•Âyetü’l-Kürsî

➖Âyet Hakkında Bilgi
➖Âyetin Muhtevâsı
➖Sebeb-i Nüzul
➖Âyetü’l-Kürsî’nin Fazîletine Dair Hadisler
➖Allah Resûlü’nün Beyanlarında Âyetü’l-Kürsî
➖Âyetü’l-Kürsî’nin Fazîletine Dair Hadislerden
Öğrendiklerimiz
➖Âyetü’l-Kürsî’yi Okuyarak Cinlerin Şerrinden Korunma
➖”Âyetü’l-Kürsî’nin, inanan bir kulun huzur ve mutluluğu adına ifade ettiği mesajlar”
➖Kireççi Hafız Ahmed Feyzi Kul ve 7 adet Âyetü’l-Kürsî
➖Hadîslerde Belirtilen Sayılar

❄️❄️❄️

اَللّٰهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Allah, O’ndan başka ilâh yoktur;
O, hayydir, kayyûmdur.
Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama.
Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur.
İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir?
O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizli kalmaz.)
O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
O, yücedir, büyüktür.”
(Bakara/255)

❄️❄️❄️

“Âyet Hakkında Bilgi”

İçinde Allah’ın kürsüsü zikredildiği için bu âyete “Ayetü’l Kürsî” denilir ve bundan dolayı Bakara Sûresi’ne “Sûretü’l-Kürsî” de denilir. Bu âyet; ilâhî saltanatın ve hükümranlığın son derece açık ve özet anlatımını, Yüce Allah’ın zâtının ve sıfatlarının tanıtılmasını, gökler ve yeryüzünün yaratılması, ayakta durması ve muhafazasını ve özellikle Allah’ın kürsüsünü ihtiva ettiği için bütün Kur’ân âyetleri arasında en yüksek bir şeref ve kıymete sahiptir. Bu âyet, hem muhtevası, hem de üstün özellikleri sebebiyle dikkat çekmiş, fazîleti hakkın da hadisler vârit olmuş, çok okunmuş, şifâ ve korunmaya vesile kılınmıştır. Kelime-i şehâdet ve İhlâs Sûresi nasıl İslâm inancının özünü ihtiva ediyor ve insanlara Yüce Allah’ı tanıtıyorsa, Ayetü’l-Kürsî de -onlardan daha geniş ve detaylı olarak- bu özelliği taşımaktadır. Bu âyet gerçek mabudu arayanlar için eşsiz ve başka hiç bir kaynaktan elde edilemez bir açıklamadır, delildir. (Kur’ân Yolu Tefsiri)

Adını, âyette geçen ve “taht, hükümranlık, ilim, kudret” gibi mânalara gelen Kürsî kelimesinden almıştır. Nâzillili Muhammed Hakkı, Ayetü’l-Kürsî’nin fazîleti hakkında doksan beş hadis ve ayrıca bu âyet için doksan üç isim tespit ettiğini kaydettikten sonra kendisinin önem verdiği bazı delillere daya narak âyetin kırk kadar adını zikretmek tedir. (Mustafa Çetin, DİA)

“Âyetin Muhtevâsı”

Tamamı on cümleden ibaret olan Âyetü’l-Kürsî’de Yüce Allah’ın birliği, O’nun Hayy (dâima diri) ve Kayyûm (zâtı ile kâim) olduğu, uyuklama ve dalgınlık gibi beşerî sıfatlardan münezzeh olup kâinatı kendi tasarrufunda bulundurduğu, O’nun izni olmadan kimsenin şefâat edemeyeceği, bilgisinin ezel ve ebedi kuşattığı, kudretinin arz ve semaları kapladığı ve zâtının çok yüce olduğu bildirilerek tevhid inancının esasları açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu âyet-i kerimede 17 yer de Allah’ın ismi ya zâhiren (açık isim olarak) veya zamir olarak tekrar edilmektedir. Âyet, 50 kelime, 10 cümledir, her bir cümlesi Allah’ın mükemmel zâtının, ilminin, kudretinin ve saltanatının büyüklüğünü gösteren isim ve sıfatlarını, Rabliğini ve ilâhlığını dile getirmek tedir.

“Sebeb-i Nüzul (İniş Sebebi)

Bu âyet-i kerîme, putların şefâatçi olacağını zanneden ve “Biz onlara sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz.” (Zümer, 3) diyen kâfirlere bir cevaptır. (Taberî, Câmiu’l-Beyân An Te’vîli  yi’l-Kur’ân)

“Âyetü’l-Kürsî’nin Fazîletine Dair Hadisler”

Resûlullah Efendimizden (sallallahu aleyhi ve sellem)  Ayetü’l-Kürsî’nin fazîletiyle ilgili birçok hadis rivâyet edilmiştir ki, bazıları şunlardır:

1. Ayetü’l-Kürsî’nin fazîletleriyle ilgili Efendimizden gelen hadisleri kendilerine bir emir ve tâlimat kabul eden Müslümanlar, her vesileyle gereğini yerine getirmeye büyük bir özen göstermektedirler. Günde beş vakit kılınan namazların ardından, tesbihattan önce muhakkak Ayetü’l-Kürsî’yi okurlar. Çünkü Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Kim farz namazların peşinden  Ayetü’l-Kürsî’yi okursa, ölümden başka hiçbir şey onu Cennet’e girmekten engelleyemez. Ölünce de doğru Cennet’e gider ve onu okumaya ancak sıddîk veya âbid olanlar devam eder.” (Münâvî, Feydu’l-Kadîr, Ali el-Müttekî, Kenzu’l-Ummâl)

Bir başka hadiste: “Farz namazların peşinden  Ayetü’l-Kürsî’yi okuyan kimse, diğer namaz vaktine kadar Allah’ın koruması altındadır.” (İbn Hacer el-Heysemî, Mecmaü’z-zevâid, Ali el-Müttekî, Kenzu’l-Ummâl) buyurulur. Sadece namazların arkasından değil yatağa yatıp uyumadan önce de bu âyetin okunması tavsiye buyurulmuştur:

2. Bu âyeti her kim yatağına yatarken okursa Allah onu korur ve şeytan ona yaklaşamaz.” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, Bed’ü’l-halk)

Bir Müslüman, gücü ve imkânı nisbetinde bu tavsiyelere uyarsa, bu dünyada düzenli bir hayat sürer, âhirette de büyük sevaba ve mânevî derecelere kavuşur. Çünkü bunlar bizim hayatımızı disiplin altına alan ve Allah rızâsına uygun davranışlar ortaya koymamızı sağlayan önemli teşviklerdir.

3. “Kur’ân’da en büyük âyet, Ayetü’l-Kürsî’dir. Bu âyeti kim okursa, Allah o kimseye ânında bir melek gönderir. Melek o kişinin ertesi güne kadar iyiliklerini yazar, günahlarını siler. Bu âyet bir evde okunduğunda, şeytanlar o evi otuz gün bırakıp terk eder. Kırk gün müddetle o eve ne bir sihirbaz kadın, ne de bir sihirbaz erkek girer. Ey Ali! Bu âyeti çocuklarına, âilene ve komşularına öğret. Çünkü bundan büyük bir âyet nâzil olmadı.” [Zemahşerî, Keşşâf; Ebû İshâk Ahmed es-Sa’lebî, El-Keşfü ve’l-Beyân; Ebussuûd, Tefsîru Ebi’s-Suûd]

Bu rivâyet her ne kadar zayıf olsa bile, diğer rivâyetler hadiste zikredilen mânâyı desteklemektedirler. Ayrıca âlimler, fazîletler konusunda, zayıf hadislerin rivâyetini câiz görmüşlerdir.

4. Her şeyin bir şerefesi (Minarenin ezan okunan yeri. Yüksek kale ve benzeri yerlerdeki burç, çıkıntı, zirve.) vardırKur’ân-ı Kerîm’in şerefesi de Bakara Sûresi’dir. Bu sûrede bir âyet vardır ki, Kur’ân âyetlerinin efendisidir: “O da  yetü’l-Kürsî’dir.” [Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân]

5. ‘Bu âyetin içinde İsm-i A’zam (Allah’ın en yüce ismi) bulunmaktadır.[Ahmed ibn Hanbel, Müsned]

6. Kim ‘Hâ mîm el-Mü’min’ sûresinin başından ileyhi’lmasîr’e kadar olan üç âyeti ve ‘Ayetü’l-Kürsî’yi’ sabahleyin okursa bu ikisi sayesinde akşama kadar; akşam okursa sabaha kadar korunup himâye edilir.” [Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, Dârimî, Müslim, Müsâfirin Ebû Dâvud]

7. Übey İbn Kâ’b (ra) anlatıyor:  Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana: “Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın Kitabından ezberinde bulunan hangi âyetin daha büyük olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben de: “O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur (Bakara, 225) -ki buna  Ayet’ü’l-Kürsî denir- dedim.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) göğsüme vurdu ve: “İlim sana mübârek olsun ey Ebu’l-Münzir!” dedi. [Müslim, Müsâfirin Ebû Dâvud]

Übey İbn Kâ’b, Resûl-i Ekrem Efendimizin zaman-ı saâdetlerinde Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona kadar ezberleyen sahâbîlerden biridir. Ebu’l-Münzir onun künyesidir. Burada dikkat çeken bir husus, Peygamberimiz’in, Übey İbn Kâ’b’ın tamamını ezberlediği Kur’ân’ın muhtevasına da sahip olmasını takdir buyurmalarıdır. Çünkü Übeyy’in cevabını, bu bilgiye sahip olduğunu anlatmaya yeterli bulmuş ve “İlim sana mübârek olsun” buyurmuşlardır. Bu bizim için örnek alınacak bir noktadır. Nice Kur’ân okuyan kimse vardır ki, onun bilgisinden ve ilminden mahrumdur. Kur’ân’ı inanarak ve mükâfatını Allah’tan umarak sadece ezberleyip okumak da asla küçümsenemeyecek bir fazîlettir. Ancak onun ilmine vâkıf olmanın, bununla birlikte gereğini yapıp yaşamanın daha büyük bir fazîlet olduğu da açıktır.

8. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor:  Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni zekât olarak toplanan hurmalara bekçilik yapmak üzere görevlendirmişti. Geceleyin kara bir adam gelerek hurmalardan avuç avuç almaya başladı. Ben derhal kendisini yakaladım ve: “Seni Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) götüreceğim.” dedim. Bana“Ben fakir ve muhtaç bir kimseyim, üstelik üzerimde bakmak zorunda olduğum çoluk-çocuk var, ihtiyaçlarım cidden çoktur, şiddetlidir.” dedi. Ben de onu salıverdim. Sabah olunca Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm): “Ebû Hureyre! Dün geceki esirini ne yaptın” diye sordu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü: Bana şiddetli ihtiyacından ve çolukçocuktan dert yandı. Bunun üzerine ona acıyarak salıverdim,” dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Ama o sana yalan söyledi. Haberin olsun, o tekrar gelecek” buyurdu. Bu sözünden anladım ki, o kara adam tekrar gelecek. Binâenaleyh onu beklemeye başladım. Derken yine geldi ve hurmalardan avuçlamaya başladı. Ben de derhal yakaladım ve: “Seni mutlaka Resûlullah’a (aleyhissalâtu vesselâm) götüreceğim.” dedim. Yine yalvararak: “Beni bırak, gerçekten çok muhtacım, üzerimde çoluk-çocuk var, bir daha yapmam.” dedi. Ben yine acıdım ve salıverdim. Ertesi gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): Ebû Hureyre! Dün geceki esirini ne yaptın diye sordu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü, bana ihtiyacından çoluk-çocuğundan dert yandı. Ben de acıdım ve salıverdim,” dedim. “Ama” dedi Resûlullah: “O yalan söyledi, ve yine gelecek.” Üçüncü sefer yine gözetledim. Yine geldi ve hurmalardan avuç avuç almaya başladı. Onu yine yakalayıp: “Seni bu defa mutlaka Peygamberimize (aleyhissalâtu vesselâm) götüreceğim. Bu üçüncü gelişin, üstelik sıkılmadan başka gelmeyeceğim deyip yine de geliyorsun” dedim. Yine bana rica ederek şöyle söyledi: “Bırak beni, sana birkaç kelime öğreteyim de Allah onlarla sana fayda ulaştırsın.” Ben: “Nedir bu kelimeler söyle bakalım!” dedim. Bana dedi ki: “Yatağa girdin mi  Âyetü’l-Kürsî’yi sonuna kadar oku. Bunu yaparsan Allah senin üzerine muhâfız (koruyucu) bir melek diker, sabah oluncaya kadar sana şeytan yaklaşamaz” dedi. Ben yine acıdım ve serbest bıraktım. Sabah oldu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Dün akşamki esirini ne yaptın?” diye sordu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü, bana birkaç kelime öğreteceğini, bunlarla Allah’ın bana fayda ihsan buyuracağını söyledi, ben de kendisini yine serbest bıraktım” dedim. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm): “Neymiş onlar” dedi. Ben: “Gece yatmak için yatağıma geldiğimde, Ayetü’l-Kürsî’yi başından sonuna kadar okumamı, eğer bunu okursam Allah’ın başıma koruyucu bir muhâfız melek dikeceğini ve tâ sabaha kadar şeytanın bana yaklaşamayacağını söyledi” dedim. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine: “(Bak hele!) O koyu bir yalancı olduğu halde, bu sefer doğru söylemiş. Ey Ebû Hureyre! Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?” dedi. Ben: “Hayır” cevabını verdim. “O bir şeytandı” buyurdular. [Buhârî, Vekâlet, Fedâilü’l-Kur’ân]

Benzeri bir hâdise de Ebû Eyyub’un başından geçmiştir.

9. Sahâbe-i kiram, Kur’ân’da hangi âyetin daha fazîletli olduğunu müzakere ederlerken, Hz. Ali onlara: “ Âyetü’l-Kürsî’den haberiniz yok mu?” der, sonra da sözüne şunları ilâve eder: “Allah’ın Resûlü, bana şöyle dedi: “Ey Ali! İnsanlığın efendisi Hz.Adem; Arapların efendisi Muhammed’dir. Bunda övünülecek bir durum yok. Sözlerin efendisi Kur’ân, Kur’ân’ın efendisi Bakara Sûresi, Bakara Sûresi’nin efendisi ise, Ayetü’l-Kürsî’dir.” [Zemahşerî, Keşşâf; Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr]

Bu rivâyet de her ne kadar zayıf olsa bile, diğer rivâyetler bu hadiste zikredilen mânâyı desteklemektedirler. Ayrıca âlimler, -biraz önce de dediğimiz gibi- fazîletler konusunda, zayıf hadislerin rivâyetini câiz görmüşlerdir.

“Allah Resûlü’nün Beyanlarında  Âyetü’l-Kürsî”

Allah Resûlü  Ayetü’l-Kürsî’den “Allah’ın kitabındaki en büyük âyet” (Ahmed b. Hanbel, Müsned; Müslim, Müsâfirîn, Ebû Dâvud, Vitr) diye bahseder. Bu büyüklük şu açılardan olabilir:

1. Muhteva bakımından bir büyüklüktür; zira bu âyet-i kerime, hâlis tevhîdi anlatmakta ve Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarına tercüman olmaktadır. İhlâs Sûresi kısa ve özet olarak anlatmış, Ayetü’l-Kürsî ise teferruatlı bir şekilde anlatmıştır. Nitekim Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke döneminde Allah (celle celâluh) ile alakalı sorulara karşı, hep İhlâs Sûresi’ni okumuştur. Evet, Kur’ân-ı Kerîm içindeki her sûre, her âyet aşkındır, ne var ki muhtevasının kıymeti nisbetinde fazîlet dereceleri her zaman değişik olabilir.

2. Âyetü’l-Kürsî ve benzeri âyet ve sûreleri okuyanlara verilecek fevkalâde sevaplarla alâkalıdır ki, bu da okuyanın idrak ufku, şuuru ve iç derinliği ile doğru orantılıdır. Evet, bu konuda en belirleyici faktör, engin bir îmanla gönülden yöneliştir. Allah Resûlü bu ufku, Ramazanla alâkalı bir beyanlarında şöyle dile getirirler: “Kim Ramazan orucunu inanarak ve ihlâslıca (sevabını yalnız Allah’tan umarak) tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” [Buhârî, İman Müslim, Müsafirîn] Buradan da anlaşıldığı gibi ihlâs bütün amellerin özü, esası ve ruhu hükmündedir.

Âyetü’l-Kürsî’nin Fazîletine Dair Hadislerden
Öğrendiklerimiz

1. Kur’ân’ın bazı âyetleri diğerlerinden fazîletlidir. Bu ayırım, bazı âyetlerin eksik ve noksan olduğu anlamına gelmez.

2.  Ayetü’l-Kürsî’nin büyüklüğü, muhtevâsının büyüklüğü ve kapsayıcılığıyla alâkalıdır. Çünkü bu âyet, Yüce Allah’ın isim ve sıfatlarının esasını teşkil eder.

3. Kur’ân’ın fazîletli olarak nitelendirilen sûre ve âyetlerini okumak, okuyana büyük sevap kazandırır. (M. Y. Kandemir, İ. L. Çakan, R. Küçük, Riyâzü’s- Sâlihîn Tercüme ve Şerhi)

“Âyetü’l-Kürsî’yi Okuyarak Cinlerin Şerrinden Korunma”

Cin ve şeytanların sultasından korunmanın tek çaresi, manevî donanım ve iç-dış bütünlüğüne ermektir. Böyle bir donanımı gerçekleştiremeyen ve böyle bir bütünlüğe eremeyenlerin bir yanları mutlaka şeytanların hâkimiyeti altındadır ve o insan eksiktir. Dış ve iç bütünlüğünün mânâsı bir anlamda kalp ve davranış birliği ile çok ciddî alakalıdır. İnsan, inandığını tam yaşadığı zaman bu vahdete kavuşmuş olur. Zaten Vâhid ve Ehad olan Allah’a kulluk da, böyle bir vahdeti gerektirmektedir. Evet, tam olarak Allah’a yönelenler, cin ve şeytanların sultasına karşı kesinlikle muhafaza altına alınmış sayılırlar. Cin ve şeytanların sultasından korunmak için dilden dua eksik edilmemelidir. Kalp, Rabb’in zikriyle huzura ulaştırılırken, kafa da, hep İlâhî cilve ve tecellileri düşünmeli.. girdaba düşmekten kaçınmalı.. ve insanın tek emeli, “başkalarını kurtarmak” olmalı.. olmalı ve hep taze gül kokulu bir iklim ve bir atmosfer meydana getirmelidir. “Gül, gül içinde biter” felsefesiyle hareket edip, ferdî mânâda da daima “istiâze” (Allah’a sığınma) merdiveniyle Yüceler Yücesi’nin sığınağına ulaşma gayreti içinde bulunmalıdır. Çünkü şeytan ve habîs cinler oraya giremez ve o kutsî otağa ulaşamazlar.

“Eûzü”, Allah’a yönelme ve bir sığınmadır. Evet o, her şeyi, yine onun seviyesine göre terbiye eden  lemlerin Rabbi’ne bir iltica ve bir sığınma demektir, zira O, Rab’dir, her şeyin hakkından geldiği gibi, şerîr cin ve şeytanların hakkından da gelir. Şeytanlar, sığınılması gereken her şeyden,

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَق

Yarattıklarının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine (âyet, sıfat ve isimlerine) sığınırım.” (Buhârî, Enbiya 10; Müslim, Zikir 54-55; Dârimî, Dâru İhyâi’s-Sünneti’n-Nebeviye, ts, İsti’zân 48) diyerek Rab’e sığınan insana ulaşamaz ve ona zarar veremezler. Bu, Allah Resûlü’nün bir duasıdır ve O, sığınılması gereken her şeyden, Kendi kerem ve cömertliğine şâyeste şekilde kendisini koruması ve muhafaza etmesi için Rabbine böyle yalvarmıştır.

Ebû Hureyre’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Eslem kabilesinden bir adam, bu gece uyuyamadım, dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de “Niçin?” dedi. Adam, beni akrep soktu, karşılığını verdi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Eğer akşam olduğu zaman

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللّٰهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَق

diye duâ etseydin, sana akrep zarar vermezdi.” dedi. Bu dua ile ilgili olarak Efendimizin ayrıca şöyle buyurduğu da nakledilir: “Her kim bir yerde konakladığında bu duayı okursa, oradan ayrılana kadar hiçbir şey ona zarar veremez.” [Müslim, Zikr, İmam Malik, Muvatta]

Bu mevzuda diğer bir düstur da Âyetü’l-Kürsî’yi okumayı ahlak edinmektir. O da İlahî bir kalkandır ve insanı cinlerin, şeytanların şerrine karşı korur ve muhafaza eder. Aslında, bu âyette anlatılan vasıflarla muttasıf O Rabb-i Rahîme yönelme, insanın his ve duygularını tatmin eder ve teminat altına alır.. alır da, artık onun gözlerine yabancı hayaller giremeyeceği gibi kalbini ve gönlünü de şeytan işgal edemez. Yeter ki o, iradesinin hakkını versin ve elinden geldiğince istikamet içinde yaşamaya gayret etsin. Ne var ki insan, her zaman bu gerilimini muhafaza edemez. Bazen geçici de olsa ufkunu gaflet bulutları sarabilir. Bu gibi durumlarda onu uyku basar ve adeta iradesi devreden çıkar. İşte o zaman insan da, uyumayan ve asla uyuklamayan Allah’a yönelir, ona sığınır.. sığınır da, artık şeytan, onun ruhuna yol bulup giremez. Zira  Ayetü’l-Kürsî, koruyucu bir atmosfer gibi onun ruhunu sarmıştır ki, böyle korunmuş bir yere cin, şeytan giremez. Ne dediğini duyarak ve sürekli içine doğru derinleşerek, derinleşip bütün beşerî hislerini aşarak  Ayetü’l-Kürsî’yi vird edinip (Sık sık ve devamlı okunan dua) Allah’a iltica etmek (sığınmak), bir bakıma, “Ey Rabbim! Ben kendimi Sana emanet ediyorum.” demektir ki, böyle bir iltica, dua ve yalvarış Arş-ı Rahmet’e ulaşınca gök ehli o kişinin etrafını sarıp adeta onun çevresinde pervane kesilir. Hangi şeytan ve şerîr cinnin haddine ki, böyle bir nur dairesini aşabilsin ve ışık hüzmeleriyle sarılı bulunan nezih ruhlara dokunup onları soldurabilsin? Hayır, bu mümkün değildir. Zira onu, artık emri her şeye galip olan Rabbi himaye etmektedir ve O (cc), Ayetü’l-Kürsî’nin okunduğu eve cin ve şeytanın girmesine müsaade etmeyecektir. [Eser, Varlığın Metafizik Boyutu]

“Âyetü’l-Kürsî’nin, inanan bir kulun huzur ve mutluluğu adına ifade ettiği mesajlar”

1. Yüce Allah, evvela, koymuş olduğu kanun ve sebeplere sarılıp onlara tâbi olmamızı istiyor. Ancak sebeplere sarılıp da bir neticeye varamadığımızda “O Kayyûm’dur: Yaratmış olduğu kâinatın her an idare ve tasarrufundadır.” beyanıyla bize şunu hatırlatıyor: Bu mülkün yönetimi O’nun elindedir. Kapalı gördüğünüz kapıları O sizin için dilediği an açar; mümkün olmadığını gördüğünüz şeyi sizin için mümkün hale getirebilir. Sebeplerin tamamen tükendiği yerde ‘Artık her şey bitmiştir.’ gibi bir ümitsizliğe kapılmayınız. Rabbinize sığınınız, Zira O, dilediğini yapmaya gücü yetendir.

2. “O’nu ne bir uyuklama ne de bir uyku tutar.” cümlesiyle ise, yüce Allah mü’min kullarına şu mesajı veriyor: Huzur ve emniyet içinde olunuz, çünkü kendisine iman edip teslim olduğunuz o Rabbiniz, sizinle alâkalı yapılanların hiçbirinden bir an için bile olsun, habersiz değildir. ‘Ben uyuyorken, düşmanlarım bana bir zarar verir.’ diye bir endişeye girmeyin. Asla uyumayan ve sizi daima görüp gözeten olarak ben varım. Siz, kulluğunuzun gereği olan tedbirinizi alınız, ötesini bana bırakınız.

3. “Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) O’nundur.” cümlesiyle ise, inanan kalpte mevcut olan güven ve huzur daha da pekiştiriliyor. Yüce Allah kuluna burada âdeta şöyle diyor: Neden korkuyorsun, yarın elde edemeyeceğini zannettiğin rızıktan mı, yoksa yarın yerine getiremeyeceğinden korktuğun bir işten mi? Şunu aklından çıkarma ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Benimdir, onları dilediğime veririm, dilediğimden de geri alırım.. Sen, sana düşeni yap, sonra Bana itimat et. Zira, Ben bana inanmayanlara bile rızık veriyorum, kaldı ki, sen Bana itaat ediyorsun ve Bana inanıyorsun.

4. “İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine?” beyanı ise, Allah (celle celâluh), huzurunda, Kendisine rağmen kimsenin kimseye bir müdahalesinin olmayacağını hatırlatarak şöyle der: Ne kadar güç sahibi olurlarsa olsunlar, bu dünyada kimseden korkma. Bana rağmen kimsenin sana zarar vermesi mümkün değildir. Eğer bir acı ve zorlukla yüz yüze kalmışsan, bilmiş ol ki, bu Benim seninle alâkalı olan bir takdirimdir. O halde, sen yalnızca kendi vazifeni düşün ve ötesi için endişelenme.

5. Cenâb-ı Hak “(Yarattığı kullarının) önünde arkasında ne var, hepsini bilir.” ifadesiyle ise, mü’min kullarına şöyle der: Neler olduğunu ve senin için insanların neler planlandığını bilmediğimi sakın sanmayasın. Ben onların gizli-açık her şeylerini biliyorum. Haberdar olmayacağım bir şey olur diye korkun olmasın. Durum böyle olunca, sen artık ey kulum, neden korkuyorsun? (Akademi Araştırma Heyeti, Bir Müslüman’ın Yol Haritası, İstanbul 2005, s.7374)

  • Kaynak: Buraya kadar olan bölüm /Kur’ân Ayetlerinin En Büyüğü Âyetü’l-Kürsî ve Tefsîri /Prof. Dr. Davut AYDÜZ/ Adlı  eserden aynen alınmıştır.

❄️❄️❄️

“Kireççi Hafız Ahmed Feyzi Kul”

Bir gün düşmanları, oralarda Arap Süleyman diye bilinen ve eşkıyalık ile geçinen birini çağırıp “Al şu parayı, o Kireççi Hafız’ı (Ahmed Feyzi’yi) öldür!” diye talimat verirler. Bundan haberi olmayan Ahmed Feyzi Kul, âdeti üzere her sabah okuduğu gibi, o gün de yedi  Ayete’l-Kürsî okur. Altı cihete üfler yedinciyi okuduktan sonra içine çeker. O gece pusu kuran Süleyman, nişan alır ama silahını ateşleyemez. Ertesi gün de silah ateş almaz. “Bunda bir iş var” deyip gider, adamların paralarını verir ve “Ben o hafızı vuramam!” der. (Abdullah Aymaz/Çağlayan Dergisi Sayı: 16)

“Hadîslerde Belirtilen Sayılar”

Bazı âyet, sûre ve duaların belli sayılara göre okunması, hadis-i şeriflerde belirtilen bazı zikir ve duaların dışında genellikle evliyânın keşfine ve ilhamına dayanır, tavsiye niteliğindedir. Ayetü’l-Kürsî’nin tekrarı ile ilgili olan sayı da böyledir. Bunlar, bir ilacın doktor tavsiyesine göre kullanılmasına da benzetilebilir ama bağlayıcı değildir. Fa­kat bunların tavsiye edilen sayıda tekrarı, bizzat Efendimizin belirlemiş olmaları açısından önemlidir. Bunlardaki tekrar adetleri, bir anahtarın dişleri veya bir kilidin şifresi gibi düşünülebilir. Bununla beraber bu sayılara uymayan zikir ve duaların boşa gittikleri söylenemez. Belli sayıda tekrarı istenen bu tesbih, tahmid, tekbir, salavât vs. örneklerinden bazıları şunlar:

Ka’b İbnu Ucre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) duyurdular ki: “Namazın takipçileri (muakkıbât) var. Onları her namazın peşinden söyleyenler -veya yapanlar- (cennet ve mükâfaat hususunda) hüsrâna uğramazlar. Bunlar otuz üç adet tesbih, otuz üç adet tesbih tahmid, otuzdört adet tekbir’dir”. (Müslim, Tirmizî)

Ebu’l-Verd ibnu Sümâme anlatıyor: Hz. Ali (ra) İbnu Ağyed’e dedi ki: “Sana kendimden ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın kızı Fâtıma (radıyallahu anhâ)’dan -ki o, babasına, ailesinin en sevgili olanı idi- bahsedeyim mi?” “Evet, bahsedin!” dedim. Bunun üzerine: Fâtıma radıyallahu anhâ değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz-toprak oldu. (Bu sıralarda) Resûlullah’a bir kısım köleler getirilmişti. Fâtıma’ya: “Babana kadar gidip bir köle istesen!” dedim. Gitti. Aleyhisselâtu vesselâm’ın yanında bazılarının konuşmakta olduklarını gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resulullah Fâtıma’ya gelerek: “Kızım ihtiyacın ne idi?” diye sordu. Fâtıma sükût edip cevap vermedi. Ben araya girip: “Ben anlatayım Ey Allah’ın Resûlü” dedim ve açıkladım: Fâtıma’nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine, size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını söyledim. Bu açıklamam üzerine Resulullah: “Ey Fâtıma, Allah’tan kork, Allah’a olan farzlarını eda et, âilenin işlerini yap. Yatağına girince otuzüç kere sübhanallah, otuzüç kere elhamdülillah, otuz dört kere Allahekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır..” buyurdular. Fâtıma (radıyallahu anhâ):  “Allah’dan ve Allah’ın Resulünden razıyım” dedi. Resulullah ona hizmetçi vermedi.” (Buharî, Müslim)

Hz. Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim: “Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mülkü ve lehu’lhamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” duasını bir günde yüz kere söylerse, kendisine on köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez. Kim de bir günde yüz kere “Sübhânallahi ve bihamdihi” derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî)

****

Bu yazı 72 kez okundu