Hayata Dair Notlar-29

Kalb ehli yüce kâmetlerin jest ve mimiklerine, tavır ve davranışlarına bakıldığında, onlarda haşyetin akis ve alâmetleri görülür ve hissedilir; bu sayede onların huzurunda ciddi bir insibağ banyosu yaşanır, mânevî bir huzura erilir. [..] Bir gün, Alvar İmamı’nın huzuruna gelen birisi, “Efe Hazretleri! Hacca gitmiştim, Medine-i Münevvere’deki köpekler, bakımsızlıktan mıdır nedendir, uyuz olmuşlar.” der. Bu sözü duyan Hazret, birdenbire gür bir sesle, “Sus! Ben, Medine’nin uyuz köpeklerine de kurban olayım!” der. Bu sözleri o Hazrete söylettiren, İnsanlığın İftihar Tablosu’na (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) duyduğu derin sevgi ve saygının kalbinde otağ kurmasıdır. Ânında o Hazret bu hassasiyetini ortaya koyar.İşte asıl mesele, insanın mukaddes değerler karşısında, derin bir hassasiyetle kendisini hemen bir huşû ve haşyet çağlayanına salması, o çağlayan, onu nereye götürürse oraya gitmesidir. Maalesef bizim yitirdiğimiz en önemli değerlerden birisi, bu hususların vicdanlara mâl edilişidir. Şeklî Müslümanlığın kurbanları olan bizler kalbimizi yitirdik, iç derinliklerimizi unuttuk. (Yolun Kaderi (Allah’ı hakkıyla tâzim ve takdir)) 

***

Herkesin, konumunun gerektirdiği temsil durumuna göre evrâd ü ezkârı olmalı. Meselâ ben, kendimi beş-on insanın okuduğu evrâd kadar evrâd okumaya mecbur hissetmeliyim. Ve kendi kendime demeliyim ki: “Madem o kadar insan sana teveccüh ediyor, öyleyse o teveccühün hakkını vermeli ve herkesten daha çok Allah ile irtibatını kavî tutarak bir taraftan bu nimete şükretmeli, öte taraftan nimetin devamına talebini böyle dile getirmelisin.” Evet, böyle diyor ve bunu da tatbik etmeye çalışıyorum. Buradan hareketle müezzin, imam, vaiz, müftü vb. değişik dine hizmet ünitelerinin başında bulunan insanlar, temsildeki yerlerine göre evrâd ü ezkârlarını çoğaltmalı ve mutlaka Rabbileri ile olan münasebetlerini kuvvetlendirmeliler. Aksi hâlde bulundukları makamın hakkını eda etmemiş olurlar. Lütfen, kimse “O kadar yoğun işin arasında vakit bulamıyoruz, gece geç vakitlerde eve yorgun olarak geliyoruz.” vs. türünden mazeretler uydurmasın. Böyle uydurma mazeretlerin arkasına sığınanlar, dönüp günlük hayatlarına baksalar bir hiç uğruna ne kıymetli zamanlarını harcadıklarını görüp utanacaklardır. Bunu bir başka zaman ifade ederken “Türk insanı zamanzededir. Bazen bir bardak çay için saatlerini harcar, bazen de en hayatî işleri adına vakit bulamaz.” demiştim. Evet, günlük hayatımızı murakabe ettiğimizde buna bir hayli misal bulabiliriz. Boş ve abes şeylerle zayi ettiğimiz dünya kadar zamanımız olduğunu söylemeye gerek yok… Şimdi bir taraftan böylesine cömertçe harcanan zaman, öte taraftan en hayatî mevzulara vakit bulamama.. bunun telifini yapmada biraz zorlanacağız. Netice itibarıyla, bir kere daha hatırlatmalıyım ki, mutlaka herkesin evrâd ü ezkâra ayıracağı bir zamanı olmalı ve o, bu konuda hiçbir mazeret ileri sürmemelidir. (Evrâd ü Ezkâr: Ruhi Hayat/Fasıldan Fasıla-3)

***

“İçinizde Ehl-i beytimin durumu Nuh’un gemisine benzer. O gemiye binen kurtulur, binmeyen helak olur.(Camiüssağir 2442)

“Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı A’zam’dan (K.S.) ve Zeynelâbidîn (R.A.) ve Hasan Hüseyin (R.A.) vasıtasıyla İmam-ı Ali’den (R.A.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir.” (Emirdağ 1)

“Risale-i Nur, Sefine-i Nuh gibi Anadolu’yu Cebel-i Cudi hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tufanından kurtulmasına bir sebebdir.” (Kastamonu) @SeyidErkal

***

Zulmün getirdiği zulmet, sevgi ışıklarının tamamen sönmesi demektir. (Ahmet Selim/ZAMAN)

***

İdeal uğruna yaşamak, ideal uğruna ölmekten daha zordur. -J. G. Seume-

***

İslam, her durumda yaşanır; yoksullukta, esarette, gurbette, sıkıntıda, aklınıza hangi menfî durum geliyorsa hepsinde. Ama İslam gaflette yaşanmaz, gafletle yaşanmaz. (Ahmet Selim/ZAMAN)

***

HAYATIN öyle REALİTELERİ var ki; onları değiştiremeyiz, yok edemeyiz, görmezlikten gelemeyiz. Yakan ateşler var, uçurumlar var, çarpınca zarar göreceğimiz taşlar-duvarlar var, sıcak var, soğuk var, var oğlu var… HAYAT YOLCULUĞUNU dümdüz bir yolda bildiğimiz gibi yürüyerek tamamlamak imkânına sahip değiliz. DÜŞÜNEREK, tedbir alarak, çözümler üretmeye çalışarak, “şartlar-imkânlar” mukayesesini yaparak yaşamak zorundayız… Düz adımlarla aşamadığımızı akılla aşarız. (Ahmet Selim/ZAMAN)

***

Büyük çaptaki olaylarda, özü kaçırdığımız zaman; teferruat bilgileri, aydınlığı değil karanlığı artırır. (Ahmet Selim/ZAMAN)

***

HOŞ GÖRMEK bir hali onaylamak değil, o hali değiştirme imkânlarını canlı tutmaya çalışmaktır. (Ahmet Selim/ZAMAN)

***

“Ahlak” telaffuz edilmiyor artık. … İnanmak, sevmek, öğrenmek, düşünmek, sorumluluk duymak, görev şuuruna sahip olmak, saygı göstermek, düşünce üretmek, samimi-dengeli-itidalli-vefalı olmak, fedakârlıkta bulunmak, metodlu çalışmak, yardımlaşmak, gündemimizden çıktı bizim. (Ahmet Selim/ZAMAN)

***

YARA almadan DARBE almadan hiçbir MÜCADELE kazanılmaz. (Ahmet Selim/ZAMAN)

Bu yazı 48 kez okundu