□Gerçek Değer
□Tek Gözlüler
□Zehir Adam
□En güçlü Devlet
□Gerçek Fatih
*****
GERÇEK DEĞER
Hesaplar her zaman matematiğe göre yapılmaz. Bazı hesaplarda farklı değer ölçüleri vardır. Kadir gecesi içerisinde kadir gecesi olmayan bin aydan daha kıymetlidir.
Mekke’de kılınan bir rekat namaz başka memleketlerde kılınan binlerce rekata bedeldir. Peygamber Efendimiz (sav) peygamberlik yaptığı 23 yıl Hazreti Nuh’un 950 yıl peygamberliğinden, milyarlarca insanın ömründen daha değerlidir. Ashab-ı Kiram’ın Tebük hazırlıkları için verdiği bir avuç hurma sonrakilerin Uhud Dağı kadar altınından daha fazla sevap kazandırmıştır. Hazreti Ömer, çok savaşların kazanılmasında önemli rol oynayan Amr bin Madikerb ile Tuleyha’yı iki bin kişiye bedel saymıştır. (Diy İslam Ans Amr bin Madikerb maddesi)
Hazreti Bediüzzzaman
•”Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayana müreccahtır.”
•“Hattâ muhabbetin de ihlâsla bir zerresi, batmanlarla resmî ve ücretli muhabbete tereccuh eder” der. Yani terazinin bir kefesine ihlassız çok amel, diğer kefesine ihlaslı az amel konulsa ihlaslı az amel tarafı ağır basar. ihlaslı az amel, ihlassız çok amelden çok daha fazladır.
Gasp yoluyla, mafyayla, karaborsayla, faizle, kumarla, kamu malını haksız almakla kazanılmış gibi görünen haram kazançlar çok görünse bile az görünen helalden daha azdır.
K.Kerim bu hususu şöyle anlatır: Pis ve murdar olanın çokluğu seni hayrete sevketse de, “Hiç pis ve murdar olanla temiz ve hoş olan bir midir?” de, (böyle inan ve bunu anlat). Ey gerçek akıl ve idrak sahipleri! (O’nun koyduğu ölçülere riayetsizlik ederek aksini düşünüp öyle inanmak ve ona göre davranmak suretiyle) Allah’a karşı gelmekten sakının ki, gerçek kurtuluşa, başarıya ve muradınıza erebilesiniz. (Maide Suresi ayet 100)
Bu âyet, çok mühim bir ölçüyü ortaya koymaktadır. Dünya ve içindekiler, mutlak hakikatleri alıcılar olarak yeterli kapasiteye sahip bulunmadığı ve dünya noksanlıklar diyarı olduğu için bu hakikatler dünyada çok defa izafileşir.
DOLAYISIYLA, belki dünya ve insanlar açısından hem mutlak manâda hem de nisbetler perspektifinde dünyada çirkin güzelden, kötü iyiden, murdar temizden, bu çerçevede inançsız inanandan, münafık samimiden, değersiz değerliden, haram iş ve haram kazanç helâl iş ve helâl kazançtan, yanlış inanç, düşünce ve davranış doğrusundan daha fazladır.
DOLAYISIYLA, sayı fazlalılığına, yani kemiyete (niceliğe) bakarak hüküm vermek yanlıştır; önemli olan keyfiyettir (nitelik). Bazen bir toplumda tek bir insan doğruyu temsil edebilir.
DOLAYISIYLA, (görüşe ve istişareye açık izafî, zamana ve zemine bağlı doğrular dışında) bir şeyin doğruluğu, sayıyla, onu doğru görenlerin çokluğuyla ölçülmez. Doğrunun, gerçeğin kaynağı, kendisi Mutlak Hakk olan Allah’tır. Aksi düşünce ve davranış, insanlar için genel manâda felâh (kurtuluş) değil, felâket getirir. Tarih gibi, dünyanın mevcut hali de buna şahittir.[ALLAH KELÂMI KUR’ÂN-I KERÎM VE AÇIKLAMALI MEALİ]
Hasılı ; meşru olmayan kazançlar..içinde haram olması kul hakları olması gibi sebeblerden ahirette cehennemi netice vereceği için onlara gıpta ile bakmamak ve az da olsa helal ile ve meşru şeyler kanaat etmek önemli bir esastır.
***
TEK GÖZLÜLER
Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in huzuruna kabul edilince sadrazam Keçecizade Fuad Paşa hakkında demediğini bırakmamış. Sultan bunu Fuad paşa’ya aktarınca Paşa: “Cenab-ı Hak insana iki, göz vermiştir. Biri iyi, diğeri kötü şeyleri görmek için. Mustafa Paşa’ya iyilik görecek göz verilmediği için kötülük gözüyle her şeyi fena görmektedir” diye cevap vermiş. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 sayfa 557)
Bediüzzaman Hazretleri bir şahsın kendi siyasi görüşünü savunan münafık bir kişiyi göklere çıkardığını, farklı siyasi görüşte Salih bir adamı yerin dibine batırdığını görünce “Siyasetten ve şeytandan Allah’a sığınırım” demiştir. Bazıları hep kendi doğru bakış değil de kendi siyasi pencerelerinden tek gözlü olarak görmeye alışmışlardır.
Savunduğu kişiler Firavunlara, Nemrutlara rahmet okutturacak zulümler yapsalar, kadınlara, çocuklara kötülük yapsalar, haksız yere başkalarının mallarına çökseler, uyuşturucu ticareti yapsalar, kamu malına el uzatsalar, körler, cinayet işleseler sağırları oynayıp duymaz ve görmezler, bir yolunu bulup laf cambazlığıyla savunurlar.
Başkalarının yaptıkları göze görünmeyecek hataları devleştirerek yaygara kopararak anlatırlar. Bunlar kendi savunduklarının sadece iyi yaptıklarını zannettikleri işlerini gören muhalif olduklarının sadece hatalarını gören tek gözlüdürler.
Tevhîdnâme’den [Bizi başkalarının irşadından, yönlendirmesinden müstağni kılacağın tastamam bir BASÎRET Allahım! ve Başkalarının göstermesinden bizi müstağni kılacağın nâfiz/tesirli bir FİRÂSET Allahım! ] …
***
ZEHİR ADAM
Hindistan’da bir hükümdar zehirlenmekten korktuğu için vücudunu yavaş yavaş zehire alıştırmıştır. Sofrasına hep zehirli yemekler konmuştur. Sonunda hükümdar zehirli bir kişi olmuş ve üzerine konan sinekler hemen ölürlermiş. Nefesi bile zehirli olmuş. Evlendiği kadınlar sabah ölü bulunurmuş. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 sayfa 524)
Şimdi ağızlarından zehir saçarak yalanlarla, iftiralarla doğruyu eğri, eğriyi doğru gösterip insanları zehirli fikirlerle düşünceleri zehirleyen, kin, nefret, düşmanlık aşılayanlar, dünyalarını ve ebedi hayatlarını cehenneme çevirenler bu hükümdardan daha tehlikeli değil mi?
ZEHİRLİ İNSANLARIN ÖZELLİKLERİ
[ www.boylampsikiyatri.com adlı internet sitesinden alınmıştır.]
“Zehirli insanlar”la, çevrenizde, her yerde karşılaşabilirsiniz.
Eşiniz, diğer aile bireyleriniz, arkadaşlarınız, iş arkadaşlarınız ya da komşularınız bile “zehirli insan” tanımına girebilirler.
Bu insanlarla etkileştiğinizde, sizin bütün içsel gücünüzü tüketirler ve kendinizi kötü hissetmenize neden olurlar; bir anlamda sizi zehirlerler. Sezgilerinize güvenecek olursanız, kimlerin bu gibi nitelikler taşıdığını genelde bilirsiniz. Ancak, zehirli insanlar sizinle oynayabilirler, üstelik çok gözde, çok çekici insanlar da olabilirler. Kendilerinin size kötü davranmadıklarına ve gerçek sorunun sizde olduğuna, sizi inandırmaya çalışabilirler.
Zehirli insanların ortak birtakım özellikleri vardır.
Bu insanlar,
• Çok sık yalan söylerler.
• Koyduğunuz sınırlara genelde saygı göstermezler.
• Başkalarından olmadık isteklerde bulunurlar.
• İstediklerini elde etmek için sizi ellerinde oynatmaya çalışırlar.
• Kendilerine hep yardım edilmesi beklentisi içindedirler, ancak başkalarına hiç yardımcı olmazlar.
• Başkalarının isteklerini, gereksinmelerini ve duygularını hiç önemsemezler.
• Her şeyin, öncelikli olarak, onların hakkı olduğuna inanırlar.
• Davranışlarının sorumluluğunu almazlar ve hep başkalarını suçlarlar.
• Kuralların, kendileri için geçerli olmadığını düşünürler.
• Çok seyrek olarak özür dilerler; özür dileseler bile, ya baskı altında kaldıkları için özür dilerler ya da diledikleri özürlerinde içten değildirler ya da son derece yüzeyseldirler.
• Hep konuşurlar, hiç dinlemezler.
• Sürekli eleştiricidirler.
• Arkanızdan konuşurlar, sizi çekiştirirler, sizinle ilgili kötü yorumlarda bulunurlar.
• Duygusal durumları, tutum ve davranışları değişken ve öngörülebilir değildir.
• Aşırı tepkiler gösterirler.
• Kendilerince, onlar, hep büyük sorunlar yaşıyorlardır, abartılı bir biçimde, hep bunu dile getirirler; ancak bunlar için, bir türlü, bir davranış ya da tutum değişikliğine gitmek istemezler.
• Sizin yaşadığınız duyguları anlayışla karşılamazlar ya da bunları gözardı ederler, duygularınızı görmezden gelirler.
• Özel günleri ya da özel durumları berbat ederler. Bu gibi durumların tadını çıkarmanıza engel olurlar.
• Diğer yakınlarınızla kurduğunuz ilişkileri baltalarlar.
• Edilgin-saldırgan (pasif-agresif) tutumlar sergilerler (“duvar gibi” sessiz kalırlar, işleri sürüncemede bırakırlar, yapmaları gereken işleri unuttuklarını söylerler, sözümona övgüde bulunurlarken, yanı sıra örtük bir eleştiri getirirler)
• Söyledikleriyle, olan bitenleri algılama biçiminizden ya da kendinizden bile kuşku duymanıza yol açarlar.
• Uzlaşmaya hiç yanaşmazlar.
• Öylesine bir baskı kurarlar ve kaygı oluştururlar ki, sağlığınız, iş görebilme yeterliğiniz ya da esenliğiniz bundan çok olumsuz yönde etkilenir.
• İçsel gücünüzü tüketirler.
• Onlarla etkileşimde olmak, size, kendinizi kötü hissettirir.
• Onlara göre, onlar her zaman “haklı”dırlar ve siz hep “haksız”sınızdır.
• Sizin seçimlerinizi, değerlerinizi ve inançlarınızı küçümserler ve bunları değersizleştirmeye çalışırlar.
• Sizinle ya da sizin yaşamınızla, gerçekte, hiç ilgili değildirler.
• İstediklerini elde edemeyince öfke patlamaları gösterirler.
• Bağırıp çağırırlar, söverler ya da insanlara ad takarlar.
• Kimi zaman saldırgan davranışlar da gösterirler.
Zehirli insanlarla aramıza sınır koymak öyle kolay değildir. Ancak bu gibi insanlarla aramıza sınır koymayı öğrenebilirsek çok daha güçlü olur ve ruh sağlığımızı koruruz.
***
EN GÜÇLÜ DEVLET
Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahati sırasında maiyetinde bulunan nüktedanlığı ile meşhur hariciye nazırı Keçecizade Fuad Paşa da varmış. Paşa, 3. Napolyon’a misafir olduklarında Fransız vekillerle sohbet ediyorlarmış. Söz dönüp-dolaşıp dünyanın en güçlü devletinin hangisi olduğuna gelmiş.
Fuad Paşa:
“Şüphesiz en güçlü devlet Osmanlı Devleti’dir” demiş.
“Neden?” diye sormuşlar.
“ Yüzyıllardır biz içeriden, siz dışarıdan uğraşıyorsunuz. Hala yıkılmamış” diye cevap vermiş. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1, S 498)
Son yıllarda yapılan ihanetlere bakınca bu hikayeyi hatırlamamak mümkün değil.. Allah-u a’lem ülkemiz mazisinden gelen bereketle hususi bir inayet altında.. yoksa bu kadar zulüm ve ihanetlere rağmen onlarca kez batmıştı..
***
GERÇEK FETİH
Lale Devrinin meşhur sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa bir gün içlerinde şair Nedim’in de bulunduğu yanındakilerle sohbet ederken: “En büyük cihangir kimdir?” diye sorunca şair Nedim: “Kalplerin fatihi kimse en büyük cihangir odur” demiş. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 s 427)
Gerçek fatih gönüllerin fatihi olandır. Savaşlarla işgal yapanlar, belli bir süre sonra aldıkları yerleri terk etmek zorunda kalmışlardır. Ama kalpleri fethedenler asırlar boyunca kaldıkları yerlere hakim olmuşlar ve eskilerin ifadesiyle gönüllerde yad-ı cemil (güzel hatıra) olarak kalmışlardır.
Müslümanlığın ilk devrinden başlayarak alınan yerlere başlarında örnek alınacak kişilerin bulunduğu aileler yerleştirilmiş, tebliğler neticesinde o memleketler Müslümanlar için kalıcı yurtlar olmuşlardır. Osmanlılar da aldıkları yerlere şehrin büyüklüğüne göre örnek aileler yerleştirmiş ve zorla değil, gönüllere girerek Müslümanlaşmasına vesile olmuşlardır. Bu konuda ciltlere kitaplar yazılabilir.
Kıbrıs 1571 yılında fethedilince devrin hükümdarı 2. Selim tarafından ilk parti olarak örnek olacak 200 000 kişi yerleştirilmiş ve adanın Müslüman olması sağlanmıştır. Ortodokslar Hristiyanlar da Katoliklerin baskısından o tarihten sonra kurtulmuşlardır. 308 yıl, 8 ay, 19 gün bizim hakimiyetimizde kaldıktan sonra (2. Abdülhamid devrinde) 4 Haziran 1878 yılında İngilizlerle yapılan anlaşmayla kaybedilmiştir. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 s 399)
1974 yılında adanın bir bölümü alınmış ve ecdadımızın yaptığı gibi nüfus yapısını değiştirmek için Türkiye’den aileler yerleştirilmiştir. Fakat gönderilen aileler iyi örnek olmaktan ziyade büyük ölçüde kötülükleri temsil etmişler ve ne yazıktır ki; bugün Türkiye’nin kontrolünde olan bölüm, kumar, kara para aklama, uyuşturucu ticareti gibi işlerin merkezi olarak anılmaktadır.
Hala dünyanın düzelmesi için karakterli, ahlaklı insanlar yetiştirmenin farkında değil miyiz? Veya iyi insanlar menfaatlerimize engel olur düşüncesiyle çeşitli yaftalar yapıştırarak yetiştirilmelerine engel mi oluyoruz?
***