Hikmetli Kıssalar-34

□Allah Demek!

□Lüzumsuz Konuşmalar 

□Kaç Arkadaşın Var 

□Peygamberler Muhaliftiler ve Meydan Okudular

□Neden Bu Kadar Sakinsiniz?

 

ALLAH DEMEK

Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip memleketin meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş, “Evlâdım! Şehrin girişinde, tam yol ağzına otur, kim ne derse desin sadece ‘Allah’ diye cevap ver.” demiş.

Fakir genç denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan “Allah” demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş.

“Allah” diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş. Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş.

Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. “Kimsin? Derdin ne? Ne istersin?” demiş ise de genç, padişaha karşı da “Allah” demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış.

Derviş akşam gencin yanına gitmiş. “Padişah sana, ‘Kızımı vereyim.’ diyene kadar sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunmayasın!” diye tembihte bulunmuş.

Nihayet birgün padişah gelip, “Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim?” deyince, genç, dervişin şaşkın bakışları altında “Yok” demiş. “Artık onu da istemiyorum. Ben başka bir hatıra Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. Onun hatırına Allah deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle O’ndan başkasını anmıyor, O’ndan başkasını istemiyorum!”

Hasılı;

“O’nu bulan neyi kaybeder ve O’nu kaybeden neyi kazanır?”

O dilerse zindanı saray, sarayı zindan edebilir.

İnsan bütün ruhu ile

“Fâniyim, fâni olanı istemem. Acizim, aciz olanı istemem. Ruhumu Rahmana teslim eyledim, gayr istemem. İsterim fakat bir Yâr-ı Bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç ender hiçim, bütün mevcudatı umumen isterim.” demelidir.

 

LÜZUMSUZ KONUŞMALAR 

‘‘Lokman Hakim bir gün oğluna: “Yavrucuğum, bu gün oruç tut ve konuştuğun her şeyi not et! Akşam olunca konuştuklarını bana arz edip hesabını verdikten sonra iftar edersin!” dedi.

Akşam olunca oğlu konuştuklarının hesabını vermeye başladı. Vakit iyice geç oldu ve karnı iyice acıktı. Lokman Hakim ertesi gün de aynı şeyi söyledi. Yine oğlu hesap verinceye kadar iftar iyice gecikti. Üçüncü gün de aynı şey olunca, dördüncü gün oğlu, lüzumsuz konuşmaları terk etti.

Akşam babası hesap isteyince de:

“- Hesap verme korkusuyla çok az konuştum.” dedi.

Lokman Hakim:

“- Gel öyleyse, hemen yemeğini ye!” buyurdu.

Harakâni (r.aleyh) bu kıssayı anlattıktan sonra da: “– Dünyada lüzumsuz konuşmaları terk edenlerin hâli, kıyâmet günü, Lokman Hakim’in oğlunun hâli gibi selâmet olacaktır.” buyurdular. (Harakani, Nûru’l-Ulûm, s.265)

KAÇ ARKADAŞIN VAR 

“Hz. Ali’ye Kaç arkadaşın var? Denilince;

“Şu anda bilemem. Çünkü dünyanın yönü bana dönük ve insanların hepsi bana arkadaş. Ancak ben gerçek arkadaşlarımı dünya bana sırt dönünce anlarım. Öyleyse arkadaşların en hayırlısı, zaman sana sırt döndüğünde (sıkıntıya düştüğün zaman) sana yönelenlerdir. ” diye cevap verdi. “

PEYGAMBERLER MUHALİFTİLER VE MEYDAN OKUDULAR

Tarihsel süreçte görüyoruz ki, neredeyse bütün Peygamberler geldikleri dönemin şartlarına uyum sağlamıyor, entegre olmuyor ve her daim muhalif noktada duruyorlardı.

Yani zalimlerin kurduğu düzen için ‘Ne yapalım sistem böyle, insanlar yoksa ev alamazlar, sokakta yatarlar, perişan olurlar dinden çıkarlar, en iyisi zalim sisteme destek vermeye devam edelim, faiz yerine de kar marjı diyelim, böylelikle sisteme entegre olup ev sahibi olalım’ deyip bahane falan üretmediler, zalime destek kokan zerre kadar dahi gedik açmadılar.

Kısacası,

onlar yaşadıkları dönemin şartlarını kabul etmeyip, sisteme karşı çıkıp ve sistemi çeşitli stratejilerle yıkmak için son nefeslerine kadar mücadele ettiler.

Ve bu yıkılan sistemlerden biride son dönemde ekonomik zulm sistemiydi. Ve 13 asır sürmüştü.

Ancak, Hamza’nın da anlattığı gibi:

‘‘Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde, Kudüs’teki Süleyman Mabedinin avlusunda, faizle borç veren din adamlarının tezgâhları vardı. İncil’de anlatılan bir hikayeye göre Hz. İsa, Kudüs’e girdiğinde ilk işi, Mabed’e gidip, oradaki faizci simsarların tezgahlarını devirmek ve onları kovmak olmuştu. Böylece Yahudi din adamları, Hz. İsa’yı yok etmek için yollar aramaya başladılar.

Tıpkı Kureyş müşriklerinin, faizin yasak olduğunu söyleyerek kölelik sistemine çomak sokan Hz. Muhammed sav’i öldürmek istemeleri (nedenlerinden biriydi) gibi. 

  • Tezgâh ile banka aynı anlamdadır.
  • Banka kelimesinin kökeni buraya dayanır.
  • Yunancada bankaya “trapeza” derler.
  • Çünkü trapeza, tezgâh anlamına gelir.
  • Türkçede de bazen “banko” olarak kullanılan bu kelime ile parklarda üzerinde oturduğumuz banklar da aynı köktendir.

Hz. İsa, faizle insanları köleleştirenler simsarların tezgâhlarını veya diğer bir deyişle bankalarını devirirken, bunu kölelik sisteminin haksızlığına karşı bir tavır olarak yapıyordu…’’

Evet, Mümin ya da ahlaklı bir gayr-i Müslimin yapacağı şeylerden biride budur. Yapılacak ilk şey, zalim sisteme entegre olmak değil, Allah Resulü sav’in ‘Medine Pazarı’ stratejisinde yaptığı gibi o sistemin içerisinde gedik açıp alternatif oluşturmak. Ne yazık ki şu an için genel anlamda Müslümanların temsil noktasında olanlar ise bunun tam tersini yapıyor. Misal bir İlahiyatçı diyor ki, ‘Ne yapalım sistem böyle. Başka türlü ev alamazsın. Mecbur kredi ile alacaksın…’

NEDEN BU KADAR SAKİNSİNİZ?

Büyük bir Alime Sorarlar: “Neden bu kadar sakinsiniz?”

Cevap verir! ”Hayatımı 5 esas üzere kurdum!

1. Benim rızkımı kimsenin yiyemeyeceğini anladım ve sakinleştim.

2. Allah’ın beni daima gördüğünü anladım ve haya ettim.

3. Benim işimi kimsenin yapamayacağını anladım ve çalışmaya koyuldum.

4. Anladım ki işimin sonu ölümdür ve ona hazırlandım.

5. Anladım ki iyilik ve kötülük her ikisi de kalıcıdır, dolayısıyla iyiliklerimi çoğalttım ve kötülüklerimi azalttım.

https://www.rapolat.com/blten-2/peygamberler-bu-sisteme-entegre-olmad-muhaliftiler-ve-meydan-okudular adlı linkten alınmıştır..

Bu yazı 88 kez okundu