Yâsîn sûresinde Yer Alan Konular:
Yâsîn sûresinde İslâm akaidinin üç temel konusu (tevhid, nübüvvet ve âhiret) tabiatın mükemmel kuruluşundan ve işleyişinden delillerle anlatılır. Bu arada geçmiş kavimlerden ibret alınacak örnekler verilir. Sûre dört bölümden oluşur ve birinci bölümünde ana konu Hz. Peygamber’in nübüvveti ve Kur’an’ın vahiy ürünü olduğunun ispatıdır. (1-12.ayet) Sûrenin ikinci bölümü, Hak dinin tebliğcilerine gönderildikleri bir yerleşim yerinin halkının hikâyesini anlatır. (13-32.ayet) Sûrenin üçüncü bölümünde, insanların yaşadığı yeryüzünün besleyici özelliklerine, gece ve gündüz, güneş ve ay arasındaki düzen ve âhenk, yeryüzündeki bitkiler ve canlılar, insanlar ve bunların bilmediği diğer canlıların tozlaşma ve döllenme süreçlerine, gemilerin denizde batmamasına değinilerek Allah’ın birliği ve yüceliğine dikkat çekilir. (33-47.ayet) Yâsîn sûresinin dördüncü bölümü âhiretin varlığı ve âhiret âleminin tasvirine yöneliktir. (48-83.ayet)
***
Yâsîn Sûresinin Fazîletine dair
“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’ân’ın kalbi de Yâsîn’dir. Kim Yâsîn’i okursa Allah onun okumasına, Kur’ân’ı on kere okumuş gibi sevap yazar”. [Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 7; Dârîmî, Fedâilü’l-Kur’ân, 21. Rivayet sened itibariyle zayıf olmakla beraber fezâil babında amel edilebilir (bkz. Acluni, Keşfu’l-Hafâ, I, 269).] Bu vb hadislerin faziletleri için Bediüzzaman, Sözler, 24. söz, 3. dal, 9. asıl okunmalı..)
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Her şeyin bir kalbi vardır. Kur’ân’ın kalbi de Yâsîn’dir. Ümmetimden her bir insanın kalbinde Yâsîn sûresinin olmasını isterdim!” (Bezzâr; İbn Kesîr) buyurmuştur.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Yâsîn, Kur’ân’ın kalbidir. Allah’ı ve âhiret gününü arzu ederek Yâsîn okuyan kimsenin geçmiş günâhı affedilir. O’nu ölülerinize okuyunuz” buyurmuştur. (Ebû Davud, Cenâiz, 20; İbn Mâce,Cenâiz, 4; Ahmed İbn Hanbel, Müsned V,26; Nesâî, Amelü’l-yevm ve’l-leyl, s. 308; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, III, 383.) “Yâsîn Sûresini ölülerinize okuyunuz.” hadisinin manasında İslâm âlimleri ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, bu hadiste; “ölmek üzere olan kimseler” kastedilmiştir derlerken, diğerleri de, “ölüler” olduğunu söylemişlerdir. (İbn Hıbbân, Sahîh, VII, 269-271)
“Herhangi bir kimse gece Yâsîn sûresini, Allah’ın rızâsını kazanma düşüncesiyle okursa, o kimsenin o geceki günahları affedilir.” (Dârimî, 2, 456; Kurtûbî.) Diğer bir rivâyette: “Herhangi bir kimse gece-gündüz Yâsîn sûresini, Allah’ın rızâsını kazanma düşüncesiyle okursa, o kimsenin günahları affedilir.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 97. Taberânî’nin el-Mu’cemu’s-Sağîr ve el-Mu’cemu’l-Evsat’ta Ebû Hüreyre’den rivayet ettiği bu hadis üzerine el-Heysemî şöyle der: “Hadisin senedinde Ağleb b. Temîm vardır. O zayıf bir ravidir.”)
“Cuma gecesi kim Yâsîn sûresini okursa, günahları affedilmiş olarak sabahlar.” (Kurtûbî)
“Yüce Allah, dünyayı ve gökleri yaratmadan bin sene önce Tâhâ ve Yâsîn sûrelerini okudu. Melekler okunan Kur’ân’ı işitince: ‘Kendilerine bu kitabın indirileceği ümmete, O’nu ezberleyecek sînelere ve O’nu okuyacak dillere müjdeler olsun.’ dediler.” (Dârimî, 2,456)
“Cennet ehlinden Kur’ân kaldırılacak, onlar Tâhâ ve Yâsîn sûreleri hariç başka bir şey okumayacaklar.” (Kurtubi, Tefsir., XV, 2; el-Cemel ale’l-Celâleyn.)
“Ölen/ölmek üzere olan birisinin yanında Yâsîn okunursa, Allah onun halini hafifletir” (Şevkânî, Neylü’l-evtâr, IV, 52. Meşâyihin tatbikatı için bkz. İbn Kesîr, Tefsir, III, 564)
“Her kim anasının-babasının veya bunlardan birinin kabrini her cuma ziyaret eder de yanlarında Yâsîn okursa, her harfinin sayısınca ona mağfiret edilir”. (ez-Zebîdî, İthâfü’s-Sâde, Beyrut ts., I,393)
***
Yâsîn Sûresinin Fazîletine dair
İslâm âlimlerine göre güç işler karşısında Yâsîn okununca Allah güçlüğü kolaylaştırır. Can çekişen kimsenin yanında Yâsîn okumak, onun üstüne rahmet ve bereket inmesine ve kolay can vermesine sebep olur. (İbn Kesîr , Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm)
“Kim sabahladığında Yâsîn sûresini okursa, akşama kadar kendisine işlerin kolaylığı verilir. Kim de akşamladığında gecenin başında Yâsîn sûresini okursa, sabaha kadar kendisine işlerin kolaylığı verilir.” (Dârimî, 2,457; Kurtûbî. Bu söz, Dârimî’de İbn Abbâs’ın mevkuf haberi olarak geçer. Ancak Kurtubî’de (bkz. Kurtubi, Tefsir., XV, 2) merfûan zikredir)
“Yahyâ b. Ebî Kesîr şöyle demiştir: Bana ulaşan habere göre; “Kim gece Yâsîn sûresini okursa, sabaha kadar sevinç içinde olur. Kim de sabah Yâsîn sûresini okursa, akşama kadar huzur içinde olur.” Bu haberi bana, bu söylediğimi tecrübe eden birisi, haber verdi. Bunu Sa’lebî ve İbn Atiyye zikretti. İbn Atiyye, “tecrübe bunu doğrulamaktadır.” demiştir. (Kurtûbî)
(Yasin Sûresi (Işık yay) adlı eserden özetlenmiştir)
***
Yâsîn Sûresi, kirlenen ruhlara ve canlara, temizlenmiş kanla sürekli olarak hayat bahşeden, çarpıp duran manevî bir kalp durumundadır. [Kur’ân-ı Hakim ve Açıklamalı Meali: Suat Yıldırım]
***
Mânevî tevatüre yakın bir şöhretle ve ekser ehl-i tefsirin
اِنَّا جَعَلْنَا ف۪ى اَعْنَاقِهِمْ اَغْلَالًا فَهِىَ اِلَى الْاَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ ٭ وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَاَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
(Yâsin Sûresi 8-9) ayetinin sebeb-i nüzulü ve ehl-i tefsir allâmeleri ve ehl-i hadîs imamları haber veriyorlar ki: “Ebu Cehil yemin etmiş ki, “Ben secdede Muhammed’i görsem, bu taşla onu vuracağım.” Büyük bir taş alıp gitmiş. Secdede gördüğü vakit kaldırıp vurmakta iken, elleri yukarıda kalmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazı bitirdikten sonra kalkmış; Ebu Cehil’in eli çözülmüş. O ise, ya Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın müsaadesiyle, veyahut ihtiyaç kalmadığından çözülmüş.” “Hem yine Ebu Cehil kabilesinden, bir tarikte Velid ibni Muğire, yine Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı vurmak için büyük bir taşı alıp, secdede iken vurmaya gitmiş, gözü kapanmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı Mescid-i Harâmda görmedi, geldi. Onu gönderenleri de görmüyordu; yalnız seslerini işitiyordu. Tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazdan çıktı; ihtiyaç kalmadığından onun gözü de açıldı.” (Mektubat, On Dokuzuncu Mektub/15. İşaret/3. Şube)
***
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), hicret etmek üzere evinden çıkarken bir avuç toprak alarak, kendisini öldürmek için evini kuşatan müşriklerin başlarına saçmış ve Yâsîn Sûresinin ilk dokuz âyetini okumuştur. Bunun sonucu olarak Yüce Allah onların görmelerini engellemiş ve böylece Peygamber Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) görememişlerdir. (İbn Kesîr; Kurtubi, İsrâ 45’nci âyetin tefsiri; İbn Hişâm, Sîre, II,127.) Bu hâdiseden hareketle birçok İslâm âlimi, darda sıkıntıda kalınca bu âyetleri okumuş ve kurtulmuşlardır. (Kurtubi, İsrâ 45’nci âyetin) tefsiri.
***
Hocaefendi, ölüye telkin yapılıp-yapılmayacağı hakkında kendisine sorulan bir soruya cevap verirken, ölüye Yâsîn okunması hakkında şöyle der: “Allah Resulüne isnad edilen telkine dâir zayıf rivayetler var (Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/249; es-San’ânî, Sübülü’s-selâm 2/113; eş-Şevkânî, Neylü’l-evtâr 4/138.); Allah dilerse fayda verir. Ama, esas olan, insanın ölünce teklif dâiresinin dışına çıkmış olmasıdır. Onun için bu telkin, daha dünyada iken ve rûhunu teslim etmeden evvel yapılmalıdır. Zira, son söz ve mülâhazaların tevhitle alâkası çok mühimdir. Mezarlarda yapılan telkinin Kitap ve Sünnet’teki yeri itibariyle çok tatmin edici değildir. Yâsîn-i Şerif’in de ölüm anında okunması lazımdır ki; sekerattaki insan onun mânâ ve muhtevasıyla dolsun-taşsın, merciin ve meadın Allah olduğunu bilsin, tefekkür ve tezekkür kapıları ona açılsın. Bununla beraber, ölünün ardından okunmasında ve sevabının bağışlanmasında da bir beis olmasa gerek.” [Fasıldan Fasıla-2, Nil yay., İzmir 1995, 2. baskı,301]
***
Kırkbir Yasin
(Süleyman Efendi, Mustafa Çavuş ve Bekir Bey’in bir fıkrasıdır. Isparta’daki kardeşlerimizin fıkrasındaki dâvâyı isbat eden kuvvetli iki delili gösteriyor.) Refet Bey ve Hüsrev gibi kardeşlerimizin harika bir surette yağan umumî yağmur içinde Risale-i Nur bereketine hususiyetle baktığına, bizim de kanaatimiz geliyor. Çünkü gözümüzle yağmur hâdisesini, hususî bir şekilde hizmet-i Kur’ân ve Risale-i Nur’a baktığını iki suretle gördük.
Birinci suret: Risale-i Nur’un vasıta-yı neşri olan Üstadımızın camii, Barla’da seddedildi. Risale-i Nur’u yazacak hariçteki talebelerinin yanına gelmeleri men edildiği hengâmda kuraklık başladı. Yağmura ihtiyac-ı şedit oldu. Sonra yağmur başladı, her tarafta yağdı. Yalnız Karaca Ahmed Sultan’dan itibaren, bir daire içinde kalan Barla mıntıkasına yağmur gelmedi. Üstadımız bundan pek müteessir olarak dua ediyordu. Sonra dedi ki: “Kur’ân’ın hizmetine sed çekildi, bu köydeki mescidimiz kapandı. Bunda bir eser-i itab var ki yağmur gelmiyor. Öyleyse, madem Kur’ân’ın itabı var. Yâsin sûresi’ni şefaatçi yapıp Kur’ân’ın feyzini ve bereketini isteyeceğiz.” Üstadımız Muhacir Hâfız Ahmed Efendiye dedi ki: “Sen kırk bir Yâsin-i Şerif oku.” Muhacir Hâfız Ahmed Efendi bir kamışa okudu. O kamışı suya koydular. Daha yağmur alâmeti görünmezken, ikindi namazı vaktinde, Üstadımız, daima itimat ettiği bir hâtırasına binaen Muhacir Hâfız Ahmed Efendiye söyledi ki: “Yâsin’ler tılsımı açtı; yağmur gelecek.” Aynı gecede, evvelce yağmadığı Barla dairesi içine öyle yağdı ki Üstadımızın odasının altındaki Çoban Ahmed’in bahçesindeki duvar yağmurdan yıkıldı. Hâlbuki Karaca Ahmed Sultan’ın arkasında ve deniz kenarında balık avlamakla meşgul Şem’î ile arkadaşları bir damla yağmur görmediler. İşte bu hâdise katiyen delalet ediyor ki, o yağmur, hizmet-i Kur’ân’la münasebettardır. O rahmet-i âmme içinde bir hususiyet var ki Sûre-i Yâsin anahtar ve şefaatçi oldu ve yağmur kâfi miktarda yağdı.
İkinci suret: Kuraklık zamanında, yirmi otuz gün içinde yağmur Barla’ya yağmamışken, Yokuşbaşı Çeşmesi yapıldığı bir zamanda menbaına yakın Üstadımız ve biz (yani, Süleyman, Mustafa Çavuş, Ahmed Çavuş, Abbas Mehmed ve sair kardeşlerimiz) beraber cemaatle namaz kıldık. Tesbihattan sonra dua için elimizi kaldırdık, Üstadımız yağmur duası etti. Kur’ân’ı şefaatçi yaptı. Birden, o güneş altında, her birimizin ellerine yedi-sekiz damla yağmur düştü. Elimizi indirdik, yağmur kesildi. Cümlemiz bu hâle hayret ettik. O vakte kadar yirmi otuz gündür yağmur gelmemişti. Yalnız o yağmur duası ânında, dua eden her ele yedi-sekiz damla düşmesi gösterdi ki bunda bir sır var. Üstadımız dedi ki: “Bu bir işaret-i ilâhiyedir. Cenâb-ı Hak mânen diyor ki: Ben duayı kabul ediyorum, fakat şimdi yağmur vermiyorum.” Demek sonra Sûre-i Yâsin şefaat edecek. Nitekim öyle olmuştur.
Elhâsıl: Isparta’daki kardeşlerimizin umumî rahmet içindeki Risale-i Nur’un bereketine dair dâvâ ettikleri hususiyeti, bu iki kuvvetli delille tasdik ediyoruz. Şem’î, Mustafa Çavuş, Bekir Bey, Muhacir Hâfız Ahmed, Süleyman (rahmetullâhi aleyhim ecmaîn)
Kaynak: Barla Lahikası Sikke-i Tasdik-i Gaybî
***
Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri çok rahatsız, baygın olduğu bir ânında mânevî âlemde birisinin kendisini düşmanlardan koruduğunu, sonra da “Ben Yâsîn sûresiyim.” dediğini, kendisine gelince de başında Yâsîn sûresinin okunduğunu söylüyor. Böylece her sûrenin bir şahs-ı mânevîsi bulunduğu iddia ediliyor. [..]
Muhyiddin İbn Arabî gibi daima Rabbin azametini, mehâbetini üstünde hisseden ve her zaman kesret cehennemlerinin dehşetini ruhunda duyan, vahdet cennetlerinin büyüleyici güzellikleri karşısında mest ü mahmur dolaşan birisinin, haktan, hakikatten ayrılıp hilâf-ı vâki beyanlarda bulunması muhaldir. […] Evet Her hakikate, her şe’ne, her zikre, her fikre müekkel bir melek vardır; bizim evrâd u ezkârımızı, Cenâb-ı Hakk’a intikal ettirmek için o işe nezaret eder. Yâsîn-i Şerif’i intikal ettirmede de öyle vazifeli bir melek vardır ve o, Yâsîn’in muhtevasına göre bir şekildedir. Âdeta Yâsîn o meleğin şemâilini çizmektedir. [..] Yâsîn’i temsil eden melek, Yâsîn’in misalî hakikatine uygun temessül eder. [..] sûrelerin temessül edip, çok lüzumlu bir anda bize yâr-ı vefadâr olması mümkün olabileceği gibi, aynı zamanda o sûreye nezaret eden meleğin görünmesi de mümkündür. [..] Bazı Müslümanların devamlı olarak okudukları evrâd da böyle temessül edebilir. Veya o evrâd, bir melek tarafından Cenâb-ı Hakk’a takdim edilirken, o melek ona nezaret eder. Sanki o melek, okunan evrâdı temsil ediyor gibi olur. Hazreti Muhyiddin gibi kimselerin gözüne görünen de işte odur. Sahabe-i kiram ve daha başkalarına da, Kur’ân-ı Kerim okudukları zaman böyle sekîne inmiş ve onlara görünmüştü…
Hitâm-ı misk olsun, Üseyd İbn Hudayr’la alâkalı bir husus: Efendimiz’e geliyor, telaş ve heyecan içinde: “Yâ Resûlallah! Akşam Kur’ân-ı Kerim okuyordum. Yanımda da atım vardı. Çocuk da ata yakın bir yerde duruyordu: Birdenbire at kişnedi, coştu, şahlandı. Çocuğu çiğneyecek diye Kur’ân-ı Kerim’i kestim. Ben Kur’ân’ı kesince de at durdu. Ben okumaya başlayınca, sanki bir şeyler görüyor gibi o da serkeşleşiyordu. Ben Kur’ân’ı bırakınca yine duruyordu. Sonra başımı kaldırdım baktım. Bizi bir bulut sarmıştı. Ben Kur’ân okudukça o yaklaşıyordu. Ben Kur’ân’ı kesince de o bizden uzaklaşıyordu.” dedi. Efendimiz buyurdular ki: “Şayet sabaha kadar Kur’ân okusaydın, o da sizi sarmaya devam edecekti. O, sekîneydi.” (Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 15; Müslim, müsâfirûn 257; Ebû Dâvûd, melâhim 14; Tirmizî, fiten 59; İbn Mâce, fiten 33) [Asrın Getirdiği Tereddütler-4]
***
Kadı Beyzavî, tefsirinin birinci cildini yazdıktan sonra rahatsızlanmış ve etrafındakiler de onu öldü sanmışlar. Techiz ve tekfini yapıldıktan sonra mezara gömmüşler. Gece olunca Kadı uyanmış ve bağırmaya başlamış. Yanı başındaki mezardan birisi, Ne bağırıyorsun? Bu gece yarısı seni kim duyar ki? demiş. Kadı da, Sen gece olduğunu nereden biliyorsun? diye sormuş Adam, Ben geceleri Yasin, gündüzleri Tebareke okurdum. Onların nuru sayesinde biliyorum cevabını vermiş. Sonra gündüz olunca Şimdi bağır demiş. Mezarlıktan geçenler sesini duyunca gelip Kadı’yı çıkarmışlar. Bu cereyan etmiş olsa da olmasa da bir menkıbe. Ve bu menkıbenin devamında şu var: Bundan dolayıdır ki, Kadı’nın tefsirinin ikinci cildinin daha ruhanî olduğu söylenir. [Fasıldan Fasıla-1]
***
Rüyâda Yâsin Sûresi Okumak:
Rüyada Yâsin Sûresi’ni veya ondan bir parçayı okuduğunu veya üzerine okunduğunu görmek, temiz kalbe, sağlam imana, şüphe ve tehlikelerden uzak durmaya, çok sevap işlemeye ve kıyamet günü Allah’ın Resûlü ve onun Ehl-i Beyt’i ile beraber bulunmaya işârettir.
Rüyada Yâsin Sûresi’ni veya ondan bazı âyetleri okuduğunu veya üzerine okunduğunu gören kimseyi Allah Teâlâ, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve onun Âli ve ehl-i Beyti ile kıyamet gününde haşreder.
Rüyada Yâsin Sûresi’ni veya ondan bazı âyetleri okuduğunu veya üzerine okunduğunu gören kimse, dünya nîmetlerinden birine kavuşur ve o nîmetle halk arasında rağbet görür ve sevilir. [Rüya Tabirleri Hazırlayanlar: Yusuf BUDAK-Ali BELBAĞI]