmadığından, olamayacağından, en azından algı seviyesinde herkes birbirinden farklı düşünür, farklı inanır. İşte bütün bu farklılıklara rağmen insanlarla bir arada yaşayabilmenin yolu hoşgörü ve diyalogtan geçiyor. Bu gerçeğin farklı kelime ve kavramlarla da ifade edilebileceğini söyleyen Muhterem Hocaefendi şöyle diyor:

°°°°°°°°°°°

Farklı düşünce ve dünya görüşlerine sahip insanların bir araya gelmelerini günümüzde daha çok diyalog kelimesiyle ifade etsek de ülfete düşmeme adına farklı kavramlar da geliştirilebilir. Burada asıl önemli olan, iyi niyetimizi, duygu ve düşüncelerimizdeki samimiyeti ortaya koymaktır. Mesela diyalogla eşanlamlı olarak bazen hoşgörü kavramını kullandığımız da olmuştur. Fakat bazıları bunu zamanında mahzurlu buldu. Hoşgörü kelimesinin, muhatabın hoş görülmeyecek bir kısım tavır ve davranışları, kanaat ve inançları olduğuna imada bulunduğunu ve sizin de bunlara katlandığınız anlamını çağrıştırdığını söylediler. Sanki karşı tarafın dikenleri var fakat siz bunları hoş görerek dikene gül muamelesi yapıyorsunuz. Bu da zımni olarak diğerini suçlama veya tahkir anlamına gelebilir. Hiç önemli değil, kelimelere takılmamalıyız. Biz söylemlerimizi bir kere daha gözden geçirir, daha masum ve yumuşak tabirler bulmaya çalışırız. Mesela hoşgörü yerine “konuma saygı” ifadesini kullanabiliriz. Çünkü bu ifadenin temelinde, hangi dünya görüşüne ve hayat felsefesine sahip olursa olsun, herkesin saygıyı hak edeceği düşüncesi yatmaktadır. Farklı bir ifadeyle bunun anlamı, muhatap olduğumuz kişilerin insanlığına saygı duyma demektir. Çünkü her insan, potansiyel olarak bir değerler mecmuasıdır. Birileri kendisindeki bu potansiyeli inkişaf ettirememiş olabilir. Fakat insanın bir sanat-ı ilâhiye olduğu unutulmamalı, böyle bir âbideye ve donanıma saygı duyulmalıdır. İnsana saygı, bir yönüyle onu yaratana saygıdır.

Bunların yanı sıra dostluk köprüleri kurma, asgari müştereklerde uzlaşma gibi farklı ifadeler de kullanılabilir. Yeter ki temel ilkeler korunabilsin, mesele esas blokajının dışına taşırılmasın ve orijinalite yapma lüksüne girilmesin.

Güzergâh Emniyetini Sağlama

°°°Önsöz°°°

Bir konu ne kadar önemli ise, onu ifadenin şekli de o ölçüde önem ve hassasiyet kazanır. Üstelik bu konu hem bizim kendi güvenlik ve huzurumuzu, hem de henüz bizim gibi inanmayan, bizim gibi düşünmeyen insanların, kendi değerlerimize kazanımlarıyla ilgili ise, o zaman üslubun ve metodun önemi ona göre artar. Bunun tersi ise, en başta kendimizin gereksiz bir takım sıkıntılara maruz kalmamıza, sonra da kendi dava ve düşüncemize kazanılmasına vesile olmak istediğimiz insanların iyice uzaklaşmalarına sebep olabilir. Onun için şu dikkat ve hassasiyetler de çok önemli:

°°°°°°°°°°°

Usulüddin ulemasının yaptığı gibi, kullandığımız kavram ve ifadeleri nüanslarını gözeterek titizlikle seçmeliyiz ki yapılan işle ilgili yersiz bir kısım vehim ve endişelere meydan vermiş olmayalım. Gerek kullandığımız terminoloji gerekse ortaya koyduğumuz iş ve faaliyetlerle farklı din ve diyanetlere, anlayış ve fikirlere sahip olan kesimleri rahatsız etmemeliyiz. Yapılan işin mahiyet ve çerçevesini doğru belirlemeli ve bunu başkalarına da izah etmeliyiz. İşin en başında doğru argümanları ve malzemeyi tespit etmeli, sonrasında da bunları her yerde vurgulamalıyız. Has dairede kendi aramızda konuşurken de, büyük salonlarda kalabalıklara hitap ederken de aynı şeyleri aynı netlikle ifade etmeliyiz. Meseleye safiyane yaklaşan insanların zihnini bulandıracak veya art niyetli insanların suiistimal edeceği söylemlerden uzak durmalıyız. Niyetlerimizdeki ve maksatlarımızdaki duruluğu üslubumuza da yansıtmalı, ortak bir söylem oluşturmalı ve oturup kalktığımız her yerde bunları tekrar etmeliyiz. Her şeye rağmen öküz altında buzağı arayan insanlar olacaktır. Önemli olan, bizim kendimize düşeni yapmamız, meseleleri fevkalâde bir hassasiyetle ele almamızdır. Gerisi Allah’a kalmıştır. Biz neticeye karışamayız.

İman ve Kur’ân hizmetine ömrünü adayan Bediüzzaman Hazretlerini ve o gün için sayıları az olan çevresindeki adanmışları mahalle bekçilerine takip ettiriyorlardı. Bekçilerin yetmediğini görünce polis teşkilatını hatta istihbarat elemanlarını devreye soktular. Dünyaya açılan bir hareketin kimler tarafından nasıl takibe alınacağını varın siz hesap edin. Siz ne kadar sulh ve sükûnun peşinde olursanız olun, bazıları kendi ölçülerine ve düşünce dünyalarına göre kalıplar oluşturuyor ve sizi de onların içine yerleştiriyorlar. Vehimleriyle ve paranoyalarıyla hareket eden insanların varlığını hesaba katmaz, hareket ve söylemlerinizi buna göre ayarlamazsanız bu kesimler size hayat hakkı tanımaz.

Birileri hem nalına hem mıhına vurabilir. Onların varlığından endişe duymadığı için kimse onlara bir şey de demeyebilir. Kötü niyetliler ise en çok kimden endişe duyuyorlarsa ona ilişirler. İşte güzergâh emniyetini sağlama adına bütün bunları göz önünde bulundurmak zorundasınız. Siz doğru yolda yürüyebilirsiniz. Allah rızası dışında başka hiçbir şey düşünmeyebilirsiniz. İslâm’ın dırahşan (aydınlık) çehresine atılan ziftleri silmeye yönelik hareket etmeye ant içmiş olabilirsiniz. Milletiniz ve insanlık adına çok güzel düşüncelere sahip olabilirsiniz. İnsanlık birbiriyle yaka paça olmasın, birlikte huzur içinde yaşayabilsin diye büyük fedakârlıklara katlanıyor da olabilirsiniz. Fakat tek başına bunlar yeterli değildir. Bunun yanında, başkalarının duygu ve düşüncelerini de gözetmeniz gerekir. Kendinizi onlara doğru bir şekilde ifade etme, onlardaki muhtemel endişe ve korkuları izale etme gibi bir vazifeniz olduğunu da unutmamalısınız. Ne olduğunuzu, nasıl bir yolda yürüdüğünüzü, hangi hedeflere koştuğunuzu insanlara anlatmak zorundasınız.

Aynı şekilde birilerinin farklı saiklerle, Allah yolunda koşturan fedakâr ruhlar hakkında ortaya attığı iddia ve iftiralara yerinde ve ikna edici cevaplar verilmesi de çok önemlidir. İnsanlık adına, insanî değerleri yaşatmak için çalıştığımızı ve bunu da inanç sistemimizin bir emri olarak gördüğümüzü herkese duyurmalıyız. Vurgulamamız gereken şey şu: İnsanlar arasında bir sevgi atmosferi oluşturmazsak Allah katında mesul olacağımızı düşünüyoruz. Allah’ın bu dünyayı ebedî huzura yürümek için bir güzergâh olarak yarattığına inanıyoruz. Ebedî huzura ulaşabilmek de ancak buradaki sorumluluklarımızı yerine getirmeye bağlıdır. Tek dert ve niyetimiz de budur.

Diyalog Köprüleri Kurma

°°°Önsöz°°°  

İnsanın duyguları genellikle aklının önünde gider. Hele bir de tahrik varsa. Bu durum, yani muhatabını mağlup edip ondan bir çeşit intikam almış olmak nefsin de hoşuna gider. İnsanlarla ilgili bir hedefi, onları kazanmaya çalıştığı bir davası olanların, elden geldiği kadar kötü duygularını işin içine karıştırmamaları gerekir. Çünkü münakaşa, kavga ve şamata bir kazanma yolu değil bir nefret ve uzaklaştırma sebebidir. Bu konuda esas ortaya konulması gereken tavır ise şudur:

°°°°°°°°°°°

Günümüzün en büyük problemlerinden biri, çatışma ve kamplaşmalardır. İnsanlar farklı farklı hiziplere, gruplara, ideolojilere bölünmüş ve paramparça olmuş durumdalar. Herkes kendine göre bir yol tutmuş gidiyor. Hiç şüphesiz böyle bir ortamda kimsenin damarına basmadan, kimseyi rahatsız etmeden meseleleri belirli bir yörüngede götürebilmek hiç de kolay olmayacaktır. Fakat bize düşen vazife, dinen kullanılmasında mahzur görmediğimiz her tür vesileyi değerlendirerek insanlar arasında yeniden diyalog köprüleri kurabilmek, sulh ortamları tesis edebilmektir. Bunun sağlanması adına demokratik değerlerin içselleştirilmesi çok önemlidir. Biz kendi renk ve desenimizi de ilave ederek demokrasinin arkasında durup onun imkânlarını değerlendirmeliyiz. Gerçi bundan da rahatsızlık duyan bir şirzime-i kalîle (küçük bir grup) olacaktır. Fakat daha önce de ifade edildiği üzere herkesi memnun etmek mümkün değildir. Biz maşeri vicdan tarafından kabul görmüş böyle bir sisteme karşı alâkasız kalamayız.

Öte yandan kendimizi doğru ifade edebilmenin, toplumun farklı kesimleriyle diyaloğa geçebilmenin ve onlarla insanlığın ortak problemlerini müzakere edebilmenin yolu, kendimizi iyi yetiştirmekten geçer. Muhataplarımızı iyi tanır, onların düşünce dünyalarına hitap edebilir ve onlara saygıda kusur etmezsek insanlık adına atılan bu faydalı adımlar meyve verecektir. Nitekim bugüne kadar bunun örneklerine defalarca şahit olduk.

Bu konuda dikkat etmeniz gereken diğer bir husus da diyaloğa geçtiğiniz insanlar bozgunculuğa yönelip yapılan manevî anlaşmayı bozduklarında hemen sizin de aynı yola başvurmamanızdır. Sabretmesini bilmelisiniz. Kur’ân-ı Kerim,
 وَاِنْ عَاقَـبْـتُمْ فَعَاقِـبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِـبْـتُمْ بِه۪ۜ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِر۪ينَ
“Ceza verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın. Ama sabrederseniz, bilin ki bu, sabredenler için en hayırlısıdır.” (Nahl sûresi, 16/126.) âyetiyle sabrın faziletini vurgular. Bize düşen de hayır ve fazilet yolunu seçmek ve mukabele-i bi’l-misle (aynıyla karşılıkla verme) başvurmamaktır. Bir gün gelir Şubat fırtınası olur, başka bir gün Haziran fırtınası, diğer bir gün de Temmuz fırtınası… İtham edildiğimiz mevzulara cevap vermeli, tashih (düzeltme) ve tavzihlerde (açıklamalarda) bulunmalı, ancak bunda da tepkisel davranmamalıyız.

Diyalogda Devamlılık

°°°Önsöz°°°  

Bir işe başlamış olmak onu sonuca götürmez. Onun için başlanılan bu işin ısrarla devam ettirilmesi gerekir. En az bunun kadar önemli olan bir husus da, eğer bu mesele inandığımız değerler sistemine dair ise bunun kendi ilkelerimizden taviz vermeden devam ettirilmesidir. Bunun için haliyle, işin başından itibaren şeffaf olmak şarttır. Eğer biz onları kendi konumlarında kabul edersek, inanmasalar bile onlar da bize saygılı olurlar. İşte bununla ilgili Pırlanta tavsiyeler:

°°°°°°°°°°°

Değişik vesileler oluşturarak toplumun farklı kesimleriyle diyaloğunuzu devam ettirmelisiniz. Bazen onları davet etmeli, bazen de siz onların ayaklarına gitmelisiniz. Bu konuda ne kadar argüman varsa hepsini kullanmalı, muhtemel bütün yolları değerlendirmelisiniz. Muhatap olduğunuz insanların kültürlerini, düşünce dünyalarını en iyi kim biliyorsa onu öne çıkarmalısınız. Bununla beraber Hakk’ın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez. Önemli olan, oturup belirli konuları bu insanlarla müzakere edebilmeniz, aynı yerde durduğunuzu, nabzınızın hep aynı şekilde attığını onlara gösterebilmenizdir. Onlardan uzak durduğunuzda kendinizi onlara ifade edemediğiniz gibi, daha önceden sizinle ilgili bildikleri güzel şeyler varsa bunlar da unutulur gider. Bu sebeple diyalogda ısrarcı olmalı, ne yapıp edip toplumun farklı kesimleriyle münasebetlerinizi devam ettirmelisiniz.

Normal şartlarda hırs ve inat, istenmeyen birer sıfat olsa da, bu gibi hayır doğuracak işlerde makbuldür. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerine bakılacak olursa bu konuda nasıl olağanüstü bir ceht ve gayret ortaya koyduğu görülür. O’nun, Ebû Cehil’e defalarca, belki elli defa gittiğini söylesek mübalağa etmiş olmayız. Bu sebeple imkânlar elverdiği ölçüde toplumun bütün kesimleriyle diyaloğa devam etmelisiniz. Hizmet-i imaniye ve Kur’âniye yolunda koşturan adanmışların her biri kendini bu konuda sorumlu görmelidir. Bize düşen vazife, tepkiye sebep olmayacak şekilde, usul ve üslubu çok iyi belirleyerek doğruları ısrarla anlatmaktır. Kabul edip etmeme kararı ise onlarındır.

Farklı düşünceler, farklı yaklaşımlar diyaloğa mâni olmamalıdır. Konuma saygıyı ihmal etmeden ve farklılık mülâhazasına kapılmadan çok rahatlıkla bu farklılıklar ifade edilebilmelidir. Kimse kendini başkalarından üstün görmemeli, muhataplarında böyle bir intiba bırakmamalıdır. Mümkün mertebe iddiasız olunmalıdır. Meseleler daha profesyonelce ele alınmalı, üstlenilen mesajın ağırlığı nispetinde, ortaya konulan temsilde de ciddi olunmalı, âdeta peygamberane bir tavırla yürünmelidir. İyi bir siyer felsefesiyle diyalog mevzusu yeniden ele alınmalı, bu konuyla meşgul olan insanlar çok iyi yetiştirilmeli, insanî değerlere bağlı kalınmalı ve yanlış yapılmamalıdır. Böyle ciddi bir işin avamca mülâhazalara bağlanması, meselenin hassasiyetini gözetmemek anlamına gelir.

Değerlerinizden Şüpheniz mi Var!

°°°Önsöz°°° 

Genellikle kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan insanlarla diyalog kurmaktan kaçınmanın gerçek sebebi kendi değerlerini savunmaktan aciz bulunmaktır. Diyaloğu ve diyalogçuluğu bir taviz, bir zayıflık, korkaklık hattâ ihanet olarak lanse edenlerin, bugüne kadar tebliğ ile mükellef bulundukları bu dini başkalarına anlatmak adına ne yaptıklarını bilmiyoruz. Diğer taraftan da, itham ettikleri insanlardan bir tane saf değiştiren olmadığı halde, dünya kadar insanın ihtida ettiğini biliyoruz. Diyalog mimarımız mevcut tavsiyelerine şöyle devam ediyor:

°°°°°°°°°°°

İnanan insanlar diyalogdan korkmamalı, kayıp yaşamaktan endişe etmemeli. Diyalogda bir yönüyle değerlerin yarışı vardır. Değerlerinizden şüphe ediyorsanız zaten Allah’a sağlam iman etmemişsiniz demektir. “Falanlarla beraber olursak onlardan negatif etkileniriz, dinimize zarar gelir.” diyorsanız temsil ettiğiniz dine güven probleminiz var demektir. Değerlerinizin, değerler pazarında öne geçeceğine inanıyorsanız başkalarıyla birlikte olmaktan, diyaloğa geçmekten korkmanız için bir sebep yoktur. Başkalarıyla el sıkıştığınız ve kucaklaştığınızda bir taraftan size ait güzelliklerin başkalarına sirayet edeceğini, diğer yandan da başkalarına ait güzelliklerden sizin istifade edeceğinizi düşünüyorsanız diyalogdan endişe etmenize gerek yoktur.

Siz sinelerinizi başkalarına birer otağ gibi açarsanız sinelerin de bir bir size açıldığını görürsünüz. Bunun kayıp olduğu söylenebilir mi? Açın gönüllerinizi âleme açabildiğiniz kadar! Çünkü sizin gönlünüze giren, aynı zamanda oradaki güzelliklerle tanışacaktır. Bunları kabul etmese bile en azından bunlara saygı duyacaktır. Saygı duymasa bile size zarar vermekten çekinecektir. Bu gibi şeyler de gelecek nesiller adına önemli bir kazanım olacak, hiddet ve şiddeti kıracak, çatışma ve kavgaları sona erdirecek, aradaki uçurumları kapatacaktır. Bunların her birinin çok önemli birer kazanım olduğuna şüphe yoktur. İnsanların el ele tutuşabilmeleri, bir yolda beraber yürüyebilmeleri, bir maratonu birlikte koşabilmeleri insanlığın ortak problemleriyle baş edebilmeleri adına çok önemlidir. Siz, insanların gönlüne sevgi ve saygı tohumları ekebilir, birlikte yaşama düşüncesini mayalayabilirseniz Allah’ı ve Resûlullah’ı memnun etmiş olursunuz.

Bazen diyaloğa geçeceğimiz insanların yaşantıları, inançları, duygu ve düşünceleri bize ters gelebilir. Hatta bunlar, inandığımız değerlere dil uzatan, söz ve fiilleriyle bize zarar veren kişiler de olabilir. Bu gibi “belva-i âmm” (kaçınılması mümkün olmayan durum) diyebileceğimiz durumlar karşısında bizi kurtaracak olan şeyler, niyetlerimiz ve maksatlarımızdır. Şayet onlarla kuracağımız münasebetler sayesinde insanlık adına bir kısım zararların önüne geçebilecek veya bir kısım faydalar temin edebileceksek diyalogdan geri durmamalıyız. Çünkü insanlar bizimle oturup kalkmaya başladıklarında bazı şeyleri daha iyi anlayabilir, tavır ve davranışlarımızdan hareketle inandığımız değerler hakkında fikir sahibi olabilirler. Bunları kabul etmeseler bile en azından bizi doğru tanımış olurlar. Önyargılarından kurtulur ve düşmanlıktan vazgeçerler. Böylece gelecekte muhtemel çatışma ve kavgaların da önüne geçilmiş olur. İşte bizim bütün derdimiz, davamız bu olmalıdır.

Diğer taraftan günümüzde bir yönüyle ‘fetret’ yaşandığını unutmamalısınız. Maalesef Müslümanlık ne doğru bir şekilde anlatılabilmiş ne de mükemmel bir şekilde temsil edilebilmiş. Böyle bir ortamda başkalarının bizim bulunduğumuz ortamlara gelip bizi dinleyeceklerini düşünmek gerçekçi olmaz. Bu sebeple insanları dine bakışlarına veya bize yaklaşımlarına göre farklı kategorilere ayırmadan ve etiketlemeden herkesin ayağına gitmeli, herkesle bir münasebet geliştirmeye çalışmalıyız. ‘İnsan’ olmaları hasebiyle herkese karşı saygılı olmalıyız. Hatta ortada bir kusur varsa onu kendimizde görmeliyiz. Niçin bugüne kadar onlara kendimizi anlatma adına gerekli çabayı göstermediğimizin, bunun için gerekli donanımı kazanmadığımızın veya dinimizi doğru temsil etmediğimizin muhasebesini yapmalıyız.

Hâsıl-ı kelâm, darlık ve sığlığın mahkûmu olan insanların sözlerine takılmadan, zorluklara aldırmadan dünyanın dört bir yanına hicretler tertip edin, her yanı kendi toprağınız gibi görün ve her yana durmadan tohumlar atın. Toprak çok vefalıdır. Bakarsınız attığınız tohumlar bir gün yeşerir, sürgün verir ve meyveye durur. Bu meyveleri hasat etmek size nasip olur veya olmaz, bu çok da önemli değildir. Daha sonra bunları kim hasat ederse etsin, siz niyetinizin, hicretinizin ve amelinizin mükâfatını alırsınız. Eğer önceden aklımızı başımıza alıp beş altı milyon insanı dünyanın dört bir yanına gönderebilseydik, onlara gittikleri yerlerde rehberlik yapıp yol gösterebilse, iş imkânları bulabilseydik bugün dünyanın çehresi çok daha farklı olurdu. Unutmamak gerekir ki, sizin ortaya koyduğunuz güzellikler tam anlaşıldığı ve tanındığı an dünyanın çehresi değişecektir.

***

ŞİDDETE KARŞI MÜCADELE

°°°Önsöz°°°  

Diyalog köprüleri kurmanın önündeki en büyük engel şiddettir. Şiddet düşmanlıkları pekiştirir ve kronik hale getirir. Şiddet kullanarak üstünlük sağlanmış olunsa bile bu sadece nifakı besler, münafık sayısını artırır. Halbuki “İslâm” kelimesinin bir anlamı da, “barış ve selâmete ermek” demektir. Kur’ân barışın hayırlı olduğunu, karşı taraf barışa yanaşırsa bizim de yanaşmamızı, Hazreti Peygamber aleyhissalâtü vesselâm savaş istememeyi, mecbur kalınlığında sabretmeyi emrediyor. İşte bütün bu sınırlar çerçevesinde Pırlanta Müellifi de günümüz şartları açısından konuya şöyle bakıyor:

°°°°°°°°°°°

İman ve Kur’ân davasına gönül vermiş kimselerin önemli hedeflerinden biri, dünyada mevcut bulunan veya ortaya çıkması muhtemel olan her türlü şiddetin önünü almaktır. Zira onların öncelikli vazifeleri, insanlığın maddî ve manevî dertlerine derman olmaktır. Şiddetin de insanlığa zarar veren önemli problemlerden biri olduğuna şüphe yoktur. Bu sebeple onlar, güçleri yettiği ve akılları erdiği nispette bu konuda projeler üretmeli, stratejiler geliştirmelidirler.

Evet, adanmış gönüller, bugüne kadar partal bir eşya gibi kenara atılmış olan kendi inanç sistemlerinin, düşünce dünyalarının ve din anlayışlarının evrensel açıdan kıymeti haiz olduğunu ve insanlık adına büyük hayırlar vadettiğini herkese göstermek mecburiyetindedirler. Bizler elimizdeki değerlerin günümüzde yaşanan pek çok kronik problemin çözümü adına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz. İnsanlığı bu değerlerden mahrum etmemeli, onları herkesin istifadesine sunmayı en büyük vazifemiz addetmeliyiz. Ancak bunu da usul ve üslup hatasına düşmeden yapmalı; zorlama ve dayatmanın her çeşidinden uzak durmalıyız. Meseleleri öncelikle mütemadi (sürekli) hâle getirdiğimiz tavır ve davranışlarımızla anlatmalıyız. Maalesef bugüne kadar bazı kesimlerin İslâm’a karşı önyargıya hatta düşmanca tutumlara sahip olmaları ve içimizdeki bazı nadanların da kötü temsilleriyle İslâm’ın aydınlık çehresine zift saçmaları, insanlığın bu tatlı su kaynağından istifade etmesine engel oldu. Hatta İslâmiyet, pek çok münasebetle şiddet ve radikalizmin adresi gibi gösterildi. O, kaba saba insanların dini gibi algılandı. Dolayısıyla da çokları, onun özündeki değerleri tanıma fırsatı bulamadı. İslâm’ın, şiddet ve radikalizmi besleyen bir din olmadığını, bilakis insanlığın başına bela olan bu iki musibet için en büyük panzehir olduğunu herkese göstermek ve anlatmak, Allah’a sağlam inanmış mü’minlere düşen çok önemli bir misyondur.

Şunu da unutmamak gerekir ki; şayet siz, insanlığın ehemmiyet verdiği problemlerle ilgilenmezseniz onlar da sizin problemlerinize karşı duyarsız kalırlar. Eğer siz bugün bir dünya meselesi hâline gelen ve tüm insanlığı tehdit eden şiddet, terör, radikalizm, açlık, fakirlik gibi kronik sorunlar karşısında yapılması gerekenleri yapmazsanız, başka konularda ortaya koyacağınız en yararlı projelerinizde bile arzu ettiğiniz desteği bulamazsınız. Sizin, evrensel meselelere sahip çıkmadığınızı gören insanlar, en ihtiyaç duyduğunuz noktada size arka çıkmazlar. Dolayısıyla büyük çoğunluğu itibarıyla insanlığın sizden istediği ve beklediği şeylere sahip çıkmanız, yapabileceğiniz her ne varsa yapmanız büyük önem taşır.

Diyalog ve Hoşgörü

°°°Önsöz°°°  

 İnsanların birbirine düşman olmalarının en önemli sebeplerinden biri de birbirini tanımıyor olmalarıdır. Farklı görüşlerde oldukları “diğer!” insanlarla aralarındaki müşterek değerlerin ve özelliklerin farkında olmamalarıdır. İşte diyaloğun bütün kerameti burada yatıyor. Farklı kişiler ve kesimler uygun şartlarda bir araya geldiklerinde, en azından birbirinin insan olduklarını görür ve o noktada buluşabilirler. İşte hizmet mantığının da bu olduğunu ifade eden Hocaefendi aynen şunları söylüyor:

°°°°°°°°°°°

Daha somutlaştıracak olursak, şiddeti önlemenin en başta gelen yollarından biri, diyalog ve hoşgörü kültürünü yaygınlaştırmaktır. Çünkü bu sayede insanlar aynı masanın etrafında bir araya gelecek, birbirlerini daha yakından tanıyacak, paylaşma ve uzlaşmayı öğrenecek, kavga etmeden bir arada yaşama tecrübesi edineceklerdir.

İnsanlar, ilk başta maksadınızı anlamadan önce belki direnç gösterebilir, çekincelerini dile getirebilirler. Ancak meselenin makuliyeti ve gerekliliği tam anlamıyla ortaya konulabildiği takdirde, zamanla herkes o örfaneye katılacaktır. Hizmet gönüllülerinin doksanlı yıllardan itibaren sürekli vurguladığı ve imkânları dâhilinde yapmaya çalıştığı hoşgörü ve diyalog açılımı, her ne kadar ilk zamanlar bazıları tarafından tepki ve itirazla karşılansa da sonrasında bunu toplumun farklı kesimleri, farklı millet ve devletler de telaffuz etmeye başladı. Bir sonraki safha, bunu daha sistemli şekilde uygulamaya geçirmenin ve yaygınlaştırmanın yollarını bulmaktır.

Cenab-ı Hak, her bir insanı ayrı bir âlem olarak yaratmıştır. Her milletin kendine has değerleri ve kültürü vardır. İnsanları ortak bir çizgide buluşturup aynı değerler etrafında bir araya getirmek çok zordur. Bu, kalplere hitap edebilmeye ve inandırıcı olmaya bağlıdır. Bu da kolay bir iş değildir. Bununla birlikte bir yere kadar yeryüzünde barışı hâkim kılabilir, herkesi kendi konumunda kabul edebilir, kavga vesilelerini ortadan kaldırabilir ve huzur içinde bir arada yaşayabiliriz. En azından bize düşen, bu yolda gayret göstermek, sulh ve barışın temsilcisi olmaktır.

Başkalarından saygı görmenin yolu, herkese karşı saygılı olmaktan geçer. Siz başka din, kültür ve medeniyetlere saygıda kusur etmediğiniz takdirde, onlar da sizin inanç sisteminize saygı duyar. Başkalarına gösterdiğiniz saygı, bir gün âdeta bir ‘bumerang’ gibi size geri döner. Dolayısıyla karşı tarafa güzel şeyler atmaya bakmalısınız ki attığınız şeyler geri döndüğünde başınızı yarmasın, dişinizi kırmasın.

Alternatif Yollar Geliştirme

°°°Önsöz°°°  

Bir proje, işe başlarken çok iyi düşünülmüş ve hazırlanmış bile olsa zamanla yetersiz kalabilir. O projenin başlangıçtaki haline takılıp kalmak takipçilerini hedefe ulaştırmaz, hattâ uzaklaştırabilir. Ana felsefeye sadık kalmakla birlikte zamanın getirdiği, hattâ dayattığı yeni durumlar ve şartlar ortaya çıkabilir. Meselâ Üstad Hazretleri kendi hayatına üç tane Said sığdırmıştır. Eski Saîd, yeni Saîd ve üçüncü Saîd. İşte bunun için, aşağıdaki şu tespit ve uyarıları da dikkate almak gerekiyor:

°°°°°°°°°°°

Bugün yapılması gereken vazife, “konuma saygı, hoşgörü, diyalog, barış vs.” diyerek icmalî bir plânla yola koyulmaktır. Zira her aksiyon, öncesinde bir düşünceyi, bir plân ve proje yapmayı gerektirir. Fakat bu, icmalî bir düşüncedir. Çünkü siz, işin başında neyle karşılaşacağınızı tam bilemezsiniz. Harekete ve aksiyona geçtikten sonra zamanın, şartların ve konjonktürün karşınıza çıkardığı şeylere göre daha tafsilî (detaylı) plânlar yaparsınız. Bunlara açılım içindeki tâli plânlar da diyebilirsiniz. Bugün ortaya koyduğumuz diyalog faaliyetlerinin ileride karşımıza neler çıkaracağını şimdiden tam olarak kestiremeyiz. Yolda yürürken düşünmeye devam eder, karşımıza çıkan yeni durumlara göre plân ve projelerimizi revize eder, buna göre aksiyonumuzu tekrar gözden geçiririz. Bu devr-i daim (döngü) yol boyunca devam eder gider. Yeni ve sürpriz problemlerle karşılaşırsak oturur, yeniden plânlama yapar ve alternatif çözüm yolları geliştiririz.

Yeni fıkhî hükümler ortaya koymak için yapılacak içtihat faaliyeti konusunda farklı görüşler olsa da hizmet adına yapılacak işlerin tespitinde istinbat ve içtihat kapısının açık olduğuna kimsenin şüphesi yoktur. Karşılaşılan problemleri çözme adına, zaman ve şartlara göre her zaman yeni içtihatlar yapılabilir, yeni çözüm yolları geliştirilebilir. Böylelikle siz, düşünce ve aksiyon plânında ortaya koyacağınız bütün bu ceht ve gayretlerle insanlar arasında sevgi ve barışı hâkim kılmaya, şiddet sarmalını durdurmaya ve engellemeye çalışırsınız.

Temsilin Gücü

°°°Önsöz°°°  

İyi veya kötü, doğru veya yanlış bütün hareket ve davranışların çıkış yeri kalptir. Dışa yansıyan  bütün görüntüler içimizdekilerin fiiliyata dönüşmüş halidir. Kalp düzelmezse kalıp düzelmez. O bakımdan, önce kendi içimizi,  sonra da başkalarının duygu ve düşüncelerini hesaba katmadan diyalog da gerçekleşmez, hâl ve tavırlar da değişmez. Şüphesiz ki bu konuda ilk adımı yine bizim atmamız gerekiyor. İşte bunun yolu da şöyle ifade ediliyor:

°°°°°°°°°°°

Şunu da bilmelisiniz ki, sinelerde yatan kin ve nefreti bir kısım yollarla yok etmezseniz şiddet, terör ve radikalizmle mücadele edemezsiniz. Kin ve hınçla oturup kalkan insanlara içinde yaşadığımız yerkürenin güzellikle paylaşılabileceğini, herkesin huzur içinde yaşayabileceğini anlatamazsınız. Bunlar, birbirini besleyen ve destekleyen şeylerdir. Kin ve nefret şiddeti doğurduğu gibi, şiddet de yeni kin ve nefretlere yol açar. Bu kısır döngüyü kırmak istiyorsanız insanlara sevmeyi, affetmeyi, saygı duymayı öğretmelisiniz. Bunun en başta gelen yolu da temsildir.

Bu itibarla Kur’ân’ın emrine uyarak herkesle tanışmalı, herkesle el sıkışmalı, soframızı ve gönlümüzü herkese açık tutmalıyız. İnsanlarla birkaç defa yüz yüze gelmeden, beraber yemek yemeden, muhabbet etmeden ne kendinizi onlara anlatabilirsiniz ne de onları tanıyabilirsiniz. Onlarla uzun süre birlikte zaman geçirmeden, aranızda dostluk köprüleri kurmadan, asırlardan beri meydana gelen uçurumları kapatamaz, tepeleri dümdüz edemez, kandan irinden deryaları geçemezsiniz. Dolayısıyla da gönlünüzün heyecanlarını, ruhunuzun ilhamlarını onlara duyuramazsınız. Evet, şiddetin en büyük sebeplerinden biri; insanların birbirini yeterince tanımamaları, birbirine yabancı olmalarıdır. Görüştükçe, konuştukça kine, nefrete, şiddete gerek olmadığını herkes daha iyi anlayacaktır. Öteden beri farklı ad ve unvanlarla etiketledikleri ve korktukları insanların hiç de zihinlerinde tasarladıkları gibi olmadığını göreceklerdir. Fakat tekrar etmek gerekir ki, bu birdenbire olacak bir şey değildir. Yukarıda bahsetmeye çalıştığımız yol ve yöntemlerle başlanan böyle bir işin oturması en azından bir iki nesil ister.

Usul Adına Bazı Prensipler

°°°Önsöz°°° 

Tedbir ve teşebbüs adına yapılması gerekenler bütünüyle yapılmış olsa bile, asıl işin bam teli başkadır. Olmasını istediğimiz her şey Allah isterse olur, istemezse olmaz. Bizler, esbaba teşebbüs adına ve realiteleri de dikkate alarak elimizden geleni yapmaya çalışırız, sorumluluğumuz orada biter. Takdir ise tamamen Ona (Allah’a) aittir. İşte Hazretin bu fasıldaki son tavsiyeleri şunlar:

°°°°°°°°°°°

Şiddet ve hiddeti yok etme, insanlar arasında evrensel barışı temin etme bizim için önemli birer hedef olsa da bu konuda her türlü iddiadan uzak durmak gerekir. Şunu unutmamalıyız ki; her şey Allah’ın elindedir. O, neyi dilerse o olur. Allah’ın olmasını dilemediği şey de olmaz. O dilemedikten sonra siz az gider, uz gider, dere tepe düz gider fakat bir arpa boyu kadar bile yol alamazsınız. Bu, insan iradesini kabul etmeme ve sebepleri görmezden gelme demek değildir. Bilakis biz, gücümüz ve imkânlarımız dâhilinde doğru bildiğimiz yolda iradelerimizi ortaya koyar, çalışır, gayret ederiz. Fakat neticeyi yaratmanın Allah’a ait olduğunu da akıldan çıkarmayız. Evet, kalplere sevgiyi koyacak olan da insanları birbiriyle yakınlaştıracak ve kucaklaştıracak olan da, Allah’tır. Her şeyi maddede, güç ve kuvvette arayanların bunu anlaması mümkün değildir.

Meselenin diğer bir yanı da şudur: Bizim, insanlığın iyiliği ve huzuru adına çok güzel temennilerimiz, tasavvur ve plânlarımız olabilir; güzel gördüğümüz şeylerin gerçekleşmesini yürekten arzu edebiliriz. Fakat ideallerimizle realitelerin kesiştiği noktayı doğru tespit edemezsek havanda su döveriz. Hatta attığımız adımlar aksülamelle neticelenebilir. Bu sebeple bir probleme müdahale etmeden evvel, onu düzeltebilecek güçte olup olmadığımıza bakmamız gerekir. En azından attığımız adımların maksadımıza hizmet edip etmeyeceğini çok iyi hesap etmeliyiz. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bazı problemleri çıkaranlarla onlardan şikâyet edenler aynı kişiler. Dahası onlar, şikâyet eder gibi gözükerek arka plânda akla hayale gelmedik entrikalar çeviriyorlar. Kendi hesaplarına ve stratejilerine bağlı olarak olmadık problemler çıkarıyorlar. Mesela sahnede şiddeti, radikalizmi, terörü eleştiriyor; fakat sahne arkasında bunlara destek veriyorlar. Bu konuda plân ve stratejiler üretecekseniz bütün bunların da farkında olmanız gerekir.

Son olarak şunu da ifade etmeliyiz ki; şiddet, radikalizm ve terör bir kere ortaya çıktıktan sonra, bunlarla mücadele etmek ve bunları ortadan kaldırmak gerçekten çok zordur. Çünkü insanlar birbirleriyle yaka paça olmaya başladıktan, kin ve nefretler hortladıktan sonra akıl ve muhakeme bir adım geri çekilir, kimse kimseyi dinlemez hâle gelir. Bu sebeple asıl üzerinde durulması gereken nokta, bu gibi problemlerin ortaya çıkmasını baştan engellemek olmalıdır. Veya probleme sebebiyet verme ihtimali olan durumlar önceden kestirilerek problem ortaya çıkmadan önlem alınmalıdır. Akıllı insanların yapması gereken iş, hâdiselerin gidişatını çok iyi okuyarak muhtemel problemlere önceden reçeteler hazırlayabilmektir.

Eser: Kırık Testi-19 Işık Karanlığı Boğarken

Bu yazı 24 kez okundu