Allah’ın Rahmeti

Rahman ve Rahim sıfatları, aynı kökten gelen Cenâb-ı Hakk’a ait iki sıfattır. Elmalılı Hamdi Yazır, Rahman sıfatı tefsir ederken: “Rahman; yeryüzünde canlı-cansız, mü’min-kâfir.. herkese Allah’ın rahmet etmesidir.” (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili 1/34) şeklinde bir yaklaşımda bulunur. Rahim sıfatı ise, dünyada iken vazife ve sorumluluğunu bilmiş kişilerin, mazhariyeti ne ölçüde olursa olsun, ahirette mükâfatlandırılmalarını tekeffül ve ifade eder. Evet, görüldüğü gibi Rahman sıfatı mânâ yönüyle daha umumi görünmektedir. (Fasıldan Fasıla-4)

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَنَّهُ قَالَ: قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِسَبْيٍ، فَإِذَا امْرَأَةٌ مِنَ السَّبْيِ تَبْتَغِي، إِذَا وَجَدَتْ صَبِيًّا فِي السَّبْيِ أَخَذَتْهُ فَأَلْصَقَتْهُ بِبَطْنِهَا وَأَرْضَعَتْهُ، فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَتَرَوْنَ هَذِهِ الْمَرْأَةَ طَارِحَةً وَلَدَهَا فِي النَّارِ؟» قُلْنَا: لَا وَاللَّهِ، وَهِيَ تَقْدِرُ عَلَى أَنْ لَا تَطْرَحَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَلَّهُ أَرْحَمُ بِعِبَادِهِ مِنْ هَذِهِ بِوَلَدِهَا».

“[Bir defasında] Allah Resûlü’nün önüne esirler getirilmişti. Esirler arasında bir kadın vardı. Kadın, (ayrı düştüğü) çocuğuna duyduğu özlemden dolayı durmadan sağa sola koşuyor, gördüğü her çocuğu alıp bağrına basıyor ve göğsüne bastırıp emziriyordu. Resûlullah, [kadını, yanında bulunanlara gösterdi ve] sordu: “Şu kadın [bağrına bastığı] evladını ateşe atar mı?” [Ashab] cevap verdi: “Hayır, Ya Resûlallah, bu şefkatli kadın çocuğunu aslâ ateşe atamaz.” Bunun üzerine Allah Resûlü [hikmet gamzeden bir edayla]: “Muhakkak ki Allah (c.c.) kullarına, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdular. (Buhârî, Edeb 18; Müslim, Tevbe 22. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 1; İbn Mâce, Zühd 35)

Bütün Müslümanlar olarak bu hadisin gereği ile hareket edip biraz müsamahalı düşünmek zorundayız. Bunu söylerken merhamet-i ilahîden daha fazla merhamet gösterip Cennet havariliği yaptığımız zannedilmesin. Meseleye, ehl-i sünnetin umumî prensipleri zâviyesinden ve (Rahmetim gadabımı geçmiştir) kutsî hadisiyle bakmak istiyoruz. Bir de bu meselenin bize bakan yönü vardır ki çok önemlidir: Biz gençlerimize, onları doyuracak şekilde hakikatları takdim edemedik. Hem kendi gençliğimizi ihmal ettik hem de bizim götüreceğimiz mesajlara su ve havadan daha muhtaç bütün dünya gençliğini… Çok kısa bir zamanda dünyanın dört bir yanına elimizdeki hakikatları duyurmaya muvaffak olan sahâbe ve onlardan sonra gelenlerin çalışma ve gayretlerine çalışmalarımızı kıyas ettiğimizde, nasıl bir atâlet ve tembellik içinde olduğumuzu daha iyi anlamış oluyoruz. Onlar, gece-gündüz ellerindeki hakikatlara muhtaç sine ve gönül aradılar ve bunu hayatlarına gaye ve ideal yaptılar!

Burada şu hâdiseyi nakletmek yerinde olacaktır: Bir arkadaş, bir memlekete gitmişti. Orada hak ve hakikatlara tercümanlık yapıyordu. Evlerinde pansiyoner olarak kaldığı evin genç sahibi, gün geldi, bu arkadaşımızın dirahşan çehresi ve temiz nasiyesinin tesirinde kaldı ve o da nurdan o halkaya girdi. Gün geçtikçe malumatını artırıyor ve her geçen gün dinî hayatında mesafe kaydediyordu. Bir gün hidayetine vesile olan arkadaşla sohbet ederken kendini tutamıyor ve ona şunları söylüyor: “Vallahi seni çok seviyorum, çünkü benim kurtuluşuma sebep oldun. Ama sana aynı zamanda çok kızıyorum. Çünkü eğer sen bu eve iki-üç ay evvel gelmiş olsaydın, benim babamın da hidayetine vesile olacaktın. Hayatını ahlâkî değerler itibariyle tertemiz geçirmiş olan babam, maalesef İslâm’ın güzel yüzüyle tanışamadan gitti ve hidayete eremedi. Buna da senin bu gecikmen sebep oldu…”

Aslında bu feryad bütün bir dünyanın feryadıdır. Muhatap ise bütün müslümanlardır. İşte, meselenin bir de bize bakan ifritten böyle bir yönü var… Acaba biz, Müslüman olarak bize düşen vazifeyi yapabildik mi? Yapmadı isek bize de sorulacak çok şey var demektir. Öyleyse Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmalı, nasıl ki O, kullarına karşı çok merhametli, bizler de etrafımızdaki insanlara karşı çok merhametli olmalı ve bugün Müslüman olarak üzerimize düşen vazifeyi hadiste anlatılan hususu dikkate alarak yerine getirmeliyiz.

Kaynak: Hadislere ait tercüme ve Şerhlerin tamamı (Fetret Devri: Asrın Getirdiği Tereddütler-4) Pırlanta Serisinden alınmıştır. (Kırk Hadis Tercüme ve Şerhi – Akademi Araştırma Heyeti)

Bu yazı 11 kez okundu