Bediüzzaman, Van’da bulunduğu zamanlarda, Vali Tahir Paşa ile bazı gazetelerden havâdis okurdu. Bilhassa İslâmiyet’i alâkadar eden hususlara dikkat ederdi. Van’daki ikameti esnasında, âlem-i İslâm’ın vaziyetini bir derece öğrenmiş bulunuyordu. Birgün Tahir Paşa bir gazetede şu müthiş haberi ona göstermişti. Haber şu idi: İngiliz Meclis-i Meb’usân’ında Müstemlekât Nâzırı, elinde Kur’ân-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta: “Bu Kur’ân, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ân’ı onların elinden kaldırmalıyız; yahut müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız.” diye hitabede bulunmuş. İşte bu müthiş haber, onda tarifin fevkinde bir tesir uyandırmıştı. İstidadı şimşek gibi alevli, duyguları ve bütün letâifi uyanık ve ilim, irfan, ihlâs cesaret ve şecaat gibi harika inâyet ve seciyelere mazhar olan Bediüzzaman’ın, bu havâdis üzerine: “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez mânevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya isbat edeceğim ve göstereceğim.” diye kuvvetli bir niyet ruhunda uyanır ve bu sâikle çalışır. (Tarihçe-i Hayat İlk Hayatı)
***
Bugün Allah rızası için yapılacak dünyalar kıymetinde bir iş var. Öyle bir iş ki, dünyevî cihetle bin defa İstanbul’un fethine takaddüm eder; gavsiyetten, kutbiyetten çok önce gelir. Bu iş, O’nun âleme tanıtılması, Hz. Muhammed aleyhisselâmın muhtaç ruhlara duyurulmasıdır. Öyleyse, bırakalım büyük iddiaları, boş lafları da bu vazifeyi yapmaya çalışalım. Dinimizi doğru bir şekilde başkalarına duyurma yolları arayıp bulalım. Allah’ın bize nasip ettiği bu eşsiz hakikatleri çocuğuyla-genciyle, kadınıyla erkeğiyle bütün dünyaya birden nasıl duyurabiliriz, bunun derdiyle dertlenelim. (Mukaddes Vazife/Kırık Testi-1)
***
Sonsuz Nûr’dan: Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: إِنَّ اللّٰهَ تَعَالَى يُحِبُّ الْعَبْدَ الْمُؤْمِنَ اْلمُحْتَرِفَ “Allah elinden iş gelen sanatkâr mü’min kulu sever.” [Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 8/380; Beyhakî, Şuabü’l-iman, 2/88.] Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurur: وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ “De ki: İstediğinizi işleyin; Allah, peygamber ve mü’minler işlediklerinizi görecektir.” [Tevbe sûresi, 9/105.] Yani bir kısım kriterlerle, kıstaslarla, işlediğiniz şeyler değerlendirmeye tâbi tutulacaktır. Mahşerde, yapılan bütün işler sergilenecek ve herkes gelip, buna bir iş denir mi, denmez mi diye teftiş mahiyetinde bakacaktır. İşte insanlar, bu mülâhaza ile amel etmeli. Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: “İş yaptığınız zaman, Allah o işte itkan etmenizi yani sağlam, arızasız ve kusursuz yapmanızı sever.” [Ebû Ya’lâ, Müsned, 7/349; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 1/275.]
***
Yenilen düşman, yenilgiyi kabul etmedikçe zafer, zafer değildir. (Claudius)
***
Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakârlıktır; fedakârlık yapmayanın sevgisine inanılmaz. (Abdülaziz Bekkine)
***
İnsanları büyük ülküler peşinde sürüklemek isteyenlerin, ülkülerinden daha büyük kalpleri olmalıdır. (Cemil Sena Ongun)
***
07-) “Faziletli insan, Rabb’ine ibadet edip insanlara faydalı olan, insanların elinde olana göz dikmeyip şerrinden emin olunan kişidir.” (Ebü’l-Leys es-Semerkandî)
***
“Günah işleyen insandır. Buna üzülen evliya olabilir. Bununla övünen bir şeytandır.” (F.Füller)
***
SIHHATLİ DÜŞÜNCENİN VAZGEÇİLMEZ ŞARTI; HAK İÇİN düşünmektir, ALLAH RIZASI için düşünmektir; SEVGİ için, BARIŞ için, MUTLULUK için, TEKÂMÜL için düşünmektir, bilgiyle, akılla, yürekle düşünmektir. Öfkeyle değil, tepkicilikle değil, kolaycılıkla değil, modacılıkla değil, slogancılıkla değil. (Ahmet Selim: ZAMAN)
***
Yıllarca, “özgür düşünceli, yapıcı, bilgili, becerikli, barışçı…” nesiller yetiştiriyor olmakla övündük…Önemli olan genel manzaralar. Sokaklara, okullara bakınca görülen gerçeklerdir. Sosyal akışın yönüdür… (Ahmet Selim: ZAMAN)
***
İnsanın hürriyet ve eşitlikten başka şeylere de ihtiyacı var. Bilhassa nizam ve emniyete muhtaç. Bizim için önemli olan ilme yücelik kazandırmak değil, hakikate ulaşmaktır. (Alexis Carrel)