Akıllara Durgunluk Veren Bir Hadise

Pırlanta Müellifi: Ben, ruhsuz Kur’ân okumanın insanımızı duygusuz hâle getirdiği kanaatindeyim. Bir hadis-i şerifte Allah Resûlü: “İnsanların en güzel Kur’ân okuyanı, Kur’ân okurken ciddî bir hüzün içinde okuyanıdır.” [et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 11/7; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 4/19] buyurmaktadır. [….]

Yukarıdaki hadis-i şerifin şerhinde Hafız Münâvî şöyle bir vak’a nakleder:

“Küçük bir çocuk hafızlığını ikmal etmiştir. Sabaha kadar Kur’ân-ı Kerim’i hatmediyor, namazını kılıyor, ertesi gün de hocasının karşısına çıkıyor; çıkıyor ama biraz da rengi benzi sararmış olarak çıkıyor. Hocası, maddî-mânevî mürşid olabilecek durumda bir üstattır. Talebesinin renginin niçin sarardığını diğer talebelerine soruyor. Onlar da, “Üstadım, bu talebeniz sabaha kadar Kur’ân-ı Kerim’i hatmedip duruyor ve tabiî sabaha kadar gözüne uyku girmiyor, sabah olunca da kalkıp derse geliyor.” derler.  Üstad talebesinin Kur’ân-ı Kerim’i böyle okumasını arzu etmediği için onu karşısına alır ve ona: “Kur’ân indiği gibi okunmalıdır evladım.” der. Bugünden itibaren sen Kur’ân’ı, şu âna kadar okuduğun gibi değil, onu okurken beni karşısında farz et ve üstadına dersini iade ediyorsun gibi oku!” tavsiyesinde bulunur. Çocuk gider, O gece Kur’ân-ı Kerim’i okur ve sabah üstadının huzuruna geldiğinde, “Efendim bu gece ancak Kur’ân-ı Kerim’i yarısına kadar okuyabildim.” der.

Üstad, “Pekâlâ, sen bu gece de Kur’ân-ı Kerim’i doğrudan doğruya Resûl-i Ekrem’in huzurunda okuyor gibi oku” der. Talebe, “Ben, kendisine Kur’ân nazil olan zatın huzurundayım; doğru okumalıyım” heyecanıyla daha bir dikkatlice tilâvet eder.. ve o gün üstadına, ancak Kur’ân-ı Kerim’in dörtte birini okuyabildiğini belirtir. Üstadı da terakkiyi görünce, bir mürşidin müridinin dersini artırması gibi, “Sen şimdi de o emin melek Cibril’in Resûl-i Ekrem’e tebliğ ettiği anda dinliyor gibi Kur’ân-ı Kerim’i oku.” der. Talebe gider gelir; “Vallahi üstadım, bugün ancak bir sûre okuyabildim.” der.

Üstadı da, “Evladım şimdi de onu, binlerce hicabın verasında bulunan Mevlâ-yı Müteal’in huzurunda okuyor gibi oku. Düşün ki, okuduğunu Allah (celle celâluhu) dinliyor, senin için indirdiği kelâmını senin ile mukâbele ediyor.” Talebesi ertesi gün ağlayarak üstadının karşısına gelir: “Üstadım, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ dedim, مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ’e kadar geldim, إِيَّاكَ نَعْبُدُ demeye bir türlü dilim varmadı. Çünkü bunun mânâsı, ‘sadece Sana kulluk yaparım’, hâlbuki ben o kadar çok şeye kulluk yapıyorum ve o kadar çok şey karşısında serfürû ediyorum ki, O’nu karşımda hazır ve nazır mülâhazaya alınca إِيَّاكَ نَعْبُدُ’yü aşamadım.” der.

Hafız Münâvî, bu gencin fazla yaşamadığını bir-iki gün sonra da vefat ettiğini kaydeder. Onu bu seviyeye getiren o bilge ve mânâ eri üstad, gencin mezarının başında durur, onu dinler, onun hâline bakar, ahvalini müşâhede ederken, delikanlı, üstadının duyabileceği bir sesle, “Üstadım, ben hayyim (hayattayım). Hayy u Kayyum olan Sultanlar Sultanı’nın huzuruna vardım ve hiç hesap görmedim.” diye konuşur. [el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 1/190.]

Kur’ân-ı Kerim’in mânâsını mülâhaza ederek ve kelimeler üzerinde durarak, “Rabbimin kelâmı” deyip, tazimde bulunarak, hatta yüzüne gözüne sürerek ona karşı saygısını ifade çerçevesinde okumak, onun gönüllere açılması adına o kadar önemlidir ki, bu samimî duygular, okuyanı da dinleyeni de Kur’ân iklimine çeker ve onlara semaviliğin kapılarını ardına kadar açar. Bu menkıbeyi nakletmekle, “Böyle düşünmezseniz Kur’ân okumayınız.” demek istemiyoruz; istemiyoruz ama, kelimât-ı Kur’ân bize ne anlatıyor, ruhumuzda ne gibi bir değişiklik hâsıl ediyor vb. hususlar üzerinde durmamızın da, ona muhatap seçilmemizin gereği olduğunu düşünüyorum. Ruhlarımızda inkılâplar meydana getirmeyen Kur’ân’ın ferdî ve içtimaî hayatımızda müessir olacağı düşünülemez. Biz Kur’ân’la değişebilmeli, onun ufkuna yönelmeli, onu kendi derinlikleriyle duymalıyız ki o da esrarını gönül gözlerimizin önüne seriversin… [Çekirdekten Çınara]

Bu yazı 10 kez okundu