Salih aleyhisselama mucize olarak verilen deve, kimsenin mülkiyetinde değildi; bir vakıf malıydı. Sütü bir sebil gibiydi, sahibi de yüce Allah’tı. Şöyle ki Semud kavmi kendilerini imana davet eden Salih aleyhisselama: “Eğer doğru söylüyorsan şu dağdaki sarp kayalardan kızıl tüylü ve doğurmak üzere olan bir dişi deve çıksın. O zaman sana iman ederiz.” dediler. Salih aleyhisselam: “Allah her şeye kadirdir. Böyle bir mucize görürseniz dağdan akan suyun bir gün deveye bir gün size ait olmasına razı mısınız?” dedi. Böyle bir şeyin olamayacağını zanneden kavim bu şartı kabul etti. Salih aleyhisselamın bu şartı ileri sürmesinin nedeni dağdan gelen suyun az olması ve azgın insanların bu suyu sahiplenmesinden dolayı zor durumda kalan insanlara yardım etmek, devenin payına düşen suyu fakir ve zayıflara vermekti. Yani bir nevi bu suyu vakfetmekti. Nihayet Salih aleyhisselamın bir mucizesi olarak kaya yarıldı ve kavmin istediği gibi bir deve çıktı. İman edenler deveden bir kabileye yetecek kadar bol süt sağıyor ve bununla besleniyorlardı. Bu mucizeye rağmen iman etmeyenler önce suyun taksimi işine razı olmadılar. Devenin sütünün bereketi de inkârcıların kinini iyice artırdığından deveyi öldürmeyi planladılar. Ve insanların faydasına olan, kimsenin de mülkiyetinde olmayan deveyi öldürerek vakıf malına ihanet ettiler. Neticede helak oldular.
Bu anlatılan kıssa, VAKIF MALLARININ ne kadar ehemmiyetli olduğunu göstermesi bakımından çok mühimdir.
Ecdadımız vakıf malına karşı çok titiz davranır ve onun bir kuruşunun bile haksız yere üzerine geçmesini mideye cehennem ateşi doldurmakla eşdeğer olarak görür ve bundan şiddetle korkar ve kaçınırdı. Halk arasında anlatılan ve Hz. Süleyman (Aleyhisselam) ile serçe kuşu arasında geçen bir hikaye, aslında bu ahlakla ahlaklanan ecdamızın vakıf malı ve haram lokmaya karşı hassasiyetinin de bir ifadesidir: Bir gün Hz. Süleyman serçe kuşunu (veya hüdhüd kuşunu) azarlamıştı. Bunun üzerine serçe, Süleyman aleyhisselamı tehdit etti: “Senin saltanatını mahvederim!” dedi. Süleyman aleyhisselam: “Senin sıkletin ne ki benim sarayımı mahvedesin!” dedi. O küçük kuş şöyle cevap verdi: “Kanatlarımı ıslatır ve bir vakıf toprağına sürerim. Sonra da kanatlarıma bulaşan vakıf toprağını senin sarayının damına taşırım. Böylece benim taşıdığım o vakıf toprağı, senin sarayını çökertmeye yeter.”