Pırlanta İkliminde Seyahat-49

•Devlete Sızma İddiaları

•Suçluluk Psikolojisi ve Yansıtma

•Kendilerinden Başka Herkes “Öteki”

•Âlemi Nasıl Bilirsin; Kendin Gibi…

•İspat, İddiada Bulunana Düşer

***

DEVLETE SIZMA İDDİALARI

°°°Önsöz°°°

  • Kötülük iyilikten, kötüler de iyilerden hep rahatsız olurlar. İyileri kötülemek, itibardan düşürmek için ise genellikle yalan ve iftiraya başvururlar.
  • Emniyette rüşvetin bitme noktasına geldiği, bürokrasinin her kademesinde ehil ve namuslu insanların önemli ölçüde yer almaya başladığı iki binli yıllardan itibaren, alıştıkları düzenin değişmeye, kurdukları çarkın çalışmamaya başladığını gören bütün şer odakları, hem insanlardan kurtulmak hem de millet nazarında kendileri suçlu duruma düşmemek için, “devlete sızma” kavramına sarılarak onları karalamaya başladılar.
  • Belki halkın önemli bir kısmını da maalesef buna inandırdılar. İşte onların devlete sızmakla ittiham ettikleri en büyük mağduru ve mazlumunun sızma ile ilgili düşünceleri ve işin gerçek mahiyeti:

°°°°°°°°°°°

İnsanlara sorulsa ki, İşinin ehli olan, çalmayan, yolsuzluk yapmayan, vatandaşa saygılı davranan, vazifesini hakkıyla yapan, adaletiyle, dürüstlüğüyle öne çıkan öğretmenler, müdürler, doktorlar, mühendisler, hâkimler, savcılar, bakanlar, başbakanlar mı istersiniz; yoksa işini savsaklayan, hak-hukuk tanımayan, işinin ehli olmayan, vatandaşa saygısız kamu görevlileri mi?” Herhalde herkes, birinci şıktakileri isteyecektir.

  •   İşte farklı kesimlerden binlerce akademisyen, mütefekkir, sosyolog, gazeteci ve eğitimcinin ifade ettikleri gibi Hizmet Hareketi, zikredilen evsafta insanlar yetiştiriyor.

Bu açıdan Anadolu insanının emek verip sahip çıktığı eğitim yuvalarında bu evsafta insanlar yetiştirilmiş ve bunlar ehliyet ve liyakatlerini ortaya koyarak hak kazanıp girdikleri müesseselerde bulundukları mevkilerde öne çıkmışlarsa buna devlete sızma veya devleti ele geçirme teşebbüsü mü denir; yoksa halka, devlete ve ülkeye hizmet mi denir?

İkinci olarak; insanları ilme, ahlâka, mâneviyata, hakiki dindarlığa çağırmak; din, ahlâk, ilim ve mâneviyat hizmeti vermek kimsenin tekelinde olmadığı gibi kendisini Müslüman olarak gören insanlar için böyle bir vazife inandığı değerlerin bir gereğidir. Bu ülke ve bu milleti aşk derecesinde seven eğitim gönüllüleri, toplumun hemen her kesimine hitap etmeye çalışıyor ve bunun neticesinde farklı kesimden insanlar bu çağrıya müspet cevap veriyorlarsa bu, devlete sızma veya onu ele geçirmeye çalışmak mıdır; yoksa millete, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek midir?

Üçüncü olarak; ifade etmek gerekir ki, maalesef günümüzde kimi kamu kurum ve kuruluşlarında yolsuzluk yapma, rüşvet alma, adam kayırma gibi hukuk ve ahlâka aykırı bir kısım davranışlar karşısında ülfet oluştuğu için; vazifesini hakkıyla yapmaya ve aldığı maaşın karşılığını vermeye çalışan, hukuka ve kanunlara bağlı olan, hırsızlığa, yolsuzluğa ve rüşvete bulaşmayan kamu görevlileri, bulundukları yerlerde sevilmiyor ve istenmiyorlar.

Evet, ahlâk ve faziletlere bağlı bir kısım kamu görevlilerinin kanun ve kurallar çerçevesinde vazifelerini hakkıyla yerine getirmeleri, bulundukları yüksek makam ve mevkileri kazanç kapısı olarak gören bir kısım kimselerin zarar görmesine sebep olabiliyor. 

Peki, böyle bir durumda işini hakkıyla yapmak isteyen insanlar ne yapmalı?Hukuk ve kanun tanımayan bir kısım kimseler kendilerine zarar verecek diye adalet ve hakkaniyetle vazifelerini yerine getirmesinler mi? Başka bir ifadeyle, yüksek insanî değerlere ve hukuk kurallarına uygun olarak vazifenin yerine getirilmesi devlete sızmak ve onu ele geçirmeye çalışmak mıdır? [Hizmet Hareketi ve Devlete Sızma İddiaları / Yolun Kaderi]

***

SUÇLULUK PSİKOLOJİSİ VE YANSITMA

 °°°Önsöz°°°

  • Psikolojide bir ‘yansıtma’ tabiri vardır. Kendisinde mevcut özellikleri başkasında görme marazî hâli.
  • Genellikle böyle insanların, hasım ve düşman olarak gördükleri insanlar için kullandıkları ifadeler ve yaptıkları ithamlar, gerçekte kendilerinin kendilerini tarifi anlamına gelir.
  • Bu meseleye, “üslubu beyan, aynıyla insan” esprisi açısından da bakılabilir.
  • Devletin her kademesine hiç hak etmedikleri hâlde çöreklenen bu kötü niyetliler, kendi yerlerini almalarından korktukları iyi niyetli kadroları yansıtma yoluyla ademe mahkûm etmeye çalıştılar, çalışıyorlar.
  • Aslında bu mücadelenin nereden kaynaklandığı ve kimler tarafından kampanya haline getirildiğini çok iyi bilen Büyük Mağdurun kısa bir değerlendirmesi de şu şekilde:

°°°°°°°°°°°

Ülke insanının her bir ferdi, –elbette ben ve Hizmet gönüllüleri de buna dâhil– devletimizin vatandaşlarıyız. Ben, öz be öz Anadolu insanıyım. Kana, deme, damara, kafatasına bağlı bir ırkçı değilim, böyle bir zihniyete kesinlikle karşıyım. Fakat milletimi aşk derecesinde seviyorum. Bu açıdan bir vatandaşın kendi memleketindeki müesseselere girmesi, başkalarını da girmeye teşvik etmesi nasıl sızma olarak yaftalanabilir?

Aslında sızma, kanuna ve hukuka aykırı olarak iş yapan veya bulundukları devlet hizmetlerini menfaatleri adına kullanan kişilerin işidir ki, işte bunlar kendilerini gizlemek için, kendileri dışındaki herkes hakkında bu tür suçlamalarda bulunuyorlar.

Evet, bu milletin her ferdinin, gerekli ehliyet ve liyakate sahip olmak ve bunları ortaya koymak şartıyla elbette devletin bir kademesinde, bir kamu hizmetinde bulunma hakkı vardır. Ama bazıları şu veya bu yolla bu ülkenin kaderiyle alâkalı çok önemli, hayatî yerleri tutmuş, gelip hipofiz bezine oturmuş, milletin görme sinir sistemini baskı altına almış ve milletin doğru görmesine engel olmuşlarsa; sizin davranışlarınızı, hareketlerinizi de paranoyayla, Efendim, bunlar sızmak istiyorlar” diyerek yorumlar ve insanlara öyle göstermek isterler. Onlar bu paranoya ruh hâliyle sızma meselesine öyle kilitlenmişlerdir ki, artık bir yerde kapının tokmağına dokunulsa, kapının zili çalsa “sızma” der, sızma ile oturur sızma ile kalkar, sürekli bir sızma paranoyası yaşarlar.

Hem Hak, Hem Sorumluluk

Hâlbuki bir milletin ferdi, kendi milleti içinde, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya; mülkiyeye de girer, adliyeye de girer, hariciyeye de girer. Neden vatan evladı girmeyecekmiş buralara? Anadolu insanını sadece Kur’ân kurslarına mı bağlamak istiyorsunuz? Yalnızca o mevzuda mı teşvikte bulunalım; “Sadece İmam-Hatiplere gitsinler” mi diyelim? Hayır, dün dediğim gibi, evvelki gün dediğim gibi bugün de söylüyorum, ömrüm vefa ettiği müddetçe yarın da, öbür gün de söyleyeceğim: Anadolu insanının, bu ülkenin vatandaşının her yere girme hakkı vardır, bu hakkını kullanır. Böyle bir hakkı kullanmaya mâni olmak apaçık haksızlıktır, zulümdür, irtikâptır. Ama hemen şunu ifade edeyim ki Anadolu insanına, kendi memleketinde, kendi müesseselerinin kapılarını kapatma, böyle bir dayatma gün gelir halkın vicdanında öyle bir yankı bulur ki geriye teper. Dahası,

  “Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah’ı var 

   Bugün halka cevir kolay, yarın Hakk’ın divanı var.”

Bu itibarla sesim ulaşsaydı Anadolu’nun en ücra noktasında duyulacak şekilde bir kere daha haykırırdım: Çocuklarınızı Kur’ân kurslarına koyduğunuz kadar, İmam-Hatip’e de koyun; oraya koyduğunuz kadar mülkiyede de okutun; tıpta, mühendislikte, polis mekteplerinde okuttuğunuz kadar, hukuk fakültelerinde, askerî mekteplerde de okutun! Bu ülke sizin ülkeniz; dolayısıyla, o ülkeyi ayakta tutacak müesseselere sahip çıkmak da hem hakkınız hem de sorumluluğunuzdur. [Hizmet Hareketi ve Devlete Sızma İddiaları / Yolun Kaderi]

***

KENDİLERİNDEN BAŞKA HERKES “ÖTEKİ”

°°°Önsöz°°°

  • Bir kısım ideolojik sebepler ve gerekçeler dışında da bir toplumun normal işleyişinden rahatsızlık duyan insanlar hep vardır.
  • Genellikle bencil ve basit insanlar kendilerini dünyanın merkezinde görürler.
  • Bir manada bunlara ilkel insanlar da denilebilir.
  • Onlara göre kendileri asıl, başkaları ‘diğer’, yani ‘öteki’dir. Bütün insanlar, ben ve diğerleri olarak ikiye ayrılır.
  • Öyle olunca kendi çıkarlarının önünde engel olarak gördükleri herkes düşmandırlar.
  • Ellerine bir fırsat geçtiğinde hemen bunlardan kurtulmaya çalışırlar.
  • Günümüzde yaşanan anormalliklerin, zulümlerin, yani millet olarak yaşadıklarımızın bir sebebi de bu ruh haline sahip insanlardır. Pırlanta müellifi, yukarıda ele alınan sızma meselesine bu açıdan da bakarak şu değerlendirmeyi yapıyor:

°°°°°°°°°°°

Esasında (devlete sızıyorlar) iddiaları, maalesef millete hizmet uğruna değil de kendi menfaati adına kullandığı konumunu muhafaza edebilmek için Türkiye’nin şu anki kaotik, karmaşık, hukuksuz ortamından istifade eden, bu hâlin devamını isteyen; insanların gerçekleri görmelerinin önünü almaya, ülke gerçeklerinin bilinmesine engel çıkartmaya çalışan, ele geçirdikleri kamu makam ve mevkilerini bırakmak istemedikleri gibi, evlatlarına, onlardan torunlarına bırakma peşinde koşan; ülkenin gerçekten demokratikleşmesinden ciddi mânâda korkan bazılarının hukuk devleti ve demokratik bir devlet olabilme adına adımlar atılmasının önünü almak için kullandıkları argümanlardan biridir. Milletin yükselişini kendilerinin çöküşü kabul eden, vazifeperver insanları kendi ikballeri açısından birer tehlike olarak gören ve dün başkalarıyla, bugün ise daha başkalarıyla ittifak hâlinde bulunan bir kesim veya bazı kesimler çıkarlarından olma telaşı yaşıyor ve işgal ettikleri koltuklarda, içine gömüldükleri yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet gibi bataklıkların sorgulanmasından korktukları için bu tür iddialar ortaya atıyorlar. 

Devlet ve milletin imkânlarıyla bohemce yaşayışlarını ve serâzat hayat tarzlarını sürdürebilmek için kendileri gibi olmayan insanlardan rahatsızlık duyuyor ve bunları rahatça davranmalarına ve keyiflerince yaşamalarına mâni görüyorlar.

Daha sonra da şeytanî hislerine fikir libası giydirerek, “Darbe var; her yeri sarmışlar; her yere sızmışlar!..” türünden yâvelerle ortalığı velveleye veriyorlar. Bu sözleri tekrarlaya tekrarlaya zamanla paranoyalara tutuluyor ve kendileri haricindeki herkesi düşman ve herkesi öteki görme ruh hastalığına kapılıyorlar. Diğer yandan, bu iddiaların bir psikolojik savaşın parçası olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bazıları, “şucu, bucu” iftiralarını rical-i devlete karşı tehdit, şantaj ve yıldırma malzemesi olarak kullanıyorlar. Ülke ve devlete faydalı işler yapabilecek kimseleri suçlayıp sindiriyor ve onların önlerini kesiyorlar. Böyle bir bahaneyle vatan evladının önünü tamamen tıkamayı hedefliyorlar. [Hizmet Hareketi ve Devlete Sızma İddiaları / Yolun Kaderi]

***

ÂLEMİ NASIL BİLİRSİN; KENDİN GİBİ …

°°°Önsöz°°°

  • Kendilerini hayatın merkezinde gören insanlar, aynı zamanda normalin ölçüsünü de kendi normallerinden ibaret görürler.
  • Kendi içlerindeki kötülük, fitne ve fesat duygularının herkeste bulunduğuna inanırlar.
  • Bir insanın veya bazı insanların ne yapıp yapmayacaklarına, “onların yerinde ben olsaydım ne yapardım” açısından bakarlar.
  • İster ideolojik sebeplerle, ister bir kısmını ifade etmeye çalıştığımız psikolojik yapılarının gereği olarak, çıkarları bir yerde kesişen bu farklı karakterler, düşman gördükleri insanlara karşı çok kolay bir araya gelebilir ve birleşirler. Sızma konusuna bu açıdan da bakan Muhterem insan bu ruh halini de şöyle ele alıyor:

 °°°°°°°°°°°

Bir kısım kimseler var ki, demokratik teamül ve kuralları ayaklar altına alarak ülkenin kan damarlarına, kılcallarına kadar girmiş ve halk üzerinde hâkimiyet kurmuşlardır. Onlar bu uğurda, meşru-gayrimeşru ellerindeki her türlü imkânı kullanmış, belli yerlere gizlice nüfûz etmiş ve ülkenin imkânları üzerine konmuşlardır. İşte bu tür insanlar çevrelerine hep kendi iç dünyaları adesesinden bakar; değişik hareket ve oluşumları, faaliyet ve kıpırdanmaları kendi yaptıklarına kıyas edip öyle değerlendirir ve neticede kendi levsiyatlarını başkalarında da tahayyül edip insanlarla muamelelerini bu anlayışa göre belirlerler. 

Kendileri gerçekten “sızdıkları” için, ehliyet ve liyakatlerini ortaya koyarak idarî kademelerde yer alan millet fertlerini de sızmakla suçlarlar.

Hani bir hırsız bir dükkânın önünden geçerken kepenklerine bakar, “o kepenklerin kolay bir şekilde nasıl açılacağı, kilidinin nasıl çözüleceği, hangi yollarla içeriye girilip daha sonra içerideki o malların nasıl hızlı bir şekilde boşaltılacağı” gibi şeyleri düşünür. Yani oradan geçerken daha başta göz hırsızlığıyla, yapacağı hırsızlığın zeminini hazırlar, onun kurgusuyla meşgul olur. Bu arada dükkân sahibi de, dükkânını kapatıp evine giderken geriye dönüp bakar ve gözleri kepenklerin üzerinde, muhtemel bir hırsızlığa karşı gerekli tedbirleri alıp almadığının, kilidin yeterince güvenli olup olmadığının muhasebesini yapar. Bu durumu gören ve o şahsın dükkân sahibi olduğunu bilmeyen hırsız ise, onu kendine kıyas edip “Bu da bizim tayfadan!” der. Bu misalde olduğu üzre, birileri kırk haramiler gibi milletin mukadderatı üzerine oturmuş, önemli müesseselere nüfûz etmiş ve oraları ele geçirerek kendi aralarında paylaşmışlarsa, gayet masum düşüncelerle ve insanî faziletlerin i’lâsı istikametinde koşturup duran insanları da kendileri gibi değerlendirir, onlara da aynı gözle bakarlar. Hâlbuki o adanmış ruhlar son derece masum düşüncelerle hareket etmektedirler. Öyle ki onlar, makam-mansıp-iktidar gibi dünyevî arzu ve hevesleri rüyalarında dahi görmemişlerdir. İnsanın, uzak durduğu, istemediği hâlleri rüyasında görmesi mümkündür. Fakat onlar, o türlü arzu ve heveslerden öylesine uzak bulunmaktadırlar ki, bazı rüyalar şuuraltı müktesebatının bir yansıması olsa da, onların şuuraltında böylesi mülâhazalar bulunmadığından, o türlü düşünceler onların rüyalarında dahi kendilerine yer bulamamaktadır. Ama bir kısım insanlar hep o rüya ve hülyalarla oturup kalktığından masum insanları da kendi bakış açılarına göre değerlendirmekte, kendi bakış açılarına göre yorumlamakta ve neticede değişik iftira ve karalamalarla onların önünü kesmeye çalışmaktadırlar. [Hizmet Hareketi ve Devlete Sızma İddiaları / Yolun Kaderi]

***

İSPAT, İDDİADA BULUNANA DÜŞER

°°°Önsöz°°°

  • Nihai olarak, ortada bir mesele varsa bunun çözümü hukuk yoluyla olmak zorundadır.
  • Yani normali budur. Hukuk anlayışında da bir takım farklılıklar olabilirse de, evrensel hukuk dediğimiz ortak hukuk normları da mevcuttur.
  • İşte bunlardan birisi şu kuraldır: “İspatlamak müddeiye, inkâr edene ise yemin düşer.
  • Hukuksuzluklarına hukuk yoluyla bir kılıf bulamacaklarını gayet iyi bilen bu hak ve hukuk düşmanları, bunu da tersine çevirerek hukuk adına da bir cinayet işlemekten çekinmezler.
  • Malûm konunun bu yönü de son olarak işte şöyle ele alınıyor Pırlantada:

°°°°°°°°°°°

Genel bir mülâhazamı arz edeyim.

 Ben, Hizmet Hareketi’yle ilgili olarak ortaya atılan her iftiraya cevap vermenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Neden? Çünkü verilen her bir cevap bir yönüyle o iftiraları ilk defa duyanların zihinlerinde söz konusu ihtimallere kapı aralama demektir. Öyle ki sizin verdiğiniz cevaplar bazılarını, “Acaba bunlar kendilerini hakikaten bir töhmet altında mı hissediyorlar?” şeklinde bir düşünceye sevk edebilir. Bu açıdan belli çevreler tarafından belli maksatlarla sürekli üretilip durduğu aşikâr olan ve sizinle hiçbir münasebeti bulunmadığına dair akıl ve vicdanın hemen hükmünü vereceği söz konusu itham ve iftiraların asılsız olduğunu anlatmaya çalışmanız doğru olmayabilir.

  • Hukukta,

– “Müddeiye ispat, inkâr edene ise yemin düşer.” şeklinde temel bir kural vardır. Eğer birileri bizim hakkımızda bir kısım iddialarda bulunuyorlarsa, bunları ispat etmekle mükelleftirler. Biz, bütün bu iftiraların doğru olmadığını söylüyoruz. Eğer birileri bu konuda yemin etmemizi isterlerse, hangi mukaddesat üzerine yemin etmemizi istiyorlarsa, çok rahatlıkla, “Vallahi, billahi, tallahi isnat ettiğiniz bu hususlarla bizim hiçbir alâkamız yok.” diye yemin de ederiz.

Ayrıca Allah’ın (celle celâluhu) rızasını kazanmanın dışında hiçbir gayeleri bulunmayan ve kendilerini sadece Allah’ın dinini i’lâ etmeye adamış olan Hizmet gönüllüleri hakkında ulu orta konuşan kimselerin seviyelerini muhafaza edemediklerini düşünüyor; her ne kadar kendimi herkesten hakir görsem de Allah’ın kulu olma şerefiyle şerefyâb olmuş bir insan olarak, iftiralarına cevap verirken onların seviyesine inmeyi Allah’a karşı bir saygısızlık sayıyorum. Aynı şekilde Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti olmam hasebiyle, akıl-mantık dışı, vicdanın isyan edeceği ulu orta yapılan iftiralara cevap vermek, bana göre bu tür kimselerin seviyesine inme tehlikesi oluşturduğundan, bunu da Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı bir saygısızlık addediyorum.

 Diğer taraftan aleyhinizde konuşan herkese cevap yetiştirmeye kalktığınız zaman, bununla ciddi meşgul olur, her ânı altın kıymetinde olan vaktinizi bu işe harcar; dolayısıyla yapmanız gerekli olan çok kıymetli işleri yapamazsınız. Dahası, müfteriler demagoji ve diyalektiği yol edindiklerinden, verdiğiniz cevapları çarpıtırlar ki, bu da zihinlerde yeni bir kısım soruların oluşmasına sebebiyet verebilir.

 Bütün bu sebeplerden ötürü aleyhimizde ulu orta bir kısım sözler sarf eden müfterilere cevap vermeyi gereksiz sayıyor ve yeni ifadesiyle bütün bunları “es” geçmeyi şahsen tercih ediyorum. [Gönüllüler Hareketi ve İthamlar / Yolun Kaderi]

Bu yazı 99 kez okundu