□Nasıl Kurtuldular?
□Kalb Ölmemişse..
□Nasıl dik durdu?
□Sizin Yüzünüzden..
□En Sevdiği Şey..
***
NASIL KURTULDULAR?
Abbasi halifesi Mansur, toplum üzerinde ağırlığı olan, sevilen, sayılan ilim sahiplerine kadılıklar vererek kendi iktidarı için kullanmak istiyordu. Bunun için İmam-ı Azam Ebu Hanife, Süfyan-ı Sevri, Mi’sar ve Şerik’i huzuruna çağırdı. Çok kişilerin olmak için can attığı Mansur’un verdiği vazifeyi kabul etmek, cehenneme bilet almak gibiydi. Mansur’un bütün zulümlerine ortak olmak demekti.
Zira kadılar üzerinde baskı vardı. Adil karar vermek mümkün değildi. Mansur’un vereceği görevi kabul etmemek için kendilerine göre planlar yaptılar.
EBÛ HANÎFE, Mansur’un yanına girdiğinde:
– Ben Arap değilim. Araplar kendilerinden olmayan birisini başlarında görmeyi kabullenemezler. Hem ben kadılık yapamam. “Yapar” diyorsanız ben yalan söylemiş oluyorum. Yalancı kadı olamaz, dedi. Verilen görevi kabul etmediği için zindanlara atıldı ve kırbaçlar altında son nefesini verdi.
SÜFYAN-I SEVRÎ, Mansur’un elçisine yakalandı. Tuvalet ihtiyacı için elçiden izin istedi. Süfyan o sırada kıyıda hareket etmek üzere olan bir gemi gördü. Kaptan’a:
“Beni gemiye almazsan bıçaksız boğazlanacağım” dedi. Kaptan onu gemi direğinin arkasına gizledi. (Süfyan burada Peygamber Efendimiz (sav) in: “Kim (adaleti sağlamanın mümkün olmadığı zamanlarda) kadı yapılırsa bıçaksız boğazlanmıştır” (Ahmet bin Hanbel, Sünen, 2/365, İbn-i Mace, 2308 numaralı) hadise atıfta bulunmuştu.
MÎ’SAR, Mansur’un yanına girince:
“Elini bana ver. Sen çocukların ve hayvanların nasıl?” diye sorunca Mansur:
“Bunu dışarı çıkarın. Bu adam deli. Deliden kadı olmaz” dedi.
ŞERİK ise Mansur’un yanına girince: “Ben kafası az çalışan bir adamım” deyip kadılığı kabul etmek istemeyince Mansur:
“Bu görevi üzerine al. Bulamaç aşı yeyip nebiz şarabı içersen aklın artar” dedi.
Şerik, zalimlere destek anlamına gelen kadı olmayı kabul edince başta Sevri olmak üzere, yapılacak haksızlıklara ortak olmamak için onunla arkadaşlıklarını sona erdirdiler. (Akıllı Deliler Kitabı, Ebu’l-Kasım en-Neysaburi, Türkçesi: Yahya Atak, Şule Yayınları, 2003, İstanbul, sayfa: 62)
***
KALP ÖLMEMİŞSE
Basra’da Muhammed bin Süleyman adında despot, zalim bir vali vardı. Namaz kılıyor, Kur’an okuyor ve Cuma günleri insanlara kendisinin söylediklerinin tam tersini yaptığı adil ve doğru olmayı ve iyilik yapmayı emrediyordu.
Basra’da kendilerini ibadete adayan bir grup, söylediğinin tersini yapan zalim valiye yaptıklarının yanlışlığını anlatmaya karar verdiler. Ebu Said adında adı deliye çıkan, ihlaslı, hatip, veli bir zattan başkasının bunu yapamayacağını düşündüler. Ebu Said’i çağırıp buna ikna ettiler. Vali Cuma günü minberde adaletli olmayı ve iyilik yapmayı emretmeyi anlatırken Ebu Said etkileyici bir üslupla:
– Ey Muhammed bin Süleyman! Yüce Allah kitabında: “Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmadıklarınızı söylemeniz Allah’ın yanında büyük bir gazaba sebep oluyor” buyuruyor.
Ey Muhammed bin Süleyman! Ölüm meleği evine girene kadar yaptığın işlerden sorumlusun, dedi. Vali bu konuşmadan etkilendi gözyaşlarına boğuldu. O zamana kadar yaptıklarından pişman oldu. Konuşamadı. Kardeşi Cafer, minberin yanında ayağa kalktı ve onun yerine konuştu. Daha sonra vali kendisine çekidüzen verdi ve sevilen bir şahıs oldu.
(Akıllı Deliler Kitabı, Ebu’l-Kasım en-Neysaburi, Türkçesi: Yahya Atak, Şule Yayınları, 2003, İstanbul, sayfa: 134)
Ölmemiş kalbe sahip olanlar, nasihatlerden ders alır. Ölmüş kalp sahiplerine gelince, nasihat onlara fayda vermez, hatta damarlarına dokunur, kinleri katlanır, zulümlerini daha artırır ve ahiretlerini berbat ederler. Onlardan iyi bir şey yapmasını bekleyenler, ümitlerinin boşa gittiğini öğrenir ve hep hayal kırıklığına uğrarlar. Ancak ümitlerini Allah’a bağlayıp zalimlere karşı şartlara göre gerekenleri yaptıktan sonra Allah’a tevekkül edenler kazananlar listesine isimlerini yazdırırlar.
Rabbim merhametiyle kusurlarımızı bağışlayıp zalimleri bize musallat etmesin. Musallat olmayı düşünen zalimler varsa haklarından gelsin.
***
NASIL DİK DURDU?
Tarihte zalim insanlar, zulümlerini devam ettirebilmek için
▪︎birbirlerine benzer makam dağıtma,
▪︎itaat etmeyenlerin mallarına el koyma,
▪︎veya dalkavuklarına mal dağıtma,
▪︎korkutma,
▪︎çocuklarıyla tehdit,
▪︎ırkçılık,
▪︎enaniyeti okşamak,
▪︎eğlenceler içerisinde, tembelce rahat yaşamayı sağlayacak şartlar hazırlama gibi metotlarla insanların zaaflarından istifade ederek kendilerine bağlamışlardır.
Bu ve benzeri yollarla elde edemediklerini ise acımasız, zalimce yok etmişlerdir. Tarihin kaydettiği en zalim kişilerden birisi Emevi komutanlarından Haccac’dır. Haccac, insanların kadın, para gibi zaaflarını kullanarak avlamıştır. Meymun Vasıti’nin Haccac’a yaptığı işlerin yanlışlığını anlatarak nasihatlerde bulunuyordu. Haccac ise onu kendi adamı yapmak istiyordu.
İkisi görüşürken Haccac: “Ya Emles”!” diye seslenince dünya güzeli bir cariye içeriye girdi. Meymun cennetteki hurilerin daha güzel olduğunu ve onlara talip olduğunu söyleyerek Emles’i reddetti.
Haccac kendisine 4 000 dirhem verilmesini emretti. Meymun: “Onu kimlerden çaldıysan sahiplerine iade et. Cömert hırsız olma” dedi ve çekip gitti. (Akıllı Deliler Kitabı, Ebu’l-Kasım en-Neysaburi, Türkçesi: Yahya Atak, Şule Yayınları, 2003, İstanbul, sayfa: 167)
Meymun Vasıti, Haccac’ın kadın, para tekliflerini reddetmiş ve dik durmuştu. Fakat kaç insan öyle iradeli olabilir ki?… Ne kahraman olacak kişiler, teklif edilen şeyler karşısında yerlere serilmiş, dünyevi bazı menfaatler için sonsuz hayatlarını cehenneme çevirmişlerdir.
Rabbim merhametiyle bizleri zalimlerin tuzaklarına düşmekten muhafaza buyursun.
Hak Dostu ne güzel söyler ( 30/07/2017 );
Allah, alınıp-satılmaktan, peylenmekten muhafaza buyursun. Bizim sevdamız, -esasen- gözümüzün nuru, aşk u iştiyak içinde beklediğimiz tek şey, tek şey, Cenâb-ı Hakk’ın teveccühü ve Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın da “Bunlar da bizdendi!” demesi. Bir iddia yok… Defaatla dedim, “Sizin içinizde bulunduğumdan dolayı, Cenâb-ı Hak, mahşerde bana da ‘Yaramaz, sen de geç!..’ falan der mi?!.” Evet, kendime böyle baktım ve bunları başkalarının yaptığı gibi bir “Estağfirullah!” yatırımı için de değil, inandığım için yaptım.
***
SİZİN YÜZÜNÜZDEN
Bir gün deli olarak bilinen velilerden Behlül Abbasi halifelerinden Harun Reşid’e: “Ey Mü’minlerim Emiri! Allah’ın huzuruna gittiğinde senden zerre kadar küçük şeylerin hesabını isterse” deyince Harun Reşid gözyaşlarına boğulmuş. Muhafızlardan birisi: “Yeter ya Behlül! Mü’minlerin emirinin canını yaktın” deyince Behlül:
“Onu sen ve senin gibiler bozdu” demiş. (Akıllı Deliler Kitabı, Ebu’l-Kasım en-Neysaburi, Türkçesi: Yahya Atak, Şule Yayınları, 2003, İstanbul, sayfa: 110) Tarihin sayfaları arasında zalim olarak adı yazılmış nice kişilerin etrafını çevreleyenler,
▪︎dalkavukluk yapmasalardı,
▪︎o zalimleri zulümlerinden vazgeçirecek tavırlar sergileyebilselerdi;
▪︎zalimler yanlışlarından vazgeçer,
▪︎ahiret hayatları adına çok önemli kazançlar elde ederlerdi.
Zalimlerin etrafını kuşatanlar,
▪︎çeşitli etkenlerden dolayı yapmaları gereken kahramanca davranışların yerine yalakalık yapmış,
▪︎doğru söyleyenlerin hakikati söylemelerine engel olmuş,
▪︎haksızlıkların devamına sebep olmuş,
▪︎hem kendilerini, hem de başlarındaki kişileri cehenneme atmışlardır.
***
EN SEVDİĞİ ŞEY
Abbasi halifesi Harun Reşid hacca gitmişti. Dönüşte Behlül’ün getirilmesini istedi. Görevliler Behlül’ü getirdiler. Harun Reşid’in gelmesini beklerken görevlilerden birisi: “Emirü’l-Mü’minin gelince ona dua et” dedi.
Harun Reşid içeriye girince Behlül ona: “Ya Emire’l Mü’minin! Allah’tan sana bol rızık vermesini ve seni zengin etmesini dilerim” dua etti. Harun Reşid güldü ve: “Amin” dedikten sonra çıkıp gitti.
Kufe’nin güvenlik amiri Behlül’ü ensesinden itti ve: “Mü’minlerin emirine böylemi dua ediyorsun ya mecnun” diye çıkışınca Behlül: “Mü’minlerin emirine dirhemlerden daha sevimli bir şey yoktur” diye karşılık verdi. Bu haber Harun Reşid’e ulaşınca: “Yalan söylememiş” dedi. (Akıllı Deliler Kitabı, Ebu’l-Kasım en-Neysaburi, Türkçesi: Yahya Atak, Şule Yayınları, 2003, İstanbul, sayfa: 111)
İnsanoğlu, eskilerin ifadesiyle şikemperver (doyma bilmeyen) bir varlıktır. Nefsini terbiye etmemişse bir dere dolu altını olsa ikincisini ister. İki dere dolusu olsa üçüncüsünü ister. Böyle hırslarına mağlup olan kişilerin gözünü Peygamber Efendimiz (sav) in beyanıyla ancak toprak doyurur.
Onun için başka bir hadis-i şerifte: “Faydasız ilimden, ürpermeyen kalpten, ağlamayan gözden, kabul edilmeyen duadan ve doymayan nefisten Allah’a sığınırım” buyurmuştur.