157-) Bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi yapmak, yani bir şeyi çok muhtelif eşyaya çevirmek ve birçok muhtelif eşyayı da birtek şey yapmak, Ezel ve Ebed Sultanı’na ait bir hususiyettir, O’nun taklit edilemez mührü veya tuğrasıdır.

Bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi yapmak, yani bir şeyi çok muhtelif eşyaya çevirmek ve birçok muhtelif eşyayı da birtek şey yapmak, Ezel ve Ebed Sultanı’na ait bir hususiyettir, O’nun taklit edilemez mührü veya tuğrasıdır. (Sözler, “10. Söz, 12 Hakikat, 1. İşaret”; Barla Lâhikası)

Cenab-ı Allah’ı varlığı ve Birliği’yle en iyi tanıtan eser ve hususiyetlerden biri de, O’nun bir şeyden, bir maddeden her şeyi, her şeyden bir maddeyi veya cismi yapması, her şeyi her bir şeyin, her biri şeyi her şeyin hizmetinde kullanmasıdır. Cenab-ı Allah (c.c.), bütün bitki ve ağaçları dünyanın her tarafında ortak özelliklere sahip topraktan yaratır. Bütün canlıların ilk aslî kaynağı su veya su benzeri bir sıvı olduğu gibi, kışın kuruyan ve âdeta ölen yeryüzünün canlanıp sayısız canlıya menşe’ olmasına, kurumuş ağaçların hayat bulmasına sebep, yine her tarafta aynı özelliğe sahip olan yağmur suyudur. Öte yandan, canlıların pek çoğu, yine su veya sıvı niteliğindeki menîden yaratılır. Bunun gibi, Cenab-ı Allah bu şekilde bir şeyden her şeye vücut verirken, alınan onca gıdadan, yemeklerden ve sudan herkeste aynı özellikteki deriyi dokur. Yeryüzündeki varlıklar, maddî açıdan temelde gidip karbon, azot, hidrojen ve oksijen gibi elementlere dayanmaktadır.

HER ŞEY, HER BİR ŞEYİN EMRİNDE; HER BİR ŞEY, HER ŞEYİN HİZMETİNDEDİR

Hayvanî, özellikle insanî mahiyet, kâinatın küçük bir misalidir; yani Cenab-ı Allah (c.c.), bütün bir kâinatı bir insanda dürer, bir insanda özetler; kâinatta ne varsa hepsini bir insan ferdine yerleştirir. Kudret’in bir kelimesini, meselâ bal arısını varlıkların çoğunun fihristi yapar; bütün ağaçları çekirdeklerine, kocaman bir incir ağacını küçücük çekirdeğine sığdırır ve küçücük çekirdeklerden ulu ağaçlar meydana getirir. İnsanın beyninde mercimek tanesi kadar yer tutan hafızaya bir kütüphaneyi sığdırdığı gibi, insanın el büyüklüğündeki kalbini bütün Sıfat ve İsim tecellilerinin aynası yapar. Ayrıca, toprağa düşen bir tohum veya çekirdeğin hizmetine hava, su ve toprak unsurlarını verdiği gibi, güneşi de, kendi etrafında ve güneşin etrafındaki hareketleriyle yerküreyi de o tohumun hizmetinde kullanır. Yani, her şeyi her bir şeyin hizmetine koşturur.

Öte yandan, bir bütündeki her bir zerrenin bütünün tamamıyla münasebeti ve bütünün tamamıyla ilgili vazifeleri vardır. Meselâ, bir bitkinin, hayvanın ve insanın yaratılış sürecinde vücuduna giren her bir zerre, her bir atom, vücudun tamamıyla ve vücuttaki bütün diğer atomlar, moleküller, hücreler ve organlarla tam bir birliktelik, bütünlük, yardımlaşma ve kopmaz münasebetler temelinde tam yerine yerleşir. Ve bu birliktelik, yardımlaşma ve münasebeti vücut hayatta kaldıkça devam ettirir. Vücuda giren ve diyelim ki gözde yerleşmesi gereken zerre, gidip kulakta, kalbde, ayakta yerleşmez. Bu şekilde, hayatta kaldığı sürece canlı bir vücuda giren bütün atomlar, gider tam yerine kurulur ve bulunduğu yerde vücutta hiçbir ârızaya yol açmaz; ârızaya yol açmak şöyle dursun, vücuttaki bütün diğer atomlar, moleküller, hücreler ve organlarla en uygun, en verimli, en kısa yoldan gerçekleşecek ve en küçük israfa ve düzensizliğe yol açmayacak bir münasebet içinde bulunacak tarzda yerini alır. Her bir hava zerresi, her bir çiçeği ve meyveyi ziyaret edebilir; her çiçeğe, her meyveye girip içinde işleyebilir. Bütün eşyanın menşeini oluşturan karbon, azot, hidrojen ve oksijen atom veya molekülleri her bir şeyde ve o şeyin her bir uzvunda birbirleriyle öyle münasebet içinde dizilirler ki, o şeyde ve uzuvda, yukarda arz edildiği gibi, bütünlüğe, mükemmel işlerliğe, düzen ve intizama hizmet ederler.

Yine, tamamen aynı özelliğe sahip bir avuç toprağa yüzlerce bitki veya ağacın tohum veya çekirdeğini koyalım. Bu tohum veya çekirdeklerin hepsinin asılları, mahiyetçe birbirinin aynı, nitelikçe birbirinden farklı oksijen, hidrojen, karbon ve azot atomlarıdır; her bir tohum veya çekirdek, bu atomların farklı sayıda ve farklı dizilişlerinden meydana getirilmiştir. İşte, bu bir avuç toprakta söz konusu yüzlerce tohum ve çekirdek, hiçbir karışıklığa sebep olmadan hepsi kendi bitki veya ağacı olarak gün yüzüne çıkar.

İNSANI İNSANLIĞINDAN UTANDIRACAK BİR HURAFE

Bütün bu gerçekler, ancak iki şekilde izah edilebilir: Ya, oksijen, hidrojen, karbon ve azot atomları, toprak, hava ve su zerrecikleri, vücuda giren gıda ve hava zerrecikleri, hem kendilerini, hem vazifelerini, hem içinde yerleşip fevkalâde hizmetler gördükleri bedenleri, hem ısısı, ışığı, gökteki ve yerle olan konumu içinde güneşi, kendisi ve güneş etrafındaki hareketleriyle yerküreyi, güneşle yerküre arasındaki münasebetleri, ayrıca, hava, su ve toprak arasındaki işbirliğini bilmekte, bilmekle kalmayın, bu işbirliğini düzenlemekte ve devam ettirmekte; bunun yanısıra, sözü edilen dört aslî atom da, meydana getirdikleri bütün varlıkları mahiyetleri ve görmeleri gereken vazifelerle tanıdıkları gibi, nasıl birleşirlerse hangi varlığı meydana getireceklerinin de eksiksiz ve kusursuz bilgisine sahip bulunmaktadır. Her bir zerre veya atom, bütün insanların bile sahip olamadığı böyle bir bilgiye sahip olmasının yanısıra, bütün bu işleri kusursuz yapacak, onlara fayda ve vazifelerini takacak hikmete ve iradeye, ayrıca, bütün bu işleri hatasız yapacak kudrete de sahiptir.

Tek tek zerreler ve atomlar değilse, o zaman, açıkça gördüğümüz üzere, cansız, şuursuz ve neyi ne için yaptıklarının bile farkında olmayan zerrelerden meydana gelen varlıklarla, onların yine cansız, şuursuz, iradesiz, ilimsiz ve kudretsiz var oluş, hayatta kalış ve ölme “kaide” veya “kanun-ları”ndan ibaret “tabiat,” mutlak ve her şeyi bilen bir ilme, bütün bu kâinatı muhteşem dengesi, intizamı, düzeni ve içindeki her bir varlığın gördüğü vazifelerle birlikte düzenleyen bir hikmete, bütün bunları dileyen mutlak ve küllî bir iradeye ve bütün bu işlere hatasız muvaffak olan bir kudrete sahiptir. Evet, içindeki her bir şey ve her bir hadiseyle birlikte bütün kâinatı, kâinatın düzenini ve işleyişini bu şekilde atomlara veya “tabiat”a verecek, bu en utandırıcı hurafeyi kabûl bir insan çıkar mı derseniz, günümüzde, hattâ birkaç asırdır, Allah’a inanmayan ve “tabiat, tabiat kuvvetleri, kanun, atomlar, atomların hareketleri” gibi kelimelerle tınlayıp duran bilim adamı veya insanı etiketli onbinlerce insanın ve onların milyonlarca kör takipçilerinin iddiası, bundan başka bir şey değildir.

Arzına çalıştığımız kâinat gerçeklerinin ikinci izah tarzı da şudur: Sözü edilen bütün işleri bilen, dileyen ve yapan mutlak hayat, mutlak ilim, mutlak irade, mutlak hikmet, mutlak görme, mutlak işitme ve mutlak kudret sahibi bir Zat vardır. Kısaca, kâinatın tamamındaki birlik, bütünlük, intizam ve düzen, zerrelere varıncaya kadar her bir şeyle ve içinde olup biten her hadiseyle birlikte bütün bir kâinat, varlığı ve Birliği ile Cenab-ı Allah’ı göstermektedir ve O’na ait taklit edilemez mühürler taşımaktadır; hattâ, bu mühürlerden ibarettir.

| Risale-i Nûr’da Küllî Kaideler-1 | Ali Ünal |

Bu yazı 20 kez okundu