142-) Değişmeyen Mahiyetler Değişen Şekil ve Cisimler (Hudus Delili)

Kâinat, değişkendir; o ve ondaki her şey, değişmektedir. Her değişen, sonradan olmadır. Her sonradan olan şeyin bir icat edeni, meydana getireni, dolayısıyla bu kâinatın ezelî bir mûcidi vardır. (Sözler, “30. Pencere”)

Bu, Kelâm ilminde Cenab-ı Allah’ın varlığını ispat için kullanılan hudûs delilidir. Açıkça görüyoruz ki, kâinatta sürekli bir hareketlilik vardır ve her şey, değişim ve yenileşme içindedir. Dünyanın, ayın, güneşin, gezegenlerin ve sistemlerin sürekli hareketleri, günlerin, haftaların, ayların, mevsimlerin gelip geçmesi, varlıkların belli bir sürecin sonucunda ortaya çıkması, büyüyüp yaşlanması ve sonra hayata veda etmesi; kayaların toprak olması, suların donması, buz haline gelmesi, buharlaşması, buzların eriyip yağmura dönüşmesi; tohumların, çekirdeklerin patlayıp çimlenmesi, bitki ve ağaç haline gelmesi, kuruması; ağaçların yaprak ve çiçek açması, meyve vermesi, sonra yine âdeta ölüm noktasında kuruyup ilkbaharla birlikte yeniden dirilmesi… kısaca, kâinat ve ondaki her şey, sürekli hareket, değişme ve yenileşme içindedir.

Değişen, doğan, büyüyen, yıpranan, çöken, ölen, kuruyan bir şey, maddîdir, mürekkep, yani parçalardan müteşekkildir, dolayısıyla zaman ve mekâna bağlı olarak sonradan olmadır; kadim veya ezelî, yani zaman ve mekân ötesi değildir ve olamaz. Üzerinden zaman geçen ve mekâna ait olan hiçbir şey kadim veya ezelî olamaz; ebedî olmayan hiçbir şey, ezelî de olamaz. Bir parçası bile ebedî olmayan bir şey, asla ezelî olamaz. Dolayısıyla madde ve kâinat, ebedî olamadığı gibi, ezelî de değildir. Madde ve kâinat baştanbaşa sonradan olma ise o, zaman ve mekânla sınırlı bulunmayan, dolayısıyla sonradan olmuş ve kendi cinsinden olmayan, varlığı ezelî, ebedî ve Kendi’nden birine muhtaçtır ki, bu da, Cenab-ı Allah’tır.

DEĞİŞMEYEN MAHİYETLER, DEĞİŞEN ŞEKİL VE CİSİMLER

Hudûs delilinin bir önemli boyutu da şudur: Kâinatta sürekli değişim ve yenilenme vardır, fakat bu değişim ve yenilenme, manevî, gayr-ı maddî değişmez esaslar, değişmez özler–mahiyetler ve “kanunlar” üzerinde olmaktadır. Meselâ, her gün yeni bir gündür ve diğer günlerden farklıdır; fakat gün oluşun asıl mahiyeti ve özü itibariyle diğer günler gibi bir gündür. Her yıl ağaçlarda başka yaprak ve başka çiçekler açar ve başka meyveler biter; fakat her yıl biten bütün yapraklar, çiçekler ve meyveler, yaprak, çiçek ve meyve olmanın aslî hususiyetleri, yani mahiyetleri itibariyle birbirinden farksızdır.

İnsan, vücudu itibariyle yenilenir; vücudumuzda günde milyarlarca hücre ölür, vücuttan atılır, yerlerini yenileri alır. Ama bütün bunlar her bir insanın onu o yapan aslî özü ve mahiyeti etrafında olduğu için her bir insan, kendisi olarak hayatına devam eder. İşte, varlığın ve hadiselerin aslını, özünü teşkil eden mahiyetler devamlıdır ve kalıcıdır. Bu da, varlıkta manânın, gayr-ı maddî mahiyetin esas olup, maddenin buna hizmet ettiğini, Cenab-ı Allah’ın asla maddî ve maddî özellikte olmadığını gösterir. Ayrıca bize, değişimin ve değişmenin belli değişmez kaidelere, kanunlara, değerlere, mahiyetlere bağlı olarak sürdüğünü ve sosyal hayatta bunlara bağlı olarak sürdürülmesi gerektiğini öğretir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 9 kez okundu