□Âdil yargılama görün!
□Ne kazanmış?
□Göklerden gelen karar!
□Nasıl Kurtuldu?
□İkisinin ortasındayım!
ADİL YARGILAMA GÖRÜN!
1917 Bolşevik ihtilalinden sonraki yargılamaları Gürcistan’da senatoryumun müdürü olan doktor Gambaşidze şöyle anlatır:
-Senin senatoryumunu yıkacağız.
– Neden?
-Çünkü sen prenssin.
– Hayır! Ben prens değilim.
-Yıkacağız. Çünkü sen zenginsin.
– Hayır! Ben zengin değilim. Param da yoktur.
– Öyleyse emlak sahibisin. Bu arsa senin.
– Bu arsanın sahibi ben değilim. Burada kiracıyım.
– O halde burjuvasın.
– Hayır! Ben burjuva değilim. Emeğimle çalışıp geçiniyorum.
– O halde sen münevversin.
– Evet! Bunu inkar edemem.
– Suçunu ikrar ettin. Hem burası yıkılacak, hem de zindana atılacaksın.
Sanatoryum yıkılmış ve Gambaşidze zindana atılmıştır.
(Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 s 480)
Zalim ve güçlü idarecilerin hakim olduğu devirler böyle yargılamalarla dolu değil mi? Şimdi bazıları süsleyip Sovyetler Birliği devrini şirin göstermeye çalışmıyorlar mi? “Gözünün üstünde kaşın var” deyip mazlumların hayatıyla çok oynanmamış mı? İsteyen Hitler dönemine bakabilir. Ama bunun bir de ahiret yönü var. Orada herkes birbirinden hakkını tamamiyle alacaktır. Ve mazlumların zalimlerden haklarını alacakları gün çok muhteşem olacaktır.
***
NE KAZANMIŞ?
Facebook’ta Arapça bir grupta yayınlanan bir metin.. Miladi 740, hicri 122 yılında Basra’da doğan ünlü Arap dil bilgini Asmai çarşıda bir kadının başının üzerinde içinde nar bulunan bir sepetle gittiğini görmüş. Adamın birisi kadına hissettirmeden kap’tan bir nar çalmış. Çaldığı narı ihtiyaç sahibi birisine vermiş.
Asmai adamın yaptığına şaşırmış ve: “Ben narı kendin için çaldığını sanmıştım. Sen onu fakir adama verdin. Buna şaşırdım. Sebebi nedir?” diye sorunca adam: “Ben Rabbimle ticaret yaptım. Narı çaldım. Bir günah kazandım. Fakire verdim. On sevap kazandım. Ondan biri çıkarırsam dokuz sevabım kaldı. Bu işten karlı çıktım. İşte bu Rabbimle yaptığım ticaretim” demiş.
Asmai adama: “Sen bir nar çaldın bir günah kazandın. O narı bir fakire sadaka olarak verdin fakat sevap kazanmadın. Çünkü Allah-u Teala haramdan verilen sadakaları kabul etmez. Bu elbisenin üzerindeki pisliği idrarla temizlemeye benzer. Allah’la yaptığın bu ticaretinde sana çaldığın günahtan başka bir şey kalmadı” demiş.
Başkalarının mallarını haksız yere gasbederek hayır yaptıklarını.. gasb ettikleri kurumlar ile islama hizmet ettiklerini sananlara duyurulur.
***
GÖKLERDEN GELEN KARAR
Ölüm meleği Hazreti Süleyman’ın yanında gördüğü bir adama dik dik bakar ve geçer. Adam kendisine bu şekilde bakılmasından korkar ve Hazreti Süleyman’a kendisini Hindistan’a göndermesini ister. Hazreti Süleyman’da adamı anında dediği yere gönderir. Ertesi gün ölüm meleği tekrar geldiğinde Hazreti Süleyman kendisine dün karşılaştığı adamı bakışlarıyla korkutmasının sebebini öğrenmek ister.
Melek: “Bana verilen listede o adamın bir gün sonra Hindistan’da ruhunu almam emredilmişti. Burada görünce şaşırdım” der. (El-Bidaye Ven’n-Nihaye, İbn-i Kesir, Mevsuatüşşamile, Hazreti Süleyman bölümü.)
İstanbul’daki Kız Kulesi ile ilgili Osmanlı devrine ait bir efsane vardır. Osmanlı padişahlarından birisi rüyasında çok sevdiği bir kızının yılan tarafından sokularak öldüğünü görmüş ve çok üzülmüş. Çevresindekilerle fikir alış-verişinde bulunmuş. Denizin ortasında bir yer yaptırıp kızını oraya götürmeyi tavsiye etmişler. Kız Kulesi’ni yaptırmış. Çok sevdiği kızını maiyetiyle oraya göndermiş.
Bir gün kız Kulenin yanından geçen kayıkları seyrederken kayıkların birinde çok güzel yemiş ve üzümler görmüş ve padişahın yasağına rağmen haber göndererek onlardan bir kasa üzüm almak istemiş. Kayığa atılan bir iple üzüm kasası yukarı çekilmiş. Tam kız sepeti tutmak isterken içinden bir yılan çıkıp kızın kolunu ısırmış. İlaçlar fayda etmemiş ve kız orada ölmüş. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1, sayfa 223)
Herkes istediği gibi düşünebilir. Kararlar alabilir. Bütün imkanlarını isteklerini gerçekleştirmek için seferber edebilir. olumlu Meşru-gayr-i meşru herkesle ilişki kurabilir. Masum insanlara karşı Gayrı meşru ve gizli olarak Mafyayla ve Teröristlerle bile işbirliği yapabilir. Kaderin sırlı kararları var vardır ve o kararın önüne kimse geçemez.
***
NASIL KURTULDU?
Yezid bin Mersed alim ve Allah dostu bir kişiydi. Emevi halifesi Abdülmelik’in kendisini vali olarak tayin etmek istediğini öğrendi. Emeviler zamanının genelinde HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ değil, ÜSTÜNLERİN HUKUKU vardı. Onların devrinde vali olmak demek, yanlış, haksız ve zalimce verilecek kararlarla, zulümlere ortak olmak, ahiretini kaybetmek demekti. Çoklarının elde etmek için can attığı vali olarak tayin edilmekten kurtulmak için elbisesini tüyleri dışta, derisi içte kalmak üzere ters giydi. Eline bir parça ekmek ve katık aldı. Takkesiz, cübbesiz, mestsiz ve ayakkabısız elinde ekmek ve katık atıştırarak dolaşmaya başladı.
Onu bu şekilde gören adamları halife Velid Bin Abdülmelik’e haberini ulaştırdı ve “Zavallı Yezid bin Mersed kafayı üşütmüş” dediler. Velid, kendisine ulaştırılan bu bilgilerden dolayı Yezid bin Mersed’i vali olarak tayin etmekten vazgeçti. (Allah Dostları İbnü’l-Cevzi, Şule Yayınları 2003 Kaynak eserler dizisi 1 Cağaloğlu / İstanbul, 6.CİLT, sayfa: 260)
Yezid Bin Mersed, samimi bir Müslüman alimiydi. Zalimlerin valisi olmak ise Hazreti Bediüzzaman’ın ifadesiyle dünya nimetleri olan cam parçalarını, elmas olan ahiret nimetlerine tercih etmek ve ebediyen kaybetmek demekti.
Akıllı bir Müslüman, zalimlerin yönetici olduğu bir devirde vali veya hakim veya başka bir görev olmak istemez. İsterse samimiyeti hususunda kendisini sorgulaması gerekir.
Bediüzzaman Hazretleri ne güzel ifade etmiş. Zulme rıza zulümdür. Taraftar olan zâlim olur. Meyleden ateşin tehdidi altındadır. Bakın İLÂHÎ kelam nasıl İKAZ ediyor bu ZULÜM konusunda ZALİMLERE taraftar olmamayı.. [“Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.” (Hud, 11/110)]
***
İKİSİNİN ORTASINDAYIM
İngiltere lordlar kamarasında iki milletvekili hararetle tartışarak yürüyorlarmış. Başka bir milletvekili onların hararetle ne tartıştıklarını merak etmiş ve öğrenmek istemiş. Yanlarına yaklaşmış ve:
– Böyle hararetli hararetli ne tartışıyorsunuz? diye sormuş.
Birisi soruyu soranla alay etmek istemiş ve:
– Senin aptal mı, geri zekalı mı olduğunu tartışıyorduk, demiş.
Bu cevap üzerine alaya alınan milletvekili ilerlemiş. Tartışan iki milletvekilinin ortasına girmiş. Kollarından tutarak yürümeye başlamış ve:
– Ben aptal mı, geri zekalı mı olduğumu bilmem. Yalnız ikisinin ortasında olduğumu biliyorum, diye karşılık vermiş.
İstisnaları olmakla birlikte- çeşitli mahfilerde anlamı olmayan horoz döğüşü gibi tartışanları, fındık kabuğunu doldurmayacak fikirleriyle kendilerini bilgili ve entellektüel zanneden cüceleri, işlerine öyle geldiği için bile bile yalan söyleyenleri gördükçe hep bu ve benzeri kıssalar gelir aklımıza..
***