İnsana herkesin saygı duyması, onu saygın yapmaz. Herkesin onu beğenmesi onun değerli biri olduğunu ispat etmez. Çünkü insanlar birbirlerine taşıdıkları sıfatlara göre muamelede bulunur lar, özlerindeki değerlere göre değil. Dünya tarihindeki tiranların, diktatörlerin ve despotların herkesçe saygı duyulan biri gibi göründükleri dönemden, herkesçe horlandıkları bir başka döneme geçmeleri çoğu kez yalnızca bir gün sürmüştür. Milyonlarca kişinin alkışladığı bir sanatçı, kendini saygın biri olarak görür. Oysa o alkışlar onun şahsiyetine değil, sanatınadır. Ona duyulan hayranlıklar sanatçının kişisel özellikleriyle, zatıyla, özüyle alakalı değildir.
Kendisini anlatırken, diplomalara, evlere, kariyere, giyim kuşama, telefon modellerine, araba markalarına muhtaç hisseder insan. Yüzlerce etiketle varlığını şekillendirmeye çalışır. Koleksiyonlarını, gittiği ülkeleri, aldığı diplomaları, maaşını, ilginç anılarını, evini, arabasını, bahçesini, eşsiz yeteneklerini etrafına anlatarak özelliklerini ortaya koymaya çabalar. Oysa kişinin özünde ne olduğu, ancak ona sonradan yapıştırılmış olan etiketler atıldıktan sonra belli olur. Kartvizitini, diplomasını, bankadaki parasını, hangi sülaleye mensup ya da hangi milletten olduğunu bir kenara bırakınca, geriye ne kalıyorsa kişi işte odur. İnsanın şanlı bir millete mensup olması, önemli bir titre sahip olması, büyük bir eve, güzel bir makam odasına ve önemli insanlardan oluşan bir çevreye sahip bulunması onun özünü açıklamaz; onu büyük ve önemli yapmaz. Paraya çevrilemeyen ne kadar varlığı varsa aslında insan o derecede zengindir. Fransız Filozof Gabriel Marcel’ e göre, insanlar genellikle kendilerini sahip olduklarıyla bir ve aynı görmek eğilimindedirler. Bu eğilim onları nesne konumuna indirgemekte ve insan olmaları bakımından değerlerini yok etmektedir.
Hüdayi Hazretleri bir kadıydı, şehri yöneten insanlardan biriydi. Hocası bu unvanını kaldırıp ona ciğer sattırdı, tuvalet temizlettirdi ama onun özündeki kıymet yok olmadı, bilakis ortaya çıktı. Hiç savaş kaybetmemiş olan büyük kumandan Halid bin Velid’i Hazreti Ömer, “Halk zaferleri senden biliyor, oysa ben biliyorum ki bu zaferleri bize ihsan eden Allah’tır” sözleriyle, ordunun başından almış, onu sıradan bir asker yapmıştı. Halid bin Velid, rütbesinin düşürülmesiyle küçülmedi, bilakis bu olaya verdiği muhteşem karşılıkla, tarih boyunca aşılamayacak zirvelerden biri oldu. Papatyanın, Flamingonun ve tabiattaki her canlının rengi içseldir, ilahi boyayla boyanmışlardır; bu yüzden onlar silinmeye çalışıldıkça parlar. Ama duvarın rengi ve arabanın boyası dışsaldır, maddi boyayla boyanmış olduğu için silindikçe yok olur. Lao Tzu şöyle der: ”Kuğu kendisini beyazlaştırmak için uğraşmak zorunda değildir. Sen de kendin olmak için bir şey yapmak zorunda değilsin.”
Başa gelen musibetler de, insanın özüne değil, vasıflarına gelmektedir. Hayatı vasıflar üzerinden algılayan, vasıflarının varlığıyla kendi varlığını birbirine karıştırmış insanların yıkımı bu yüzden büyük olmaktadır. Yoksa Allah’ın ilminde yitirilen bir şey yoktur. Ancak kudret dairesinden ilim dairesine geçen şeyler olmaktadır, fakat insan bu yer-boyut değiştirme işine ‘kayıp’ olarak bakmaktadır. Kaybettiklerimiz, kaybolmuş değildir, şeylerin yalnızca bize dönük ilişkisindeki farklılaşmalardır, yalnızca vasıfların kaybıdır.
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu