Bel’âm bin Bâûra
□Tarihî Kaynaklarda Bel’am İbn Bâûra
□İslâmî Kaynaklarda Bel’am İbn Bâûra
□Bel’am İbn Bâûra hakkında “PIRLANTA” Sözler
***
TARİHÎ KAYNAKLARDA BEL’AM İBN BÂÛRA
- Tevrat’ta ve İslâm kaynaklarında, önceleri iyi bir mümin iken daha sonra Hz. Mûsâ ve kavmi aleyhine hile tertiplediği için cezalandırıldığı rivayet edilen kişi.
Kur’ân-ı Kerîm’de ismi zikredilmeksizin,
“Onlara şu adamın kıssasını anlat:
Ona âyetlerimiz hakkında bilgiler verdik ve o -bunlara önce uyduğu halde- daha sonra bunlardan tamamen sıyrılıp uzaklaştı; şeytan onu peşine taktı ve bu suretle azgınlardan biri haline geldi.
Biz dileseydik o kişiyi âyetlerimizle yüceltirdik; fakat o dünyaya sımsıkı sarıldı, ihtiraslarına uydu.
-Allah’ın âyetleriyle bilgilendirdiği, fakat tabiatının kötülüğü yüzünden bu bilgileri daima dünya menfaatlerine âlet eden- bu adamın durumu, kovsan da kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp durmadan soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte âyetlerimizi yalanlayanların hali budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür, öğüt alırlar” (A‘râf: 175-176)
ifadeleriyle kendisinden söz edilen kişi, müfessirlerin çoğunluğuna göre Bel‘am b. Bâûrâ’dır. Kaynaklarda bu kişi Bel‘am (بلعم), Bel‘âm (بلعام), Bel‘âm b. Bâurâ (بلعام بن باعرا), Bel‘am b. Eber (بلعم بن أبر) Bel‘âm b. Bâûrâ (بلعام بن باعوراء) şeklinde kaydedilir. (Taberî, Kurtubî)
•Tevrat’ta Beor’un oğlu Balaam olarak geçen (Sayılar, 22/5), kâhin (Yeşu, 13/22) ve peygamber (Petrus’un İkinci Mektubu, 2/15) diye takdim edilen Bel‘am’ın kehanetlerine büyük önem verilmektedir (Sayılar, 22/6).
•Bel‘am’ın kıssası Tevrat’ta en az iki ayrı rivayet halinde nakledilir ki bu rivayetler birbirinden farklıdır. (Sayılar, 22-24)
•Elohist denilen rivayete göre o Ârâmî veya Amorî bir kâhindir. Tanrı’ya inanmakta ve O’ndan ilham almaktadır. Moab Kralı Balak’ın İsrâiloğulları’na lânet etmesi hususundaki ısrarlarını ancak Tanrı tarafından müsaade edilince kabul eder. (Sayılar, 22/5-21)
•Yahvist denilen rivayete göre ise o Midyanlı (Medyen) bir kâhin olup (Sayılar, 31/8) Balak’ın davetine Tanrı’nın izni olmaksızın icabet etmiştir. (Sayılar, 22/22-34)
•Tevrat’taki kıssaya göre, Hz. Mûsâ başkanlığındaki İsrâiloğulları’nın çölde Ken‘an diyarına doğru ilerlediklerini gören Moab kralı endişeye kapılır. İsrâiloğulları’na karşı kendilerine yardım etmesi için Bel‘am’ı davet eder. Zira Bel‘am’ın mübarek kıldığı mübarek olmakta, lânetlediği ise lânetlenmektedir (Sayılar, 22/6).
•Bel‘am ise rabden alacağı emre göre hareket edeceğini bildirir; ne var ki bu konuda kendisine müsaade verilmez. Moab kralının ikinci defa ısrarı üzerine yine rabbe danışan Bel‘am’a bir rivayete göre gitme izni verilir (Sayılar, 22/20), diğer bir rivayete göre ise o izin verilmeksizin yola çıkar (Sayılar, 22/22)
•Yolda eşeği melek tarafından durdurulur. Sonra yoluna devam eder ve Balak’a sadece, Allah’ın kendisine söyleteceği şeyleri söyleyebileceğini ifade eder. Söylediği dört meselin hepsinde de kralın beklediğinin aksine, İsrâiloğulları’na lânet edeceğine onları mübarek kılar. (Sayılar, 23/7-10, 18-24; 24/3-9, 15-24)
•Bel‘am, Allah’ın lânet etmediğine lânet edemeyeceğini, rabbin beddua etmediğine bedduada bulunamayacağını, O’ndan emir aldığını, Allah’ın sözlerini işittiğini, yüce olanın bilgisini bilen kişi olduğunu, rabbin sözünden öteye geçemeyeceğini ifade eder (Sayılar, 23/8, 20; 24/4, 12, 16).
•Bununla beraber Kitâb-ı Mukaddes’te Bel‘am’ın İsrâil’e düşman olarak tasvir edildiği de görülür. İsrâiloğulları’nın Midyan kadınlarıyla zina ederek felâkete uğramaları Ruhban metninde Bel‘am’ın bir hilesi olarak gösterilir. (Sayılar, 31/16)
•Balak’a, İsrâiloğulları’nın Moablı kadınlarla zina etmelerini, putlara kesilen kurbanlardan yemelerini sağlamasını, böylece onların günahkâr olup cezalandırılacaklarını öğreten Bel‘am’dır (Vahiy, 2/14).
•Bel‘am ile ilgili kıssada bu hususa yer verilmez, ancak İsrâiloğulları’nın Moablı kızlarla zina ettikleri, onların ilâhlarına eğildikleri ifade edilir (Sayılar, 25/1-3).
•Bel‘am İsrâiloğulları tarafından öldürülmüştür (Sayılar, 31/8; Yeşu, 13/22).
***
“İSLÂMÎ KAYNAKLARDA BEL’AM İBN BÂÛRA“
- İSLÂM KAYNAKLARI GENELLİKLE YUKARIDA MEÂLİ VERİLMİŞ olan A‘râf sûresinin 175 ve 176. âyetlerinde kastedilen kişinin Tevrat’ta da zikredilen Bel‘am b. Bâûrâ olduğunu, söz konusu âyetlerden önce Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları’ndan bahsedilmesinin de bunu gösterdiğini belirtirler.
- Fakat bu kişinin Ümeyye b. Ebü’s-Salt es-Sekafî veya Nu‘mân b. Sayfî er-Râhib olduğuna dair görüşler de vardır (Taberî, Tefsîr, IX, 83; Kurtubî, VII, 320; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 507; Sa‘lebî, s. 182).
•İslâm kaynaklarında Bel‘am b. Bâûrâ ile ilgili farklı rivayetler yer almaktadır. Bu rivayetlerden birine göre Hz. Mûsâ’nın, Kur’ân-ı Kerîm’de “cebbar bir kavim” şeklinde nitelendirilen bir toplulukla savaşmak için hazırlanması üzerine Bel‘am’ın kavmi ona durumu anlatarak Mûsâ’nın etkisiz kılınması için dua etmesini isterler. Ancak Mûsâ’nın peygamberliğine inanan ve iyi bir mü’min olan Bel‘am bu isteği reddeder ve Allah’ın kendisine Mûsâ’ya beddua konusunda izin vermediğini belirterek öteki isteklerini de geri çevirir.
- Ancak kavmi onu hediyelerle kandırıp beddua etmesini sağlarlar.
- Bunun üzerine Allah bu bedduayı onun kavmine çevirir ve Allah tarafından bir ceza olmak üzere Bel‘am’ın dili göğsüne doğru sarkar.
- Artık dünya ve âhiretinin yıkıldığını düşünen Bel‘am, hiç olmazsa kavmini kurtarmak için onlara Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları’na karşı kullanılmak üzere bir hile öğretir. Buna göre bu kavim kadınları süsleyerek Mûsâ’nın sefer halinde olan askerleri arasına gönderecek ve bu kadınlar onları baştan çıkaracaktır.
Gerçekten Şimeonîler’in reisi Zimri, Sur kızı Kozbi ile zina etmiş ve bu yüzden ilâhî bir ceza olmak üzere baş gösteren veba salgınında 70.000 kişi ölmüştür. (İbn Kesîr, Âlûsî)
•Bir başka rivayete göre ise
Bel‘am Hz. Mûsâ’ya beddua edemeyeceğini, çünkü aynı dine mensup olduklarını belirtmiş, çarmıha gerilerek öldürülme tehdidi üzerine ise ism-i a‘zam-ı okuyarak Hz. Mûsâ’nın şehre girmemesi için dua etmiş, duası kabul olunmuş ve böylece İsrâiloğulları çölde kalmışlardır. Bunun üzerine Hz. Mûsâ, Bel‘am’dan ism-i a‘zam ile imanın alınması için dua etmiş ve ilgili âyette belirtildiği gibi Bel‘am’a verilen “âyetler” geri alınmıştır (Âlûsî, IX, 112).
•Bel‘am’ın İsrâiloğulları’ndan, Ken‘ânîler’den veya Yemenli olduğu, ona verilen âyetlerden maksadın ise “ism-i a‘zam”, “suhuf” veya “kitap” olduğu da rivayet edilmiştir. Hatta ona peygamberlik verildiği de söylenir. Ancak İslâm inancına göre kendisine peygamberlik verilen bir kişinin hak dini terketmesi mümkün olmadığından bu rivayete itibar edilmemektedir. (Kurtubî, İbn Kesîr)
- •Söz konusu âyetlerde kıssası anlatılan kişinin Bel‘am b. Bâûrâ olduğuna dair bir işaret yoktur. Burada hak ve hakikati gördükten sonra onu bırakıp şeytanın peşine düşenin kötü durumu ifade edilmektedir.
Mutasavvıflar ise Bel‘am b. Bâûrâ’yı, kibir ve dünyevî arzular sebebiyle sapıklığa düşenlerin bir örneği olarak takdim etmektedirler. (DİA)
***
A’râf sûresindeki âyet-i kerimede kendisinden bahsedildiği rivayet edilen Bel’am İbn Bâura adlı şahsın feci âkıbetini hatırlayabiliriz.
Söz konusu âyet-i kerimede meâlen Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
– “Onlara, kendisine âyetlerimizi verip duyurduğumuz densizin kıssasını da anlat; anlat ki o, sahip olduğu bilgisine rağmen, sıyrılıp (tekvinî veya tenzilî) âyetleri (idrak çerçevesinin) dışına çıktı. Derken şeytan onu kendine uydurup kendine benzetti; o da onun arkasına takıldı ve azgınlardan biri oldu.” (A’râf: 175-177)
- Rivayetlere göre bu kişi, kurb-i ilâhiye giden yollar hakkında malumat sahibiydi ve ism-i a’zamı biliyordu. Fakat işte bu konumdaki bir insan bir yerde devrilip gitmiştir.
- Bundan dolayı Sahib-i Şeriat:
-“Ey bizim kerîm Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz bağışı bol olan vehhab Sensin Sen!” (Âl-i İmrân Sûresi-8)
duasını dilinden hiç düşürmemiştir.
Zira âkıbet endişesi taşımayanların âkıbetinden endişe edilir. Evet, “Ben de kayabilirim!” endişesini taşımayan bir kimse –hafizanallah– her an kayıp gidecek tehlikeli bir zeminde bulunuyor demektir.
- Çünkü görüldüğü üzere Ebû Leheb’in düştüğü yerde Hazreti Hamza, Hazreti Abbas sürpriz bir kurtuluşla sıçrayıp felâha ermişlerdir.
- Baktığımızda aynı aile fertlerinden birisi Efendimiz’in yanında yer alırken diğeri onun karşısında saf tutmuştur.
- O zaman anlıyoruz ki, küfürle iman arasında çok ince, kıl gibi bir mesafe vardır. İnsan âdeta burada ipin üzerinde geziyor gibidir.
- Bundan dolayı insan, meyelân-ı şerrin kökünü kesip meyelân-ı hayra kuvvet vermek için sürekli dua etmeli, Allah’a sığınıp istiğfarı dilinden hiç düşürmemelidir.
Cenâb-ı Hak hepimizi düşmekten, kayıp gitmekten muhafaza buyursun!
***
Hak Dîni Kur’an Dili
Ve eğer dileseydik hiç şüphesiz Biz onu o âyetlerle yükseltirdik. Lâkin o alçak, yere saplandı, dünya ve sefalete meyletti, kendi heva ve hevesine uydu da o âyetlerden sıyrıldı, dinden çıktı, alçaldıkça alçaldı. Demek ki, yükselmesine ilâhî irade meydan vermedi, kendi haline bırakıldı da bu düşüşten kurtulamadı. Bunun Hz. Musa zamanında İsrailoğulları âlimlerinden Bel’am b. Ebr veya Ken’anîler’den Bel’am b. Baura namında birisi olduğuna veya Araplar’dan Ümeyye b. Ebissalti Sakafî hakkında nazil olduğuna dair bir kaç rivayet vardır.
•Bel’am’ın bazı ilâhî kitaplara bilgisi vardı, duası makbul bir veli iken Arz-ı Mukaddes’e girme meselesinde Hz. Musa’nın veya Yuşa’nın aksine dünya sevgisi ile zorbalara arka çıkmıştı.
- Ümeyye b. Ebissalt da bazı din kitaplarını okumuş ve bir peygamberin geleceğine inanmıştı, o gelecek peygamberin kendisi olması ümidine kapılmıştı. O sırada Hz. Muhammed’e peygamberlik verilince hasedinden dolayı küfre sapmıştır.
Diyebiliriz ki, asıl kıssa Bel’am olduğu halde nüzul sebebi Ümeyye olmuştur.
Fakat âyet şunu gösteriyor ki, kıssadan maksat herhangi bir şahsın tarifi değil, onun halini dile getirmek ve karakterini söz konusu etmektir. Madem ki, o heva ve hevesine uydu, dinden sıyrılıp çıktı ve insanlık bakımından alçaldı, işte artık onun temsili bir köpek temsili gibidir, sen onu sevketsen de kehler, bıraksan da kehler, yani onu yorsan da dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan dalini çıkarıp solur, hiçbir zaman ıstıraptan, acıdan kurtulamaz.
Köpeğin en aşağılık hali de başka hiçbir hayvanda bulunmayan bu soluyuştur. İşte o kimsenin halindeki düşüş, köpeğin mesel olmuş olan bu aşağılık hali gibidir. Yani alçalmanın en son kertesidir.
– “Onları uyarsan da, uyarmasan da birdir.” (Bakara: 5)
İşte bu mesel âyetlerimizi inkâr eden o kavmin meselesidir, ki onlar, “Tevrat’ı miras alan ve onu şu alçak dünyanın çıkarlarına değişen o bozuk nesildir. O inkârcı kavimdir. İşte sen onlara bu kıssayı anlat ki, belki biraz düşünürler. İçlerinde bundan ders alacaklar bulunur. Yani sen, bu ihtimali de hesaba katarak anlat. (Hak Dîni Kur’an Dili)
***
Bel’am İbn Bâûra hakkında “PIRLANTA” Sözler
- Kendi Helaklerine İmza Atan Tali’sizler
Rivayete göre Bel’am İbn Bâûra, İsm-i Âzam’ı bilen, başını kaldırdığında Arş-ı Âzam’ı müşahede edebilen, yaptığı dualar geri çevrilmeyen salihlerden biridir. Müfessirlerin çoğuna göre Kur’ân-ı Kerim’in şu âyeti isim zikretmeksizin ona işaret etmektedir:
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا
“Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasip ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat.” (A’raf Sûresi, 7/175) Âyetin devamında onun akıbeti hakkında şöyle buyrulmuştur:
فَانسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ•
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ •
“Ama bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı. Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkie çıkarırdık; lâkin o, dünyaya saplandı ve hevasının esiri oldu.” (A’raf Sûresi, 7/175-176)
Bel’am İbn Bâûra, semavî olma yolunda ilerlerken, şeytana ve nefsine aldanmış, dünyaya takılıp kalmış ve arzî olmaya razı olmuştur. [Dünyevî Nimetler Karşısında Değişmeme 26/01/2020 | Kırık Testi ]
***
- Günah, Bela ve Dua
- Şunu unutmamalıyız ki bizler peygamber değiliz.
- Allah, peygamberleri masum yaratmış ve onlara günah işleme fırsatı vermemiştir.
- Günaha giden yolları kesmiş ve âdeta “Burası çıkmaz sokak” demiştir.
- Bu yüzden seçkin ve kutsi olarak dünyaya gelen nebilerin hayatlarında kasdi bir inhiraf söz konusu olmamıştır.
Nadirattan, içtihat hatası nev’inden yaptıkları hatalara karşı da onları hemen uyarmış, hatalarının kalıcı olmasına müsaade etmemiştir. Onların insanlığın önünde tam ve kusursuz rehber olabilmeleri buna bağlıdır. Bizim ise böyle bir “ismet” sıfatımız yoktur. Dolayısıyla hata ve günahlardan korunmuş değiliz. Allah’ın has kulları olan evliya ve asfiya derecesine ulaşsak dahi yine de hata yapabiliriz.
Nitekim Bel’am İbn-i Baura ve Bersisa gibi hakikat-i uluhiyet ve hakikat-i rububiyete vâkıf nice insanlar devrilmiş ve Cehennem’e yuvarlanıp gitmişlerdir.
Ne sahip oldukları bilgi ve marifet ne de daha önce yapmış oldukları salih ameller onlara fayda vermemiştir. [12/12/2021. | Kırık Testi]
***
- İman, muhabbet ve vazife aşkı
Kendime doğru dürüst bir insan nazarıyla bakmadım. Başkaları sağda-solda, “Şu şöyle dedi, bu böyle dedi!..” diyorlar. “Mâsum!” dedi, “Masûn!” dedi, filan…
Ben, Esved İbn Yezîd en-Nehâî’nin korktuğu gibi korkuyorum; hafizanallah, Bel’am İbn Bâûra gibi baş aşağı gitmekten korkuyorum.
Her gün yatağa girerken, “Allah’ım, beni kâfir olarak öldürme!” diyorum. Neler diyorum neler, orada!.. Uykum geleceği âna kadar, bir sürü yalvarıp yakarıyorum. Yalvarıp yakarma içinde gözlerimi yummuş oluyorum.
“Allah’ım! Beni kafir olarak öldürme!..” Ödüm kopuyor, kâfir olarak ölmekten. Esved İbn Yezîd en-Nehâî de öyle endişe duyuyordu… [3 Nisan 2017 Bamteli]