Hikmetli Kıssalar-48

  • Yanık Tesbih
  • Zenginlikle Gelen Gaflet
  • Büyükler Hakkında Konuşmak
  • İki Anekdot… 
  • Derdi Olmayan Adam

YANIK TESBİH

  • ‘Tevbe Sûresi 61-72’

61– Onlardan bazıları Peygamberi incitmek için “O herkese kulak veren safın biridir.” derler. De ki: “Evet, ama hep hakkınızdaki iyi sözlere kulak veren biridir, Allah’a inanır, müminlere güvenir. İman edenleriniz için bir rahmettir O!” İşte bu Resulullahı incitenler yok mu? En acı azap onlara olacaktır.

62– Sizin yanınıza gelir, gönlünüzü hoş etmek için Allah’a yeminler ederler, halbuki eğer bunlar mümin iseler, her şeyden önce Allah’ın ve Resûlünün rızasını düşünmeleri gerekirdi.

63– Hâlâ şunu anlayıp öğrenmediler mi ki, kim Allah’a ve Resûlüne karşı çıkıp düşmanlık ederse, ona muhakkak cehennem ateşi var, hem de devamlı olarak orada kalacaktır. İşte en büyük zillet, en feci rezalet!

64– Münafıklar, kalplerinde gizledikleri küfrü yüzlerine vuracak bir sûrenin tepelerine inmesinden çekinirler (bir yandan da sizinle alay ederler). De ki: “Eğlenin bakalım! Allah sizin o çekinip endişe ettiğiniz şeyleri meydana çıkaracaktır!”

***

Münafıklar içyüzlerini, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Müslümanlar hakkında içlerinde sakladıkları gerçek düşüncelerini açıklayacak vahyin, ha geldi ha gelecek korkusu içinde idiler. Kur’ân’ın Allah’ın buyruğu olduğuna tam inanmasalar da, Resûlullah’ın birçok gizli halleri ortaya çıkardığına dair yeterli tecrübeleri olduğundan, bu korku onları hiç terk etmiyordu.

***

65– Eğer kendilerine ettikleri alay hakkında soracak olursan, yaptıklarını gizler ve: “Ciddi bir şey konuşmuyorduk, sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk!” derler. Sen onlara kanmayıp, suçlarını itiraf etmişlercesine de ki: “Demek, siz Allah ile, O’nun âyetleri ile ve O’nun Resûlü ile eğleniyordunuz ha!”

***

Tebük seferine hazırlanan Müslümanların, müthiş Bizans orduları karşısında ne hallere düşeceğine dair senaryolar üretip kulis yaparak müminlerin de cesaretlerini kırmaya girişiyorlardı. Âyet onların maskelerini indiriyor.

***

66– “Ey münafıklar! Hiç boşuna özür dilemeyin. Gerçek şu ki: Siz iman ettiğinizi açıkladıktan sonra, içinizdeki inkârı açığa vurdunuz. Sizden bir kısmınızı, (tövbeleri veya alay etmemeleri sebebiyle) affetsek de, bir kısmını suçlarında ısrar etmelerinden dolayı cezalandıracağız.”

67– Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerine benzerler: Kötülüğü teşvik edip iyiliği menederler ve cimriliklerinden dolayı ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unutup terk ettiler, Allah da onları terk etti. Şüphesiz ki münafıklar, hep itaat dışına çıkan fâsık kimselerdir. [45,34]

68– Allah gerek münafık erkeklere, gerek münafık kadınlara, gerekse bütün kâfirlere, ebedî kalmak üzere girecekleri cehennem ateşini vaad etmiştir. O onlara yeter! Allah onları rahmetinden uzaklaştırdı. Onlara devamlı bir azap vardır.

69– Ey münafıklar! Sizin durumunuz tıpkı sizden önce helâk olan ümmetlerin durumuna benzer. Üstelik onlar kuvvetçe sizden daha güçlü olup, malları daha fazla, evlatları daha çoktu. Onlar bu dünyadaki nasipleri kadar istifade ettiler. İşte sizden öncekiler nasıl öyle nasiplerince yaşadılarsa, siz de yine kısmetinizce yaşadınız. Siz de o boş davalara dalanlar gibi daldınız. Onların yaptıkları işler, hem dünyada hem de âhirette boşa gitti. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileri oldular.

70– Kendilerinden önce gelip geçmiş milletlerin başlarına gelen olaylara dair haber onlara ulaşmadı mı? Nuh kavminden, Âd, Semud ve İbrâhim kavminden, Medyen halkından ve şehirleri yerle bir edilen toplumdan haberdar olmadılar mı? Onlara peygamberleri açık deliller getirdi ama inanmadılar, bundan dolayı Allah’ın gazabına uğradılar. Ama onlara Allah zulmetmedi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

***

Şehirleri yerle bir edilen toplum Lut halkıdır.

***

71– Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin yardımcılarıdır. Onlar iyilikleri emr edip kötülükleri menederler. Namazı hakkıyla yerine getirir, zekâtı verir, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onları Allah geniş rahmetine mazhar edecektir. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

72– Allah mümin erkeklere de, mümin kadınlara da, ebedî kalmak üzere girecekleri, içinden ırmaklar akan cennetler vaad etti. Hem Adn cennetlerinde hoş hoş konaklar! Hepsinden âlâsı ise Allah’ın kendilerinden razı olmasıdır. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı budur.

“Kur’ân-ı Hakim ve Açıklamalı Meali”

Pırlanta Müellifinin Tevbe sûresi 61-72. ayetlerinin tefsirini müzakere ederken anlattığı bir hadiseyi ve bir hakikati 4. Nağmede şu şekilde anlatılmıştır:

Bir Hak dostu büyük vecd içinde tesbih çekiyor; Sübhânallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber dedikçe kâinatın zerrelerinin de kendisiyle beraber zikrettiğini duyuyormuş. Bir aralık yanındaki talebe aklına gelmiş ve ona da işittirircesine sesini yükseltmiş. Tam o esnada Hazretin önünde manevi bir perde açılıvermiş, başka bir buud aralanmış. Bakmış ki elindeki tesbihin her tanesi bir yıldız gibi ışık saçıyor, parıl parıl parlıyor; sadece bir tesbih tanesi ise adeta simsiyah, yanık ve kupkuru görünüyor.

Hazret hayretle meseleyi anlamaya çalışırken bir ses duymuş:

Yıldız gibi olan taneler sırf Allah rızası için yaptığın zikirle çekilmiş olanlar; o kupkuru ve simsiyah tane ise “duysunlar, desinler, görsünler” düşüncesiyle nurunu kaçırdığın zikirden geriye kalan.

Pırlanta Müellifi bunu anlatıp ekliyor:

Tesbih telafi edilebilir fakat ya nuru kaçırılan ömürlere ne demeli?!. Allah muhafaza, ya bir ömür, hizmet ediyoruz zannedip de hep görünmede kalmışsak ve ötede hayatımızın tesbih tanelerini kapkara ve kupkuru bulursak, nice olur halimiz!..

***

ZENGİNLİKLE GELEN GAFLET

Gülistan’da şöyle bir hikâye anlatılır: Hz. Musa (as) zamanında çok fakir biri vardı. O kadar fakirdi ki, kum ile tesettür ederdi. Bu kişi bir gün Hz. Musa’ya, Rabbime benim için duâ et de, beni zenginleştirsin’ dedi. Hz. Musa’nın duâsı üzerine Hz. Allah kendisine, ‘o kuluma söyle, bu hali onun için daha hayırlıdır’ buyurdu. Ama, beriki ısrar edince, kendisine imkân bahşedildi. Bir koyun aldı, bundan sürüler meydana geldi ve adam zengin oldu. Gel gör ki, zenginlik bu adamı azdırdı derken içkiye başladı. Hz. Musa (as) bir gün bir yerde bir kalabalık gördü ve ‘bu kalabalık neyin nesidir?’ diye sorunca, kendisine şu cevabı verdiler: ‘Birine kısas uygulanıyor. Adam, fakir biriydi. Sonra zenginleşti fakat, malıyla azdı, içki içti ve derken, tuttu birini öldürdü. Şimdi de, cezasını görüyor!’ [Fasıldan Fasıla-1]

***

BÜYÜKLER HAKKINDA KONUŞMAK

Bir gün bir şahıs, Sa’d İbn Ebî Vakkas’ın (radıyallahu anh) da içinde bulunduğu bir toplulukta Hz. Osman ve Hz. Ali (radıyallahu anhüma) hakkında ileri-geri konuşup duruyordu. Her ne kadar Sa’d (radıyallahu anh) adama susmasını söyledi ise de, adam onu dinlemeyerek güft u gûsuna devam etti. Onun bu vurdumduymaz tavrı karşısında, Allah’ın Mucîb ismine mazhar ve bunu da hayatında bir iki defa kullandığı bilinen Hz. Sa’d, bu edepsizlikten ötürü hemen ellerini açıp: “Allahım! Eğer bu adam doğru söylüyorsa.. söylüyor; ama eğer doğru söylemiyorsa…!” diyerek o şahsı Allah’a havale etti.

Hz. Sa’d daha ellerini indirmemişti ki, nereden çıktığı belli olmayan bir deve, orada bulunan cemaati yararak onlara hiçbir zarar vermeden gelip o haddini bilmez adamı ayaklarının altına aldı ve çiğnedi.. ( İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 20/346; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye 8/77.)

  • İşte bu hâdise, büyük şahsiyetler hakkında konuşurken dikkatli olmamız ve onları kendi kriterlerimizle değerlendirmememiz gerektiğini ne güzel anlatır..!

[Fasıldan Fasula-5]

***

İKİ ANEKDOT …

Hz. Hüseyin’in (radıyallahu anh) şehadetinden kısa bir zaman sonra, bir gün, tâbiînin büyük imamlarından Hasan Basri’nin (radıyallahu anh) yanına bir Iraklı gelir ve ona elbisesindeki pire kanının namaz kılmaya mâni olup olmadığını sorar. Hasan Basri (radıyallahu anh) bu adama şu cevabı verir: “Şu Iraklıların hâline bakın! Peygamberin ciğerpâresi Hüseyin’in kanını döküyor, sonra da gelip pire kanının hükmünü soruyorlar!.

  • Bu hâdise bana köyümüzdeki bir adamı hatırlatır: 

Bu adam, kurbağayı alarak ayaklarından tutup ikiye ayırdıktan sonra ağzına atar ve bunu mârifet sayarmış. İşte bu şahıs bir gün babamın yanına gelerek seccadesinden bir fare geçtiğini söyleyip, bu seccadenin üzerinde namaz kılıp kılamayacağı hususunda fetva isteyince babam ona yukarıdaki hikâyeyi anlatarak cevap vermiş.

Daha sonraları babam, büyük kabahatler işledikleri hâlde bunları görmezlikten gelerek küçük hâdiselerle uğraşan kişilerin hallerini her dile getirişinde bu iki hâdiseyi beraberce anlatıp çevresindekileri düşündürürdü. [Fasıldan Fasula-5]

***

DERDİ OLMAYAN ADAM

  • Herkese bir dert var, bu alemde mukarrer
  • Rahat yaşamış var mıdır güruh-u ukalâdan’

Osman Bektaş Hocaefendi, bu beyte misal verirken şöyle bir hâdise anlatmıştı. Doğu’da ulema namaz vaktinden bir müddet evvel gelip şadırvan etrafında sohbet ederlermiş. Halk da bu esnada merak ettiği mevzuları sorma imkânını bulurmuş.  Bir gün birisi şöyle bir şey sormuş: 

Hocam, bizim köye minare yapılması mümkün değildi. Ben de, ‘Eğer bizim köye minare yapılırsa, oraya eşekle çıkacağım’ diye yemin ettim. Şimdi de minare yapıldı. Yeminim ne olacak?’ Soru sorulan Hocaefendi sanki soruyu hiç duymamış gibi yapar ve diğerlerinin konuşmalarını dinler. Herkes birtakım dertlerden şikayet etmektedir. Sadece birisi, ‘Allah’a şükür, benim hiçbir derdim yok’ demekte ve hiçbir derdi olmadığını söylemektedir. Bunun üzerine Hocaefendi, soruyu soran adama dönerek, ‘Bin şunun sırtına, çık minarenin tepesine’ yeminini yerine getirmiş olursun. [Fasıldan Fasıla-1

Bu yazı 87 kez okundu