35-İstihdam Tesellisi

Dördüncü Murat devrinde yaşayan Erzurumlu Habib Baba, gemiyle Hacca gitmek için yürüyerek İstanbul’a gelmiş fakat gemiyi kaçırmış; “Bunda da vardır bir hayır” diye düşünmüş. Uzun süredir yol aldığından toza toprağa batmış, yaralar içinde kalmış ve uyuz hastalığına yakalanmış. Memleketine dönmeden yıkanıp temizlenmek için bir hamam arayıp bulmuş. Yıkanmak istediğini söylediği hamamcıdan red cevabı alınca bunun sebebini sormuş. Hamamcı, “Sultan Murad Ha n’ın vezirleri vardır ha mamda. Kimseyi almamam için kat’i emir var” diye söylenmiş. Yıkanmadan bu uyuz illetinden kurtulamayacağını bilen Habib Baba, yalvarırcasına hamamcıya: “İzin ver evladım, bir köşede yıkanıvereyim. Kimseler fark etmez beni” demiş. Hamamcı, yaşlı adamın ısrarlarına dayanamamış, vezirlere görünmeden yıkanması konusunda sıkı sıkı tembihledikten sonra onu içeriye almış. Birazdan hamama, tebdil-i kıyafet, Sultan 4. Murad Han da gelmiş ve yıkanmak istediğini söylemiş. Hamamcı aynı şekilde, tanıyamadığı bu gence de durumu anlatmış, onu içeri alamayacağını söylemiş. Sultan’ın ısrarı karşısında hamamcı bir kez daha yumuşamış. Onu da tembihledikten sonra, fukara Habib Baba’nın yanına göndermiş. Başlamışlar beraberce yıkanmaya. Birbirlerine su döküyor, sırayla birbirlerinin sırtlarını keseliyorlarmış. Bir ara 4. Murat ihtiyarın düşüncelerini öğrenmek amacıyla sormuş; “Sen de istemez miydin baba şöyle vezir olmayı, baksana koskoca hamamı kapatmış, gönüllerince yıkanıyorlar. Biz ise şu daracık alanda debelenip duruyoruz… A be evladım” demiş Habib Baba, “Böyle vezir olacaksın da ne olacak? Şu dünyada öyle bir sultana vezir olacaksın ki, vezirlerinin bile karşısında tir tir titrediği dünya sultanlarına, senin uyuzlu sırtını keseletsin.” İşte Cenab-ı Hakk sevdiği kullarından Habip Baba’nın sırtını bir padişaha böyle keseletmiş.

Habib Baba, Nalıncı Baba’yı çağrıştırdı. Onun hikayesiyse Sultan 4. Murat’la değil, bir önceki Sultan 3. Murat’la. Sultan 3. Murat Han, rüyasında bir zatın cenazesini kaldırmak için manevi bir emir alır. Sultan, Veziriazam Siyavuş Paşa’yı da yanına alır ve yine tebdil-i kıyafet dışarı çıkarlar. Hala gördüğü rüyanın tesirinde olan sultan gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada gözüne yerde yatan bir ceset ilişir. İşte aradığı, rüyada kendisine gösterilen zattır bu. Etraftakilere onun kim olduğunu sorar. Ahali, ‘Ayyaşın tekidir” dediğinde hayretler içerisinde kalakalır. Sultan, “Nereden biliyorsunuz?” diye sorduğunda ahali, anlatmaya başlar; ‘Aslında iyi sanatkardır, Azaplar Çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını ya içkiye ya fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerede mimli bir kadın varsa takar peşine. “Cenazenin başındaki ahali çekip gider. Sultansa olduğu yerde düşünceler içerisinde çakılıp kalır.” Bu adam bizim teb’amızdır, defin işini halletmek gerek” der. Kimsenin sahiplenmediği cenazeyi sultan ve vezir birlikte yıkar ve kefenlerler. Sultan, belki bunun bir eşi, bir ailesi vardır diye düşünerek mahalleyi kolaçan etmeye başlar. Sorar soruşturur ve nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hanım kocasının öldüğü haberini metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir ve şunları anlatır; Bizim efendi bir alemdi, vesselam… Akşamlara kadar nalın yapardı. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya! Ümmet-i Muhammed içmesin diye… Sonra, malum kadınların ücretlerini öder, eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinleyin bakalım… O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-i İslam okurdum. Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi; tekbir alırken Ka be’yi görmeli. İşte bu yüzden Nişancı ‘ya, Sofulara uzanırdı taa. Hatta bir gün, bak efendi, dedim. Sen böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada. Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? Allah büyüktür hatun, dedi, hem padişahın işi ne?”

Rabbimiz dilediğinde, yalnız imkanlar değil, imkansızlar da bizim destek kaynağımız haline gelecek ve girdiğimiz çıkmazdan hiç umulmadık bir şekilde kurtulacağız.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 16 kez okundu