• Kimler Zalim ve Destekçisidir?
• Abidler Yolu
• İtikadı bozacak şeylerden kaçınmamız gerekir
• Hata Arama Mütehassısları
• Himmet ve Hedef
KİMLER ZALİM VE DESTEKÇİSİDİR?
- Taş Kesen Cevap
Zalim yöneticilere elbise diken bir terzi, büyük İslam alimi Abdullah İbn Mübarek’e,
-“Onlara elbise dikmekle ben zalimlere yardımcı oluyor muyum?” diye sorar. Ve aldığı cevap karşısında âdeta taş kesilir:
-“Hayır!” der İbn Mübarek,
-“Sana iğne iplik satanlar zalime yardımcı oluyor.
Sen ise, doğrudan zalim olmuş oluyorsun!”
Artık anlayana…
- Zalime maddi ve Mânevî destek ile ilgili İlim ve Maneviyat âleminin sultanlarının tüyler ürpertici ikazlarından birkaçı şu şekildedir:
•Süfyân es-Sevrî, yöneticilerden birinin emrinde bir işte çalışmak isteyen bir kardeşine sitem edince, adam: “Ey Ebû Abdillah! Bakmak zorunda olduğum bir ailem var!” dedi. Bunun üzerine Süfyân ona şöyle karşılık verdi: “Utandıracak işlerin altına girme! Kapı kapı dolaşıp dilenmen, onların emrinde bir işte çalışmandan daha hayırlıdır.” [Ebu Nuaym/Hilye/( 9659-9685 )]
•Zulumle dine hizmet edilmeyeceğini düşünüyordu:
Süfyân es-Sevrî der ki: “Zâlim birinden para veya mal veya silah alıp da Allah yolunda savaşa çıkan kişi dönene kadar attığı her bir adımda lanetlenir.” [Ebu Nuaym/Hilye/(9478)]
- “Zulmü iyi veya mübah gören gerek âmir, gerek memur bütün haksızların cezası, sonsuza kadar cehennemde kalmaktır. Çünkü zulmü helal saymak da küfürdür.” (Hak Dini Kur’ân Dili)
•Bedîüzzaman Hazretleri :
وَلَا تَرْكَنُۤوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ
[“Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur.” (Hûd sûresi, 11/113).] âyet-i kerîmesi fermanıyla; zulme, değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür. [Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup (4. Mesele, 2. Nokta)]
•..Ve bazen bu harp boğuşmalarını merak ile takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik (ortak) olur. (Meyve Risâlesi/4.Mesele)
Zulme ve Zalimlere Kalben taraftar olmak insanı evinde otururken camide namaz kılıp dergahta zikir çekerken bile zalimin yaptığı her kötülüğe ortak eder..
- Pırlanta Müellifi Zalimlerle işbirliği yapmayı “Küfre Denk Günahlar” diyerek tüyler ürpertici şu ifadeleri söylemiştir :
Nifak gibi; KARANLIK ODAKLARA ELEMANLIK YAPMA, MUHBİRLİK KILIFI ALTINDA İFTİRA ve TEZVİRDE BULUNMA GİBİ, bir hareketin heyet-i umumiyesine zarar verecek tavır ve davranışlar vardır ki, bunlar KÜFRE DENK GÜNAHLARDIR. Bu tür günahların affolması için fertlerin haklarını helâl etmeleri yetmez. Zira bunlar hukuk-u ammeden sayıldığı için, bunlara hakkullah taalluk eder. [İrşad ve Nifak/Yaşatma İdeali]
ÂBİDLER YOLU
Hacı Kemal’in uzun zamandır ilgilendiği çok cömert bir iş adamı vardır. Hacı Kemal ne zaman gitse onu boş çevirmez ama eğitim hizmetlerine karşı biraz mesafeli durmaktadır. Hacı Kemal ister ki o da işin içine girsin, dışarıdan biri gibi davranmasın. Bir gün kendinden yaşça biraz küçük bir eğitim gönüllüsünü yanına alır ve bu iş adamının evine ziyarete gider.
- Olayın gerisini Abdullah Aymaz’dan dinleyelim:
“… yaşı kendinden küçük bir dert arkadaşına, ‘Gel seninle birisine gidelim. Çok sehavetli birisi… Meseleleri anlarsa, kendini adayabilir.’ der. Sonra beraber giderler. Bir tatil günü evine varırlar. Bakarlar ki, denize nâzır, bahçeli evinde uzanmış İmam-ı Gazali Hazretleri’nin ‘Âbidler Yolu’ kitabını okumaktadır. Derhâl Hacı Kemal Bey yüksek sesle ‘Yat hacı, yat… Milletin çocuğu ne idüğü belirsiz yerlerde mahvolsun, sen yat bakalım!’ diyerek bağırmaya başlar. Arkadaşı telaştadır: ‘Bu zat şimdi bizi kovar! Birazdan bizi kapı önüne bırakır!’ diye endişelenir fakat ona hiçbir şey söyleyemez. Ev sahibi gayet mülayemet ve samimiyetle ‘Gel hele hacım… Siz bizi nereye çağırdınız da gelmedik. Şöyle bir buyur bakalım.’ diyerek karşılar. Oradan ayrılıp giderlerken dertdaşı ona ‘Ya Hacı Kemal Ağabey sen ne yaptın orada öyle?’ diye sorar. O da ‘Ne yapmışım ben?’ der. Arkadaşı ‘Nasıl bağırıyordun! Az daha ev sahibi bizi kovacak diye ödüm patladı!’ deyince ‘Hiç merak etme, o bizi kovamaz. Çünkü ben on beş gecedir teheccütlerde onun için dua ediyorum ama gidelim bir başkasına aynı şeyi yapalım, o kovabilir!’ der.” [Adanmış Bir Gönül İnsanı Hacı Ata/Muhittin KÜÇÜK]
İTİKADI BOZACAK ŞEYLERDEN KAÇINMAMIZ GEREKİR
“İblis, Cinlerden Olan Bir Şeytandır”
İnsanımızın itikadını bozacak şeylerden kaçınmamız gerekir. Batının inancından yansıyan filmlerde bize ters düşen çok şey var. Onlara göre Hz. Adem’in cennetten çıkmasına sebep olan İblis, aslında bir melektir. Hâlbuki bize göre melekler Allah’a isyan etmez, günah işlemezler. (Tahrim Sûresi, 66/6 ve Nahl Sûresi 16/50 ) İblis bir melek değil; cin asıllı bir şeytandır. (Kehf Sûresi, 18/50 )
- İtikadımıza göre Samed isminin aynası olan melekler yemezler, içmezler, onlarda erkeklik ve dişilik olmaz… Ama maalesef televizyonlarda yayınlanan, Batı’da çevrilmiş bazı filmlerde kendi anlayışlarına göre, mesela ölüm meleğini vazifesini yapabilmesi için bir insanın ölmüş bedenine sokuyorlar. Yemek yiyor. Kadına şehvet duyuyor. Hatta harama giriyor. Bütün bunlar bizim Kur’ân ile tespit edilmiş iman ve itikadımıza zıttır.
Normal bir olay gibi ve sanki olabilirmiş gibi beyinlere işleniyor. Sonra da doğru imiş gibi akıl ve hafızalarda öylece kalıyor. Bu, çok tehlikeli bir şey.
Maalesef Batılıların muharref anlayışları, İsrailiyat şeklinde insanlarımızın kulaklarında da dolaşmaktadır.
- Hatta geçmiş yıllarda din bilgisi dersine giren bir müfettiş bile
“İblisin bir melek iken isyan edip günah işleyerek şeytanlaştığını” söyleme gafletinde bulunuyor. İşin künhüne vâkıf olan din bilgisi öğretmeni, müfettişi kırmamaya son derece dikkat etmekle beraber öğrencilerini yanlıştan kurtarmak için
•“Ey iman edenler! Kendilerinizi ve ailelerinizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş Cehennem ateşinden koruyun. Onun başında kaba yapılı, sert ve şiddetli melekler olup onlar asla Allah’a isyan etmez ve kendilerine verilen bütün emirleri tam yerine getirirler.” (66/6)
•“(Melekler) üstlerindeki Rab’lerinden korkar ve kendilerine ne emredilirse onu yaparlar.” (16/50)
•“Hani bir zaman Biz meleklere: ‘Âdem’in önünde Allah’a secde edin!’ deyince, onlar da derhal secdeye kapanmışlardı. Ne var ki, İblis secde etmemişti. O cinlerden idi. Günah işleyip fâsık olarak Rabbinin emrinin dışına çıktı.” (18/50) âyetlerini okuyup açıklamıştır…
Fakat sinema filmleri kafalarda öylece kalır. Bu imanî gerçeklerin mutlaka tâ baştan çok iyi belletilmesi ve yanlışlardan önce doğru olarak beyinlere kazınması lâzım ki, başka şeyler artık onlara zarar veremesin. Bu meselenin şakaya tahammülü yok. [Safvet Senih/Çitlembik]
HATA ARAMA MÜTEHASSISLARI
Safvet Senih: Bir Batı ülkesinde bir grup doktora öğrencisi…Radikal görüşlere sahip bu gençler, herkesin sorgulanmasını, herkesin hatasının ve yanlışının bulunup ortaya konulmasını istiyorlardı. Neredeyse Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) için de eğer “İsmet” sıfatı olmasa, hata ve kusur arayacaklardı.
Bir arkadaşları gelip “Bu arkadaşlar aslında iyi niyetliler. Bir görüşseniz iyi olur.” dedi. “Ama bunlarla anlaşmak zor olur.” dedik. “Mühim değil… Şimdilik bir fikirlerini dinleyin… Sonra bir iki söz söyler, ortak bir nokta bulursunuz. Şimdiye kadar okudukları şeylerin tesirindeler.” dedi.
Bir araya geldik. Onlar yine “Sahabe, evliya, Mevlana, Hanefi, Şafii, Bediüzzaman vs. kim varsa hepsi de insan, hepsi de hata yapabilir… İnsanlar bunları putlaştırıyor. Birer birer ele alınıp hata, kusurları bulunmalı ve bunların bizim gibi insan oldukları açıkça gösterilmeli…” dediler.
- Bir arkadaşımız:
“Bunda şüphe mi var? Bediüzzaman Hazretleri de bunu söylüyor ve kendisini hatasız zannetmenin hata olduğunu ilan ediyor… Ama insanların ortak saygı duydukları, sözünü dinleyecekleri birisinin de olması lâzım. Bir söz kesene ihtiyaç oluyor. Siz işi gücü bırakıp hata aramaya kalkarsanız bu sefer saygıyı da ortadan kaldırırsınız. Ve sizin için takdir edilip verilen hüküm ve teklifleri, bütün insanlığın faydasına bile olsa yapmak için kabule yanaşmazsınız. Çünkü, “Bir sürü hatasını bulduğumuz bu adam, benim hakkımdaki hüküm ve tavsiyesinde de yanılmış olabilir.” diyerek nefsinizi dinlersiniz. Bir kul olarak hata yapabileceğini kabulle beraber, hep hayırlı söz söylemiş, hayırlara sevk etmiş, hep isabet etmiş bir büyüğün hata ve kusurları ile uğraşmanın zarardan başka ne faydası olabilir?
Bizim en büyük üç düşmanımız var. Cehâlet, fakirlik ve ihtilaf… Bunlara karşı ilim, marifet ve ittifak silahı ile mücadele edeceğiz. Ama en mühim bir meselemiz de haram ve yasakları terk ederek başıboşluğu bırakıp itaat etmektir…
- İnfirâdîlik, kendini düşünme, egoyu öne çıkarma, hürmet ve saygıyı yıkıp, meşveretten uzak durma bize göre değildir.
Vefa gibi ağır bir yükün altına girmek istemeyenler, hatır gönül tanımayanlar, toplumu birbirine bağlayan rabıtaları koparmış olurlar. İşte bir kısım toplumların hızla yalnızlık girdabına doğru sürüklenişinin gerçek sebebi budur.
Şimdi sımsıcak aile yuvaları ve birbirini kardeşten öte sevip sayan samimi insan grupları yerine; Batı toplumlarında boşanmaya aday aile birliktelikleri ve menfaatlerin bir araya getirdiği çıkar toplulukları var… Bu girdaplara karşılık, şimdilik birer küçük huzur adacıkları gibi olsalar da samimi sıcak topluluklar da var. Bir gün öbek öbek parıltılar halinde dünyanın her tarafını saracak ve cihanı aydınlatıp geçici de olsa dünyayı bir cennete çevireceklerdir.
Onun için kudsî rehberlerin sözlerini dinlemek, fedakâr bir ruhla Allah için koşturmak gerektir. Nefsânîliğe ve infiradî düşünceye sahip egoist ruhların ise böyle bir yükün altına girmesi akıldan uzak görünüyor. [Safvet Senih/Çitlembik]
HİMMET VE HEDEF
Japon sazan balıklarının, enteresan özellikleri vardır. Bu balık, yavru iken küçük bir kabın içine konulduğunda sadece sekiz santim büyümektedir. Eğer konulduğu kap biraz daha büyük bir kapsa kabın büyüklüğü nisbetine göre bu balık da on beş, yirmi santime kadar büyüyebilmektedir. Hatta bu balık küçük bir havuza konulduğunda boyu yarım metreye kadar ulaşabiliyor. Daha da enteresanı bu balık, büyük bir göle bırakıldığında boyunun bir metreye kadar ulaşmasıdır…
Bu örnekten yola çıkarak şöyle düşünmeye başladım. Demek ki insanın hedefleri büyük olur ve o hedeflere göre himmeti de âli olursa, elde edeceği neticeler de o kadar büyük olur. Onun için “Kimin himmeti milleti ise, o kişi tek başına bir millettir.” denilmiştir.
İşte böyle yüce bir dava ve himmet sahibi olan Hz. İbrahim aleyhisselam hakkında Kur’an-ı Kerimde: “Gerçekten İbrahim, hak dine yönelen, Allah’a iteat üzere bulunan, tek başına bir ümmet, bütün hayırlı halleri kendinde toplayan bir önder idi.” buyurulmuştur (Nahl suresi, 120).
Demek ki hedef ve himmetleri büyük tutmak gerekiyor. (Safvet Senih/Çitlembik)
***