Hayata Dair Notlar-22

Bir toplumda Allah ve Resûlü, Kur’ân ve İslâm bilinmiyor, düşünce hayatında şüpheler, tereddütler cirit atıyorsa, o zaman kalkıp o topluma içtimaî, iktisadî, siyasî doktrin ve prensipler ihtiva eden kitapları tavsiye etmemiz bir işe yaramayacak ve zihin ve ruhlardaki hiçbir problemi çözemeyecektir. Felsefî ve benzeri eserler okuyarak ya da sadece günlük gazete malumatı, aktüel meselelerin yorumları veya eskilerin menkıbeleriyle, kafalarında ilim ve fikir adına pek çok tereddüt taşıyan insanların karşısına çıkmak, ağızdan dolma tüfekle makinalı tüfeğe karşı koymak gibidir. O hâlde, evveliyetle günümüzün dertlerine, neslimizin kalb ve vicdan hastalıklarına ve düşünce bozukluklarına derman olacak kitaplar okunmalıdır. (İnancın Gölgesinde-2) “En iyi öğretmenler, nereye bakacağını gösteren, fakat ne göreceğini söylemeyen kişilerdir.” (Alexandra K. Trenfor)

***

İnsanın hayat-ı içtimâiyesini ifsâd eden bir desîse-i şeytâniye şudur ki: Bir müminin bir tek seyyiesiyle, bütün hasenâtını örter. Şeytanın bu desîsesini dinleyen insafsızlar, o mümine adâvet ederler. Hâlbuki Cenâb-ı Hak, Haşir’de adâlet-i mutlaka ile mîzan-ı ekberinde âmâl-i mükellefîni tarttığı zaman, hasenâtı seyyiâta galibiyeti, mağlûbiyeti noktasında hükmeyler. Hem seyyiâtın esbâbı çok ve vücudları kolay olduğundan, bazen bir tek hasene ile çok seyyiâtını örter. Demek bu dünyada, o adâlet-i ilâhiye noktasında muâmele gerektir. Eğer bir adamın iyilikleri fenâlıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyâde gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. (Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, (13. İşaret, 3. Nokta))  

***

Eskiden […] şifahî bir irfan nasibimiz vardı, şimdi kitabî cehaletimiz var. […] İrfan nasiplerimiz cehaletimizi örterdi, şimdi irfansız okuma cehaletini yaşıyoruz. Zamanın, teknolojinin hiçbir kabahati yok. […] Zaman ne yapsın bize? Hem alabildiğine israf ediyor hem de yokluğundan şikâyetçi oluyoruz. […] İrfan nasipleri okumasız bırakılmasaydı, bugünkü irfansız okuma beyhudeliğini ve cehaletini yaşamazdık. Şimdiki imkânlarımız, o gün yoktu, o günkü irfanımız bugün yok. […] Bunun için geçmişteki şifahî kültürün itidalli, dengeli, vakarlı nasiplerindeki insanlık bütünlüğümüzü ve duyarlılığımızı anar olduk. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

Ömer b. Abdülâziz, bir kişiyi memur tayin etti. Kendisine: “Bu adam, Haccâc-ı Zalim devrinde de memur idi”dediklerinde, hemen adamı azletti. Adamcağız , Ömer’e “O’nun emrinde çok az vazife gördüm”dedi. Ömer: “Kötülük bakımından, onunla yarım gün sohbette bulunman da kâfidir” dedi.

***

Hiç kimse herhangi bir KÖTÜLÜĞE hak vermek gafletine düşmemeli. Gayretullaha dokunur. Mazlumun da zalimin de dinî kimliği önem taşımaz. Zalim zalimdir, mazlum da mazlum. Bunlar insanî gerçekliklerdir. (Ahmet Selim-ZAMAN)

***

Eğer yüreğine merhemle iyileştirilmesi mümkün olmayan bir yara açılmasını istemiyorsan, cahillerle söyleşme. (Kabusname, Keykavus) “Kişinin susması, her zaman söyleneni onayladığı anlamına gelmez. Bazen canı aptallarla tartışmak istemiyordur.” (Albert Einstein)

***

“Her âlimin yanında değil, ancak sizi şu beş şeyden vazgeçirip şu beş şeye davet eden âlimlerin yanında oturunuz: Şüpheden yakîne, gösterişten ihlasa, dünyaya rağbetten zühde, kibirden tevazua ve düşmanlıktan nasihata.” denmiştir. Âhiret âlimlerinin davranışları sözlerine ters olmaz, onlar yapmadıkları şeyleri başkalarına tavsiye etmezler. (İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn)

***

“Ben sûfîlerden iki şey öğrendim: Vakit, kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen, o seni keser. İkincisi, sen nefsini faydalı şeylerle meşgul etmezsen, nefsin seni boş şeylerle meşgul eder.” (İmâm-ı Şâfiî)

***

“Zaman zaman kalplerinizi dinlendirin! Çünkü kalp, sevmediği şeyleri yapmaya zorlanınca körleşir” (Kimya-yı Saadet, İmam Gazali)

***

 Durduğunuz yer, ne gördüğünüzü ve neyi görmediğinizi belirler; ayrıca gördüğünüz açıyı da belirler. Durduğunuz yerdeki bir değişiklik her şeyi değiştirir. (Steve de Shazer)

***

 İslam, ölçü, denge ve itidal dinidir. Dindarlıkta bile ifrata kaçmayı yasaklayan bir dindir İslam. Daima; öz’e, asl’a, ruh’a, hikmet’e önem verir; biçimleri ve ayrıntıları, onlara tabi olmak derecesiyle değerlendirir. Daha fazlasını istemek ve aramak, ancak tekâmül yolunda biraz daha ilerleyebilmekle anlam kazanır. Aynı şeyleri aynı seviyede, daha sık yapmak, daha renkli tezahürlerle yapmak pek bir şey kazandırmadığı gibi, bazı seviye kayıplarına da yol açabilir. Çünkü araya gösteriş gibi faktörlerin girmesi ihtimali doğar. (Ahmet Selim-ZAMAN)

Bu yazı 36 kez okundu