Hikmetli Kıssalar-37

(Şahitlerin Dilinden adlı eserden Bedîüzzaman Hazretlerinin taleberinden hatıralarından alınmıştır)

*️⃣Sen benim aramı açacaksın

*️⃣Zararı yok

*️⃣Rüya ile amel edilmez

*️⃣Herkes Aya çıkıyor

*️⃣Çantay: “Bizler Bediüzzaman sayesinde eser verdik.

“Sen benim aramı açacaksın”

BAYRAM YÜKSEL:

Üstadımız katiyyen gıybet ettirmezdi. ‘Üstadım, falan böyle söyledi’ desek, ‘Siz yanlış anlamışsınız, o benim dostumdur, o Risale-i Nur’a dosttur. O öyle söylemez, sen benim kardeşlerimle aramı açacaksın’ derdi.

Bazı yerlerden, ‘Filan hoca Risale-i Nur’un aleyhinde, Üstadımızın aleyhinde’ diye mektup gelirdi. Bazen de gelir, söylerlerdi. Üstadımız da, ‘O zat ehl-i ilmdir. Bize dosttur’ der, sustururdu. Daima hüsn-ü tevile çalışır ve ‘Biz hüsn-ü zanna memuruz’ derdi.

Hattâ Konya’dan Nur Talebelerinden iki grup geldi. Üstadımızı ziyaret ettiler. Bir grup diğer grubu şikâyet etti. ‘Tedbirli hareket etmiyorlar, camide ders yapıyorlar’ diye. Diğer grup da öbür grubu şikâyet etti. Üstadımız onlara demişti: ‘Kardeşim, sizin hizmetinize ihtiyaç yoktur. Aranızda tesanüdünüze ihtiyaç vardır. Sizler ara sıra İhlas ve Uhuvvet ve Hücumat-ı Sitte risalelerin mabeyninizde beraber okumalısınız. Sizin şimdiye kadar fevkâlede sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız bu memlekete medar-ı iftihar olacak.’

Üstadımız fedâkarlık dersi verirken, eski Şark talebelerinden misaller verirdi.

Hattâ Ermeni Taşnaklarından misaller verirdi. ‘Onları ateşe atarlar, gözleri patlar, davalarından ve şecaatlerinden vazgeçmezler. Siz benim yeni talebelerim de öyle olmanız lâzımdır. Ben size gidin Rus kumandanını öldürün desem, siz de hiç tereddüt etmeden gitmeniz lâzımdır. Ve sizleri de öyle biliyorum’ derdi. [Şahitlerin Dilinden-1]

“Zararı yok”

BAYRAM YÜKSEL:

Ankara’da Tarihçe-i Hayat neşrolunduğunda bir mektup geldi. Mektupta resmin caiz olmadığından bahsediliyordu. Mektubu Üstadımıza okuduk. Üstadımız tebessüm etti, ‘Bir kurşun kalem ile resmin boynunu çizdi. ‘Zararı yok. Yarım insan yaşamaz ve böyle mektup yazın’ dedi. Mektubu yazan zata aynen Üstadımızın cevabını gönderdik.

Buna benzer başka bir mesele: Üstadımız Afyon hapsinden çıktığında Zübeyir Ağabey ile bir evde kalıyordu. Tahirî Ağabey Isparta’dan Üstadımızı ziyarete gelip bir akşam misafir kalıyor. Namaz kılarken resimli para olduğu için cüzdanını çıkarıyor. Sabahleyin Üstadımıza, ‘Allah’a ısmarladık’ deyip çıkıyor. Garaja geldiği zaman bilet almak için cüzdanını arıyor, bulamıyor. Hemen geriye dönüyor, Üstadın yanına geliyor. Zile basıyor. Zübeyir Ağabey çıkıyor, cüzdanını getiriyor. O anda Üstadımız Tahirî Ağabeyi görünce, ‘Niye geldin?’ diye soruyor, Tahirî Ağabey de, ‘Resimli para olduğu için cüzdanımı çıkartmıştım. Unutmuşum, onu almaya geldim’ diyor. Üstadımız, Tahirî Ağabeye darılıyor, ‘Bir daha böyle yapma, zararı yok, yarım insan yaşamaz’ diyor. [Şahitlerin Dilinden-1]

“Rüya ile amel edilmez”

BAYRAM YÜKSEL:

Bir gün Diyarbakır’dan bir mübarek zat mektup yazmıştı Üstadımıza.

Orada birisi rüya görmüş, rüyasında Peygamber-i Zişan Efendimiz ve Hülefa-yı Raşidînin ve Gavs-ı Azam gibi zatların bulunduğu meclise Cibril Alehisselâm gelip, artık hizmetin, neşriyatın sona erdiğini ve bundan böyle maddî cihad lâzım olduğunu söylemiş.

Bunu Üstadımıza yazmışlardı, biz de okuduk.

Üstadımız hemen kağıt kalem istedi. Cevap yazdırdı.

‘O rüyanız mübarektir, yalnız te’vile ve tabire muhtaçtır.

Oradaki cihad maddî değil, mânevî iman hizmetidir, düşmana galebe çalmak silâh ile değil, Nur’un iman bürhanlarının küfr-ü mutlaka mânevî galebesine işarettir.

Sakın maddî cihad zannedilmesin.

Ve ben rüya ile amel etmem’ demişti. [Şahitlerin Dilinden-1]

“Herkes Aya çıkıyor”

BAYRAM YÜKSEL:

Dar bir yer… Yatacak yer zaten yok. Sabaha kadar polislerle sual-cevaplı münazara yaptık. Bizlere tehdit-tezvirler savuruyorlar, ‘Bediüzzaman nereden geçinir? Siz nereden geçinirsiniz’ ‘Herkes Aya, Güneşe çıkıyor… Sizler de insanlara Kur’ân-ı Kerim öğretmekle meşgulsünüz… Milleti kırk senedir geri bıraktınız’ gibi laflar ediliyorlardı.

Biz de cevaben onlara diyorduk; ‘Kardeşim, biz sizin Aya, Güneşe çıkmanıza mani değiliz. Biz sizin imanınıza çalışıyoruz. Siz madem ki çalışıyorsunuz, Aya, Güneşe çıkın, biz size mani değil, yardımcı oluruz.’ Bu neviden çok şeyler konuşuldu.

Bir gün sonra Isparta Hapishanesine aldılar. Orada da bir müddet kaldıktan sonra, Ankara’ya göndermek için başımıza bir jandarma uzmanı geldi. Bu meselelerle ilgilenen Ahmet isminde Burdurlu bir komiser vardı. 10-15 sene Isparta’da kaldı. Aleyhimize çok çalıştı. Isparta’da ne kadar Nur Talebesi var, Risaleler hangi köyde ne kadar yazılır, hangi köyde ne kadar Nur Talebesi var, nerede teksir olunur, kağıt, kalem nereden alınır? Hangi dükkândan hangi dükkâna mektup gider. Gece gündüz Nur Talebeleriyle meşgul, çok gaddar, çok merhametsiz birisiydi. Isparta’ya Üstadımızı ziyarete kim geldi ise hepsinin adresini alarak evlerini taharri ettirmişti. [Şahitlerin Dilinden-1]

Çantay: “Bizler Bediüzzaman sayesinde eser verdik.”

BAYRAM YÜKSEL:

1961’de Mustafa Polat’la merhum Hasan Basri Çantay‘ı ziyarete gitmiştik. Mustafa Polat sordu: ‘Neden Üstad tarzında eser yazmadınız.’

Kardeşim,’ dedi. ‘Sizler Üstadın nasıl bir insan olduğunu bilmiyorsunuz. Kimse Üstadla mukayese edilemez. Onun kulağına üfleyen vardı. Onun fiş takacağı yeri vardı. Bizim fiş takacak yerimiz yok. Kardeşim, sizi tebrik ederim.

Bizler Üstadın sayesinde müellif olduk. Bizler korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk ve ne de kimseye anlatabiliyorduk. 

Üstad Hazretleri Risale-i Nurları te’lif etmeye başladı;

hem Türkiye’de okuma çığırı açtı,

hem de hapishanelerde dayak, kelepçe, açlık, susuzluk her zulme tahammül etti.

Fakat onun ihlası, onun şefkati, onun merhameti, onun tevazuu, onun şecaati ve kahramanlığı her şeye galip geldi.

Türkiye’de herşey onun peşinde; emniyeti, polisi, bekçisi, İslâmiyetten mahrum kalmış halkı, İslâmiyetten uzaklaşmış insanları hep aleyhinde.

Onun kimsesi yok.

Ne ordusu var, ne polisi, ne jandarması, ne bekçisi.

Yalnız onun Allah’ı var.

Yalnız Allah’a dayanmıştı, yalnız Peygamberine.’

[Şahitlerin Dilinden-1]

Bu yazı 168 kez okundu