Hikmetli Kıssalar-15

□Sen doğru ol, eğri bulur belasını.

□Senin Mazretin Kabul Olacak mı?

□Bağdat Ne Kadar Çeker?

□Ahirzaman Ümmetinin Namazı!

□Sermayesi Tükenen Buz Satıcısı

***

SEN DOĞRU OL, EĞRİ BULUR BELASINI

Bir padişah varmış. Bir akıllı dervişi kendisine fikir hocası olarak tutmuş. Her gün belli saatlerde yanına alır, konuşurmuş. Derviş de her konuşma sonunda: “Padişahım sen doğru ol, eğri bulur belasını” dermiş. Padişah da dervişe her gün bir altın verirmiş. Derviş de evine giderken, saray çıkışında bekleyen dilenci bir köre o altını verirmiş. Uzun süre bu böyle devam etmiş.

MİZACI ve ZİHNİYETİ BOZUK olan kör dilenci , bu altını bu dervişten alacağıma, dervişi kovdurur padişahın kendisinden alırım, diye düşünmüş. Bir yolunu bulup padişaha çıkmış.

“Efendim” demiş: “Bu derviş seni beğenmiyor, senin aleyhinde bulunuyor, hatta ağzının koktuğunu söylüyor. Bir dahaki konuşmaya ağzı ve burnu kapalı olarak yanınıza gelecek.”

Bunu diyen kör, sonra dervişi bulup ona da şöyle diyor: “Padişah, senin ağzının koktuğunu söylüyor. Yarınki görüşmeye ağzını ve burnunu bağlayarak git.” Her şey Kör’ün planı üzerine gelişiyor. Padişah, görüşme sonucunda, Derviş’e altın yerine, içine idamını emredip yazdığı bir zarf veriyor. “Bunu hazineme götür, ücretini oradan alırsın” diyor. Derviş huzurdan ayrılıyor. Sarayın dışında bekleyen Kör’ün yanına varıyor. Kör, durumu soruyor o da aynen anlatıyor.

Kör: “Her halde pusulada büyük para veya mücevherat verilmesi emrediliyor. Çünkü adam hazineye havale edilmiştir diye düşünüyor. O, mektubun da kendisine verilmesini istiyor. Dünyada gözü olmayan derviş, mektubu hemen veriyor. Kör, hazineye gidiyor, yazıyı veriyor ve başı uçuyor. Ertesi gün padişah, mutat vakitte dervişi huzurunda görünce şaşırıyor. Durumu soruyor. Bunun üzerine her ikisi de olayları anlatıyorlar.

Derviş, o gün ki en son sözünü yine söylüyor:

“Padişahım, sen doğru ol, eğri bulur belasını.”

Kıssa hisse içindir.. Dün Bugün ve Yarın benzer Âkıbeti benzer aktörler yaşayacaktır..

***

SENİN MAZERETİN KABUL OLACAK MI ?

“Kıyamet günü bir KÖLE getirilerek:

‘Seni bana kulluk etmekten alıkoyan neydi?’ diye sorulur. Köle:

 “Beni mübtelâ kıldın, başıma birçok efendi verdin. Onlar da beni sana kulluk etmekten alıkoydular.

“Bu cevap üzerine Yûsuf (as) köle olarak getirilir ve “Senin köleliğin mi daha sıkıntılıydı, yoksa bununki mi?” diye sorulur.

O köle de:

“Hayır, Yûsuf’unki daha sıkıntılıydı.” diye cevap verir.

“Peki, onun köle oluşu bana kulluk etmesine niçin mâni olmadı?” denir.

Daha sonra bir ZENGİN getirilip:

 “Seni bana kulluk etmekten alıkoyan neydi?” diye sorulur.

Zengin cevaben:

 “Bana çok mal verdin.” der ve tâbi tutulduğu imtihanı anlatır.

Bunun üzerine Süleyman (as) getirilerek adama sorulur:

“Sen mi daha zengindin yoksa bu mu?”

ZENGİN:

“Hayır, o daha zengindi.” diye cevap verince; “Peki bu, zenginliği onu bana kulluk etmekten neden alıkoymadı?” denir.

Sonra bir HASTA getirilip:

“Seni bana kulluk etmekten alıkoyan neydi?” diye sorulur.

Hasta:

‘Bana şöyle şöyle belâlar verdin’ der.

Bunun üzerine Eyyûb (as) getirilir ve hastaya:

“Sen mi daha çok zarar görüp belâya uğradın, yoksa bu mu? diye sorulur.

Hasta:

“Hayır, o.” deyince:

 “Peki bu hastalığı onu bana kulluk etmekten neden alıkoymadı?” denir.

Sonra isyan sebebiyle ALLAH’ın RAHMETİNDEN ÜMİT KESEN BİRİ GETİRİLİP:

 “Niçin rahmetimden ümid kestin?” diye sorulur.

Adam:

“Çok isyan ettiğim için” der. Bunun üzerine FİRAVUN getirilerek:

“Sen mi daha isyankârdın, yoksa bu mu?” diye sorulur.

Adam: “Hayır, o.” deyince:

“Ama o her şeyi kuşatan rahmetimden ümid kesmemiş, boğulurken bile lisânıyla kelime-i tevhîdi söylemişti.” denir. (Rûhu’l-Beyan)

***

BAĞDAT NE KADAR ÇEKER?

Adamın birisi Bağdat’a gitmek için yola çıkmış. Uzun zaman yol aldıktan sonra, birisine rastlamış. Adama:

 “Bağdat’a ne kadar zamanda varabilirim?” diye sormuş.

“Bilmiyorum.” cevabını alınca da yoluna devam etmiş.

Bir müddet sonra diğer adam arkasından bağırmaya başlamış:

 “Buraya gel!” Adam da mühim bir mesele var, her hâlde bana bir şeyler söyleyecek diye dönüp gelmiş.

“Buyur, aklına bir şey mi geldi?” demiş.

Adam gayet normal bir şekilde:

 “Bağdat’a buradan iki saatte varırsın.” demiş.

Yolcu: “A mübarek, demin sorunca bunu bana niçin söylemedin de bu kadar yolu boşu boşuna teptirdin?” deyince adam:

 “O zaman senin yürüme hızını bilmiyordum. Ama şimdi yürüyüşüne baktım ve kesin kanaatim geldi ki, sen bu yürüyüşle tam iki saatte Bağdat’a varırsın.

 Yürüyüşünü görmeden doğrusunu söylemem mümkün değildi.” diye cevap vermiş.

Bunları niye anlatılıyor.

Bazıları cin olmadan çarpmaya kalkışıyorlar.

Yani irşad hizmetine hevesleri var.

-Güzel de daha İslâm Tarihi’ni incelememişsin, hiç olmazsa Ömer Nasuhi Bilmen’in İslâm İlmihâli’ni birkaç defa baştan sona düşüne taşına anlayarak mütalaa etmemişsin, Merhum Elmalılı Hamdi Yazırın Hak Dini Kur’ân Dili’ni okumamışsın. Külliyatı baştan sona üç-beş defa okumamışsın, şimdi kalkıyorsun dünyayı irşad etmeye… NEREYE VARACAĞIN YÜRÜYÜŞÜNDEN belli.

İslâmiyet’in temel meselelerini, doğru dürüst okumadan, büyüklerin rahle-i tedrisinden geçmeden bu iş nasıl olacak?

[Safvet Senih’in bir köşe yazından]

***

ÂHİRZAMAN ÜMMETİNİN NAMAZI 

Menkıbeye göre (İmam Gazali’den) Cebrail as Cenab-ı Hakk’ın arşının karşısında

2 rekatlık bir namaz durur. İki rekatlık bu namaz tasavvurların ötesinde bir namazdır ve tabi ki Cebrail’in makamına yakışacak şekildedir. Ahiret senesine göre 4000 yıl sürer.

Namazı bitirdikten sonra Cebrail as Cenab-ı Hakk’a hitaben : ”Rabbim Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim ve Senin şanın yücedir. Sen şu şaşılacak Arş’ın sahibisin! Sana olan övgüm, şu namazım katında makbul müdür?”

”Evet!” yanıtı gelir

”Peki katında bu kıldığım namazdan daha kıymetli bir namaz var mıdır?” diye sorunca Cenab-ı Hakk ‘keyfiyetini yani nasıl oluşunu bilemediğimiz bir şekilde’ Cebrail’e tebessüm eder ve şu yanıtı verir;

”Evet vardır!”

”Dünya hayatında zamanın sonunda (Ahirzamanda) Habibimin sav ümmetinden olan zayıf,aciz kullarım vardır. Zamanın tüm namüsait oluşuna rağmen namaz kılmaya gayret ederler. Namaza devam ederler ama öyle kılarlar ki Ne okuduklarından ne düşündüklerinden ne Kime karşı hitapta bulunduklarından, yöneldiklerinden haberleri vardır! Hatta öyle ki namazı bitirdiklerinde kaç rekat kıldıkları konusunda bile şüpheye düşerler! İşte o kullarımın namazı Senin namazından daha sevimlidir benim için!

Çünkü şeytanla nefisleriyle arzularıyla yaka paça olup benim dergahıma yönelirler. Sen ise hiç biriyle sınanmadan Benim dergahıma geldin!”

[Bu menkıbe ile ilgili https://twitter.com/yalnzlartekkesi/status/1376949560774438916?s=19 hesabının açıklaması..]

***

SERMAYESİ TÜKENEN BUZ SATICISI

Sıcak bir ağustos günü, garibin biri bakar ki, bazıları dağdan buz getirip pazarda satıyor, bu da dağa gider, bütün parasıyla birkaç kalıp buz alır, çuvala sarıp Bağdat’a, pazara getirir. Buz diye bağırır, fakat ne gariptir ki, bundan buz alan çıkmaz. Tabiî zamanla sıcakta buz erimeye başlayınca, (Ne olur buz alın, ben fakirim, sermayem eriyip gidiyor, sermayemi kaybediyorum) diye bağırır. Tam o sırada, Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, bu garibin feryadını duyunca, hemen gidip yanına oturur.

Talebeler telaş içinde, Hiçbir şey soramadan, ne oldu acaba diyerek, onlar da edeple hocalarının yanına otururlar. O garibin, yalvararak bağırmasını dinlerler. Talebeleri, (Efendim bir şey mi oldu, merak ettik) derler. (Dinleyin bakın, bu garip ne diyor?) buyurur. Talebeleri, (“Ne olur buz alın, sermayem eriyip gidiyor” diyor. Bundan bir şey anlamadık) diye sorarlar.

Cüneyd-i Bağdadi hazretleri buyuruyor ki: (Onun sermayesi buz, bizim sermayemiz de ömrümüzdür. O, buzu satarsa, aldığı parayla sermayesini kurtaracak, biz de ömrümüzü değerlendirirsek sermayemizi kurtaracağız. Onun buzu eriyor, boşa gidiyor, bizim de ömrümüz geçiyor, boşa gidiyor. Buz gibi erimeye devam eden ömür, bir gün aniden eriyip bitecek.

Ne mutlu ömrünün her dakikasının kıymetini bilenlere..

Bizlerde, ömrümüzü boşa harcamayalım, kıymetlendirelim, sermayemizi kurtaralım!)

***

Bu yazı 63 kez okundu