23-Sükut Tesellisi

İbrahim Peygamber, Nemrud’un emriyle ateşe atılacağı sırada, Hz. Cebrail, “Ya Rab! Kulun İbrahim sana olan bağlılığından dolayı ateşe atılıyor!” diye inler. Rabbimiz de, “Eğer senden yardım talep ederse ona yardım et!” buyurur. Hz. İbrahim mancınıktan ateşe atıldığında, henüz havadayken, Hz. Cebrail gelip, ”Kurtulmak istiyor musun?” diye sorar. Hz. İbrahim ”Hayır! Yardımına ihtiyacım yok” diye cevap verir. Cebrail, ”Peki seni kurtarması için Allaha yalvarmayacak mısın?” deyince de İbrahim (as), “Rabbimin benim durumumu bilmesi, bir şey söylememe ihtiyaç bırakmamaktadır” diyerek cevap verir (Semarkandi, Razi, İbn Kesir, Taberi, Enbiya 68. ayetin tefsiri).

Bir ayet-i kerimede, “Cenâb-ı Hakk’ın benim halimi bilmesi, benim bir şey istememe ihtiyaç bırakmamıştı” buyrulur (Zümer, 39/38). Arap Şairi Safıyyüddin el-Hilli’nin şu mısraları da bu konuyu ifade sadedindedir, “İçimdeki haceti bilmedesin, sen onu dilimle ifadeden münezzehsin” (Şerhu’l-Kafıyeti’l-bediiyye). Yaşadığımız hali idrak ederken eksiltiriz. Dile getirirken daha da noksanlaştırırız. Kimi ıstıraplar da büyüdükçe dilsizleşir. Halimizi kelimelere ne kadar dökmeye çalışsak da, Rabbimizin hakkımızda bildiği kadarına denk gelmez. Çünkü insan kelimelerle düşünür ve konuşur. Allah’tan bir şey isterken de kelimeler aracılığıyla ister. Kelimeler sınırlıdır. Oysa Allah’ın bizim halimizden haberdar oluşu sınırsızdır. Biz hiçbir şey anlatmadan da Rabbimiz halimize teferruatına kadar vakıftır.

Bilindiği gibi Ebrehe’nin orduları Kabe’ye saldırmaya gelirken Abdulmuttalip Hazretleri, “Ben develerimi alırım, Kabeyi de sahibi düşünür” diyerek ayrılır. Sahibi de Kabe’yi Ebabil kuşlarıyla korur. Kabe nasıl Allah’a aitse; aidiyet bağlamında her bir insan da Allah’a aittir. Sufilerden bazıları “Benden bana ne!” demişlerdir (Abdulkadir Geylani Hz.). Varlığımızın korunması ve bize ait gibi görünen şeylerin muhafazasında “Benden bana ne!” diyerek rahatlamalı; Allah’ın çok iyi korunan ve bakılan mülkleri arasındaki yerimizi hatırlamalıyız. Hz. Mevlana, “Deniz ölüyü üstünde taşır, diriyi boğmak ister. Nefsi sıfatlardan arın ki, hakikat denizi seni üstünde taşısın” (Mesnevi, Cilt 1) derken bu teslimiyeti ve ilahi aidiyetin sırrını anlatıyor gibidir.

Rabbimize ait olduğumuza göre, O kendimizi önemsediğimizden daha fazla önemsemektedir bizi. Faydamıza olanı bizim istediğimizden daha çok murat etmektedir. Akıbetimizi, bizim hesaba kattığımızdan daha fazla hesaba katmaktadır. Sorunlarımız bizden çok Rabbimizi ilgilendirmektedir. Rabbimiz, durumumuzu bizden daha iyi bilmekte, içerisinde olduğumuz kederli psikolojiyi ve başımızda dönüp duran tehlikeleri bizden çok daha iyi görmektedir. Rabbimize ait oluşumuz ve halimizin en detayına kadar ilahi dikkat altında olması, bizim için en ümit verici müjde, içinde bulunduğumuz musibetten kurtulacağımızın da en sahih garantisidir. Hz. İbrahim’in atıldığı ateşin ona serin ve selamet kılındığı gibi içine düşmekte olduğumuz musibet ateşi de bizi serinleten ve feraha kavuşturan bir nimete dönüşebilir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 25 kez okundu