İbadet iki kısımdır; bir kısmı müsbet, diğeri menfi… Müsbet kısmı bellidir. Menfi kısmı ise, hastalıklara, musibetlere sabredip, Rabbini düşünmek ve ona iltica etmekle olur. Eğer, insan sabreder, musibetin mükafatını düşünüp şükrederse her bir saati bir günlük ibadet hükmüne geçebilir. Hatta Muhacir Hafız Ahmed ismindeki bir âhiret kardeşimin hastalığını çok merak etmiştim. Kalbime: “Onu tebrik et. Her dakikası bir günlük ibadet hükmüne geçiyor.” diye ihtar edildi. Zaten o zât sabır içinde şükrediyordu. (2. Lem’a, 2. Nükte, 2. Vecih).
***
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını, bu fırkalardan yalnız birisinin kurtuluşa ereceğini ifade buyurdukları hadis-i şeriflerinde, o kurtuluşa eren fırkanın özelliklerinden bahsederken; kavgaya, çekişmeye girmemeyi, müminleri küfürle itham etmemeyi işaret buyurması ve “Onlar benim yolum üzerinde olanlar, ashabım, Allah’ın dini üzerinde cidal ve münakaşaya girmeyenler ve herhangi bir günah sebebiyle tevhid ehlinden birini tekfir etmeyenlerdir.” (et-Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr 8/152; İbn Hibbân, el-Mecrûhîn 2/226.) demesi çok manidardır. Öyle ise günümüzün mürşidi, sulhu, sükutu, mürüvveti tercih ederken de, talebelerini nizadan uzak tutarken de, ehl-i imanı sena ile anarken de Efendisi’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) tâbidir ve bahtımıza böyle bir rehberin düşmesi de bizim için ayrı bir rahmettir. Bir ilim meclisinde konuşulurken “وَلاَ تَنَازَعُوا” (“Nizâ etmeyin!” (Enfâl Sûresi, 8/46)) âyeti geçti. Bir ağabeyimiz söze girdi ve: “Hocamız, bu âyetin nasıl anlaşılması gerektiğini, ‘Birisi, –o gün Cuma olduğu hâlde– bugün Perşembe dese, diğeri, hemen Cuma diye mukabele etse, işte bu nizadır.’ misaliyle bize izah etmişti.” dedi. Meselenin bu derinlikte anlaşılmasına o mana ufkundan duyduğum sâir şeyler gibi hayran kaldım. İçimden, “İşte bir medeniyet bu derinliğin üzerine inşa edilir, bizim gibi insanların sığ anlayışları üzerine değil!” dedim. Çünkü zaten muhit hattında her şey zayıflıyordu, onun için temel böyle sağlam ve ulvî olmalıydı. İnsanlar, nizaı böyle anlayamadıkları için haklı olduklarında serzenişler başlıyordu. Demek ki, Cuma günü olduğunu bildiğiniz hâlde karşı tarafa bir hak payı, kendinize bir kusur ve yanılma ihtimali veremiyorsanız, niza illetinden kurtulmanız mümkün değildi. Zaten Üstadımız Hazretleri de, kendisinden fenalık görülen adamı affedecek kapıları ardına kadar açmamış, bir hisse kadere, bir hisse nefis ve şeytana, bir hisse şahsına çıkardıktan sonra, geriye kalan az bir şeyi de önemsememeyi öğretmemiş miydi? (Bkz.: Mektubat, 22. Mektup) Öğrenilen böyle yaşanılmalı, dava adamı nizaa hayat hakkı tanımamalıydı. (Eser: Hizmet Ekseni)
***
Birgün HE ve kader arkadaşları yolculuk esnasında bir camide Cuma namazı için mola verirler. Cami imamı genç ve tecrübesiz biridir. HE’yi de karşısında görünce iyice heyecanlanan imam, diyeceği pek çok şeyi heyecandan ya tam diyemez, ya yarım yamalak ifade eder. Cumadan sonra abiler HE’den önce çıkıp kapı önünde konuşurken imamın bu haline değinirler. HE için, ne kadar bunalmıştır diye üzülürler. HE birşey demeden arabaya binerler. Yolda giderken HE’nin ifadesi aynen şudur: “İmam ne güzel şeylerden bahsetti, çok istifade ettim!” Evet Herkesin inkişafı teveccüh ettiği kadardır. Bazen okuma yazma bilmeyen bir ninenin Allah deyince ağlaması feyz adına çok şey ifade eder! (@tarikosmanoglu X hesabından alınmıştır)
***
İnsanları teselli etmeyi hayatının gayesi haline getirmiş insanlar vardır. Bunlardan biri de Kars’ta medfun olan; Mevlana Hazretleri’nin kendisinden ‘Bilgeler Bilgesi’ diye bahsettiği, Anadolu’nun kapılarını İslam’a açmakta büyük hissesi bulunan Ebu’l Hasan Harakânî Hazretleri’dir. Harakani Hazretlerini tanıyanlar kendisinde iki vasfın öne çıktığını anlatırlar. Bunlardan biri, insanlara yemek yedirme konusundaki bitip tükenmeyen arzu sudur. Hatta dergahının girişinde, “Her kim bu dergaha gelirse ekmeğini veriniz, inancını sormayınız” yazılıdır. Harakani Hazretlerinin göze çarpan diğer hususiyeti de, dertli insanları teselli etme arzudur. Harakini Hazretleri buyurur ki, “Türkistan’dan Şam’a kadar olan sahada bir kardeşimin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır; birinin ayağına çarpan taş, benim ayağımı acıtmıştır. Bir kalpte hüzün varsa, o kalp benim kalbimdir.” (Attar, Tezkiretü’l-Evliyâ) Harakani Hazretlerini tanıyanlar; “Sabahleyin kalkan âlim ilminin, zâhid de zühdünün artmasını ister ve bu doğrultuda planlar yapar. Ebu’l-Hasan ise, hangi kardeşinin kalbine sevinç ve neşe vereceğinin, bugün kimi teselli edeceğinin derdindedir” (Attar, Tezkiretü’l-Evliyâ). dermişlerdir. (Dervişin Teselli Koleksiyonu)
***
Rivayete göre, Süleyman Peygamber devrindeki ordu gece vakti karanlık bir vadiden geçmekte ancak ayaklarına takılan taşlardan zahmet çekmektedirler. Komutan kendilerinden sonra gelecek askerlere eziyet olmasın diye bu taşların toplanmasını emreder. Askerlerin çoğu o zahmetten bir an önce sıyrılıp çıkmayı düşünerek geçip giderler, bazıları da onlardan biraz alıp ceplerine, torbalarına koyarlar. Emre itaat içindeki askerler de elinden geleni yapar ve heybelerini taşla doldururlar. Sabah olup gün aydınlanınca bakarlar ki, taş sandıkları cisimler elmasmış. Bu durumda emre uymayıp hiç taş toplamayanlar pişmanlıkla ah çekip dövünürken emre yeterince uymayıp az miktarda taş toplayanlar ise neden daha çok almadık diye eyvahlar ederler. Yaşamda insanın karşısına çıkan zahmetleri menkıbedeki taşlara musibetleri de menkıbedeki karanlığa benzetecek olursak, zahmet ve meşakkat olarak görünen olayların ahiret hayatında elmas değerinde oldukları ortaya çıkacaktır. Ahirette kalıcı olanın verilmesi maksadıyla, dünyada geçici olanın elinden alınması insan için bir rahmettir. Ahiretten bakıldığında, dünyada hiç sıkıntı çekmemiş olanlar üzüntü ve pişmanlık yaşarken, dert ve ıstırap yaşayanlarsa karşılaştıkları mükafatları elde edince, dünyada keşke daha çok çekseydik, diyeceklerdir. (Dervişin Teselli Koleksiyonu)
***
Bir değnekleri bir de mendilleri eksik yeni meddah tiplerinin. Çıkıyorlar; ekonomi, siyaset, borsa, sinema, eğitim, petrol, dericilik, inşaat, çömlekçilik, tiyatro, denizcilik, kadın, tıp, reklam, enerji, hukuk, edebiyat, aile, moda, müzik, güvenlik, aklınıza ne gelirse; kendi ekran nöbeti sırasında her konuyu konuşuyor, soruyor, yorumluyor, HATTA UZMANIYLA tartışıyor. (Ahmet Selim:ZAMAN)
***
Kalbi tekleyen kişiye makyaj yapmak onunla alay etmektir.
***
Daha geniş açıdan daha derin düşünmeye çalışmalıyız. Hiçbir şey tesadüf değil. Bazı olumsuz görünen gelişmeler bile olumlu dönüşümlerin dolaylı sebepleri olabilir. (Ahmet Selim:ZAMAN)
***
Önce “insan” olmak, insanı da insan bilmek lazım. İnsanlığını kaybetmiş biri, başkalarının insan olduğunu tabii ki dikkate alamaz. Kendinde kaybettiğini başkasında mı görüp bulacak? Başkalarının insan olduğunu düşünebilmesi için kişinin önce kendi insanlığının bilincinde olmalı. (Ahmet Selim:ZAMAN)
***
Hüzün kötü bir şey değil. Sevince neşeye de engel değil. İtidalin sigortalarından biridir hüzün. Hüznü sevmek, bir yönüyle düşündürmeyi sevmektir, bir yönüyle de hayatın ve hakikatin bütünlüğünü yansıtan zenginliklerden nasip almaktır. Tevekkül, hüznü dengeler. (Ahmet Selim:ZAMAN)
***
•Muminin hak yolunda olduğunu gösteren mühim işaret o yolda preslenmesidir. Rehavet içinde, ümmetteki 72 fırkadan hak olan biziz demek değil! •Kim ne için zulme razı olmuşsa ondan imtihan yaşayacak. Makam diyen tasfiye, şan diyen rezil, dava diyen davasız ve para diyen fakir olacak! (@tarikosmanoglu X hesabından alınmıştır)