İlk sufîlerden Hasan Basri Hazretleri der ki: ”Ey Ademoğlu, Hz. Musa, Hızır’a üç yerde muhalefet etti. Ve sonunda Hızır ona dedi ki, İşte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır” (Kehf, 78). Sen her gün Rabbine defalarca muhalefet ederken, halin nice olacak? Sana ”Artık bu seninle Bizim aramızın ayrılmasıdır” denmeyeceğinden nasıl emin olabilirsin?
***
Ebu Ali ed-Dekkak’a göre, sabır ilahi takdire itiraz etmemektir; ona göre sabrın hakikati kişinin Hz. Eyyub gibi belaya nasıl girmişse öylece çıkmasıdır. Bazı tasavvuf büyükleri, sabrın nihai mertebesinin, musibete uğrayan kişinin musibet öncesi gündeki gibi davranması olduğunu belirtmişlerdir.
***
“İyi insan” temel kavramlardan biridir. “İyi insan” olan; iyi annedir, iyi babadır, iyi eştir, iyi evlattır… Genellikle böyledir. İyi meslek adamı (vazife adamı) olmanın da vazgeçilmez şartıdır “iyi insan” olmak. İnsan, meselelerin meselesidir. Her mesele onun etrafında şekillenir. Böyle bakmazsan, görebileceğin nedir ki? Politikaya bakış açılarının biri de budur. Bazen herhangi bir politikacıyı düşünüyorum ve şunu söylüyorum: “İyi insan” değil ki “iyi politika adamı” olsun… Her şeyi bile-bile yapıyor. Bilgilenmek başka, tekâmül etmek başka. Bir bakıma dünyanın derdi bu. İnsanı unutan bir medeniyet anlayışının dramını yaşıyoruz. Hangi konu bu tezattan ayrı düşünülebilir? (Ahmet Selim ZAMAN)
***
Bir düşünür şöyle diyor: “Durulacak noktaları iyi bilin ki, sizin için hata etti desinler, saptı demesinler.”
***
Vazife, büyük bir şey yapmak değil, ne kadar küçük olursa olsun gerekeni yapmaktır. (Alexis Carrel)
***
Bulunduğu halden hiç bir zaman memnun olmayan, kalbinin boşluğundan dolayı yorgun düşen, her zaman kuşkular içinde yaşayan, her zaman elinden kaçırdığı bilmem hangi varlık için iç çeken insan, bir an bile gerçek sükuna kavuşamaz. (Alexis Carrel)
***
Bencil insan, nefsanî ihtirasların kölesi olan insan, çıkarcı insan; bir DÜŞÜNCE FAALİYETİ gösteremez. Bu gibi işlere ayıracak vakti yoktur onun! Onun yapacağı iş sadece GÜÇLENMEK İÇİN bilgi edinmek ve sadece pratik adımların uygunluğunu hesaplamaktır. (Ahmet Selim ZAMAN)
***
Nefslere hitap eden, insanın hep menfî taraflarını harekete geçirmeye çalışan bir düzen içindeyiz. İnsanların büyük bir kısmı, kötülüğe de iyiliğe de meyledebilecek yapıdadır. Hep kötülüğe meyilli taraflarını tahrik eder de, iyilik istidadını sürekli olarak bastırıp gömersen, “İnsan insanın kurdudur” kaidesine uygun bir cemiyet düzeni çıkar ortaya. (Ahmet Selim ZAMAN)
***
Samimiyetsiz sevgi, sevgisiz samimiyet olmaz. Sevgisini saygı sorumluluğuyla besleyip koruyamayan, samimiyet özürlüsü haline gelir ve çocuğunu bile severken zedeler. Samimiyetsiz sevgi ise, güçlü ve değerli bir öze sahip bile olsa, yavaş yavaş ve bir sürgüne gider gibi içimizin derinliklerindeki bir tezahürsüzlük sığınağına çekilip kendini kapatır. Ondan size gelen, artık bir ince sızıdan ibarettir. Zaman ona yeni işlevler kazandırıp kendi akışının yolculuğuna dahil eder. Ölmez o! Ve sizi kendinden mahrum etmenin, alışverişsiz bırakmanın sonuçlarını size yaşatmaya devam eder. Böylesi, sevgi yokluğundan bin beterdir! Sevmiyor değilsiniz, ama kendi içinizdeki sevgiye kendiniz hasretsiniz! Bu duyguyu bir vakit noktasında zaman size şöyle ifade ettirir: “Taş toprak olsam bundan daha iyiydi.” Saygısızlık ve samimiyetsizlik nefsaniyetinin örselediği, yaraladığı sevgi, evlat acısı gibi yakar insanın içini. Telafi edemezsiniz, zamanı geçmiştir artık. Dönemezsiniz, zaman geriye akmaz. Zamanın bütünlüğü sizi hakikatin bütünlüğüne teslim etmiştir. Yaşadığınız budur. Ortada bir af konusu da yoktur. Öyle seçtiniz öyle istediniz, öyle yaşadınız. Yaptığınız kötülük kendinizedir ve kendinizi cezalandıran sizsiniz. Son noktaya kadar hiçbir şeyin farkında olmadınız. Geriye bakıp “ben bu hayatı böyle yaşamamalıydım” diyorsunuz şimdi. “Sevgilerimin bağrını kanatmamalıydım. Bir inat ve tutku uğruna, gönül suçları, vefa cürümleri işlememeliydim” diyorsunuz. “Emanetleri, nimetleri, kalbî emekleri böyle harcamamalıydım” diyorsunuz… Ne olacak bu noktada? Yanlış anlaşılmasın; malum günahlardan sevaplardan söz etmiyorum. Onların tanımları ve karşılıkları belli… Akıl, gönül, kalp, ruh, sevgi planının hatalarından ihmallerinden; zaman içindeki insanlığımızdan söz ediyorum. Allah’ın yarattığı zaman’dan ve zaman’daki tecelliyattan söz ediyorum. Şehadet parmağınızla vicdan tuşuna basın, bakalım ekranda ne göreceksiniz? (Ahmet Selim ZAMAN)
***
İnsanlar bazı bilgileri, ancak “öğretme faaliyeti” sırasında öğrenirler.
***
Hepimiz nefis taşıyoruz; varlığın tatlarına alışınca, yavaş yavaş farklılaşır. Siz dengede durma halinden adım adım uzaklaştıkça, o varlığın tatlarıyla şenlenip palazlanmaya, bazı tavırlarınıza hulul etmeye başlar. Bu o kadar tedricen ve sürekli işlemeler halinde olur ki, küçük dozlarla uyuşturucuya alışır gibi alışırsınız sapmalara. Düşünceleriniz, duygularınız, ruh dünyanız her gün biraz daha değişir. Tatlı tatlı değişir. Özel tevillere cevazlara doğru meyledersiniz. Özetle, zaman içinde dengeniz bozulur. Kendi kendinizden çok memnun bir hale gelirsiniz. İç gözlem, özeleştiri, mahviyet, tevazu ve huşu içindeki yakarışlarınız, yerini, rutinleşmiş ve biçimselleşen alışkanlıklara bırakır. Siz artık eski siz değilsinizdir. Vaktiniz azalmış, meşguliyetiniz artmıştır. Bir gönül dünyasından karanlık bir boşluğa düşmüşsünüzdür. En önce de edep ve itidal duygusu kalkar. (Ahmet Selim ZAMAN)
***