İnsan, Cenab-ı Hakk’a ihlâsla kul olursa, Cenab-ı Hak da her şeyi onun emrine musahhar eder, hele iç inleyişi ve hıçkırıklarla süslü bir dua kesinlikle cevapsız kalmaz.
Bunu bir kıssa ile izah etmeye çalışalım.
Adalet ve faziletiyle tanınan Horasan Valisi Abdullah Bin Tahir’in yasakçıları, akşam evine dönmekte olan bir demirciyi hırsız zanlısı olarak içeri atarlar. Demirci suçsuzdur. Namazını kıldıktan sonra gözyaşlarıyla duaya yönelir: “Ey Mülkün Sahibi! Benim suçsuzluğumu sadece Sen biliyorsun! Bana ancak Sen imdat edebilirsin!” Aynı gece, vali rüyasında dört güçlü kişinin gelip sarayını tahrip ettiklerini gördü. Tahtı tersine döndürülürken uyandı… Hemen abdest alıp iki rekât namaz kıldı ve tekrar uykuya daldı. Aynı hâdiseyi tekrar yaşadı ve uykusundan fırlayarak uyandı. Üzerinde bir mazlumun âhı bulunduğunu anlamıştı. Derhal hapishane sorumlularını çağırttı, içeride suçsuz kimse olup olmadığını soruşturdu. Sorumlu: “Pek bilemem Sultanım, yalnız gece getirilen demirci, namaz ve dua kapılarını zorluyor. Ondan endişe ederim.” dedi. Vali, derhal demirciyi getirtip dinledi. Durumu anladı. Kendisinden özür dileyip bir torba gümüş akçe hediye etti. Helâllik istedi, ardından da herhangi bir sıkıntısı olursa kendisine gelmesini rica etti.
Demirci: “Hakkımı helâl ettim. Hediyenizi de alıyorum. Allah kabul etsin. Fakat sıkıntılarım için size gelemem.” dedi. Vali: “Niçin?” diye sorunca: “Benim gibi bir garip için, senin gibi bir Sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren Sahibimi bırakıp, başka kapıya sığınmam asla yakışık almaz, korkarım.” dedi.
Duaların gücünden ve büyük hazinesinden istifa edenlere ne mutlu!
[Çitlembik-5 / Safvet Senih]