Hırsızlık, Rüşvet Ve Devlet Malını Yemek (Gulûl)  

ZUHUR EDEN BAZI GÜNAHLAR VE SONUÇLARI

HIRSIZLIK, RÜŞVET VE DEVLET MALINI YEMEK (Gulûl)

***

ZUHUR EDEN BAZI GÜNAHLAR VE SONUÇLARI

  • (5898)- İbnu Abbâs radıyallahu anhüma anlatıyor: 

Bir kavimde gulûl (denen devlet malından hırsızlık) zuhûr ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar.

Bir kavim içinde zina yayılırsa orada ölümler artar.

Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser.

Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır.

Bir kavm ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder.”

[Muvatta, Cihâd 26, (2, 460).]

AÇIKLAMA:

A-) Hadis zahiren mevkuftur. Yani İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ’nın sözü gözükmektedir. Ancak içtihadla söylenemeyecek meselelere temas edildiği için bu, hükmen merfu (Resûlullah sözü) kabul edilmiştir.

B-)Resûlullah bu hadislerinde cemiyeti ayakta tutan temel ahlâkî umdeleri zikretmektedir. Böylece, İslâm nazarında, içtimâî saadet ve medenî terakki ile ahlakî yapının yakın ilgisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bu içtimâî dinamikler:

  • *Devlet malının yağmalanmaması,
  • *Namus ve iffet,
  • *Ölçü ve tartılarda dürüstlük,
  • *Mahkemelerde adalet,
  • *Ahde vefa.

C-) Bu hususlarla ilgili olarak Zürkânî’nin kaydettiği bazı açıklamalar şöyle:

1) Gulûl: 

Ganimete yapılan hıyanettir. [Bunun her çeşit devlet malına yönelen hırsızlık ve yağmayı ifade ettiğini daha önce açıkladık.] Ganimetten çalma mukabilinde kalbe atılan korku için: “Çünkü mal kalbi takviye eder, haram yolla alınca korkarlar” denmiştir.

İbnu Abdilberr der ki: “Bu korku, düşmanlarındandır, onlardan korkarlar ve bir daha karşılaşmak istemezler, düşman da onlara galebe çalar. Şu da bilinmeli ki, bu korku sadece hırsızlığı yapanlara mahsus değildir, yapmayanlar ve onu uygun bulmayanlar da bundan hariç kalmazlar. Durumu düzeltmeye güç olduğu halde müdahale etmezler, kalpleri bu işi reddetmezse, korku herkese şâmil olur.

  • Nitekim ayette Rabbimiz Teâla hazretleri (meâelen): 

“Keşke sizden önceki nesillerden, yeryüzünde fesadı önlemeye çalışan ilim ve fazilet sahipleri bulunsaydı. Ancak onlardan kurtardığımız pek azı bunu yaptılar. O nesillerden zulmedenler ise zevklerinin peşine düştüler ve mücrimler olup çıktılar” (Hud 116).

Keza şu ayet var: “Onlar kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, biz de kötülükten sakındıranları kurtarıp, zulmedenleri ise Allah’a itaatten çıkmakta ısrar etmeleri yüzünden şiddetli bir azabla yakaladık” (A’raf 165).

2)

Zinayı, gücü yetenler müdahale edip önlemezlerse o cemiyette ölümler artar. Bununla ilgili olarak Benî İsrail’den kıssa gelmiştir.

3)

Ölçü ve tartıda hile, rızkı kökten kaldırmaz, bereketi kaldırır, darlığa sebep olur. 

Dolayısıyla bu hadisle “Kul işlediği günah sebebiyle rızıktan mahrum kalır” hadisi veya “Rızkı, ne taat artırır, ne de masiyet eksiltir” hadisi arasında münafaat yoktur. (Çünkü birincide rızıktaki bolluk maksuddur, ikincide ise rızkın aslı yani zaruri olan, hayatın idamesine lüzumlu olan miktardaki hakiki rızıktır. Öteki ise mecazidir, onda artma eksilme olabilir. Ayetle garanti altında olduğu bildirilen rızık da bu ikinci rızıktır).

4-

Hadis haksız yere verilen hükme yani adaletsizliğe, ceza olarak kanın yaygınlaşmasını gösteriyor. Yani adaletsizliğin hakim olduğu cemiyetlerde anarşi olacak, isyan olacak, mahkemelere güvenini kaybeden insanların, haklarını kendileri alma veya koruma gayretine düşeceklerini, bütün bu durumların cemiyeti yıkıma götüren kan dökme (=anarşi) hadiselerini yaygınlaştıracağını ifade ediyor. Bu sebepledir ki bütün İslâm cemiyetleri “adalet”i mülkün yani devletin temeli bilmiştir.

5-

  • Son husus ahde vefadır. Kur’ân mükerrer ayetleriyle ahde vefayı, verilen sözün tutulmasını emretmektedir.
  • Resûlullah bu hadiste vefasızlığın cezasını ve müeyyidesini hatırlatmaktadır: “Düşmanın tasallutu.”
  • Bu içtimâî marazların bir hadiste ve belli bir sıraya göre zikri tesadüfen olmayabilir.
  • Yani devlet malından hırsızlıkla başlayan tefessüh zina, ölçütartıda hile, adaletsizlik muhtelif safhalardan geçerek ahde vefasızlık noktasına ulaşmakta, Cenab-ı Hak düşmanlarını musallat ederek büyük bir ceza vermektedir:
  • Bu cemiyet ya esarete düşecek, ya da dağılıp yok olacak. Musibetlerin tokadıyla uyanıp kendine gelmek, yeniden kurtuluş vetiresine girmek de bir başka ihtimal. Zira ayet-i kerimede, kendinde olan kötülükleri bertaraf eden kavme kurtuluş vaadedilmektedir (Ra’d 11).
  • [İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi,
  • Akçağ Yayınları: 16/367-369.]

***

HIRSIZLIK, RÜŞVET VE DEVLET MALINI YEMEK (Gulûl)

  • Hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk, dinimizin çirkin gördüğü en büyük günahlardandır.
  • İslam’da, helal alışverişe dair bazı şekil ve şartlar konmuş, bunların dışındaki yolların haram olduğu belirtilmiş ve inananlara bu yönde yer yer hem ikazlar yapılmış hem de müjdeler verilmiştir.

Âdil idareci, emin emanetçi, dürüst tüccar ayet ve hadislerde sena edilmiş, zalim, hain, aldatan kimseler ise kötülenmiş, ağır cezalarla tehdit edilmişlerdir.

İnananların karşılıklı para ve mal mübadeleleriyle alakalı olarak umumi bir hitap şeklinde Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda meşrû olmayan yollarla yemeyin. Karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yapmanız ise, elbette meşrûdur.”(Nisa Suresi, 4/29.)

Efendiler Efendisi, emin ve dürüst tüccarla alakalı olarak şu beşaret dolu beyanda bulunmuştur:

“Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli, (âyette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir.”(Tirmizî, büyû 4)

Adil devlet başkanı hakkında ise şu müjde verilmiştir:

“Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah’ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir.”(Buhârî, edep 36.)

Çalıp gasp etmenin çeşitlerinden biri olan arazi ihlaliyle alakalı olarak Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

مَنْ ظَلَمَ قِيدَ شِبْرٍ مِنَ الأرْضِ طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ❊

“Kim bir karışlık yeri haksız olarak elde ederse, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”(Buhârî, mezâlim 13.)

Hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracılık yapmak üzere kendisine müracaat eden bir sahabiye ise Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu ibretlik ikazda bulunmuştur:

وَايْمُ اللَّهِ لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتْ لَقَطَعْتُ يَدَهَا❊

“Allah’a yemin ederim ki, kızım Fatıma da çalsa, elini keserim.”(Buhârî, enbiyâ 54, Megâzî 53.)

Hırsızlığın cezasıyla alakalı olarak da Kur’an’da şöyle buyrulur:

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Hırsız erkek ile hırsız kadının irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah tarafından insanlara ibret verici bir ceza olmak üzere ellerini kesiniz! Allah azîz ve hâkimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.)”(Maide Suresi, 5/38.)

  • Hanefilere göre el kesme cezası, ancak korunmuş bir yerde bulunan ve değeri en az on dirhem olan bir şeyin çalınmasından dolayı gerekir.
  • Miktarı, bahsedilen ölçüden az olan veya korumasız bir yerde bulunan malın ya da paranın alınmasıyla el kesilmez.
  • Şafiî ve Malikîlere göre ise bu miktar, dinarın dörtte biri, yani 3 dirhemdir.
  • 10 dirhemle, Efendimiz zamanında iki kurbanlık koyunun alınabildiği düşünülürse, Hanefilerin belirlediği bu miktar bugün yaklaşık olarak 1000, Şafiî ve Malikilerin tercih ettiği miktar ise 300 liradır. [Cassas, Ahkâmü’l-Kur’an, 4/64-65; Hamdi Döndüren, Delilleriyle Ticaret İlmihali, s. 367.]
  • Ayrıca hırsızlıktan dolayı el kesme cezasının verilebilmesi için, çalınan malın korunmuş bir yerde olması gerekmektedir.

Rüşvet

Rüşvet, kelime olarak yağcılık ve hedefe ulaşma manalarına gelir. Istılahta ise, bir idareciye, yetkiliye ya da hâkime, menfaat sağlayacak şekilde karar vermesi için verilen gayr-ı meşru para demektir. Diğer bir tarife göre rüşvet, bir hakkın iptali veya bir bâtılın hak kılınması için verilen şeydir. [Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, XXII, 219.]

Rüşvet, hem ayetlerde hem de hadis-i şeriflerde büyük bir günah olarak zikredilmiş ve lanetlenmiştir.

Yahudilerin sıfatlarından bahsedilirken onların rüşvet yedikleri ayette şöyle beyan edilmiştir:

سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ❊

“Yalan dinlemeye çok meraklı, haram yemeye pek düşkündürler.” Haram, yani rüşvet yiyenler, rüşvete göre hüküm veren Yahudi hâkim ve fakîhleridir. (Maide Suresi, 5/42, Suat Yıldırım, Kur’an-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali.) Ayetteki “suht” kelimesinin bereketi giderici manası da vardır.

Rüşvet verenler, alanlar ve buna aracılık yapanlar Efendimizin beyanlarında lanetlenmiştir. Allah Resulü bir hadislerinde şu tehditkâr beyanda bulunmuştur:

  لَعَنَ اللهُ الرَّاشِيَ وَالْمُرْتَشِيَ وَالرَّائِشَ❊

“Allah, rüşvet verene de alana da, ikisi arasında aracılık yapana da lanet etsin.” ( İbn Ebî Şeybe, musannef, IV, 144.) Diğer bir rivayet şöyledir:

لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي❊

“Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) rüşvet alana da verene de lanet etmiştir.” (Ebu Davud, Ekdıyâ 4.) Tirmizî’deki rivayette, hadisin sonunda “filhükmi” ifadesi de vardır. Yani hâkimlikte, hüküm vermede rüşvet veren ve alan lanetlenmiştir. İbn Mâce’deki rivayet ise şu şekildedir:

لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي❊

“Allah’ın laneti rüşvet veren ve alan üzerinedir.”(İbn Mâce, ahkâm 2.)

  • Rüşvet ya birisine zulmetmek, onun hakkını yemek için verilir veya hakkı olan fakat verilmeyen bir şeyi elde etmek için yahut da ortada olan bir zulmü defetmek için verilir.
  • Birinci çeşit rüşvet haram kılınmış, lanetlenmiş, diğerleri ise bu kategoride değerlendirilmemiştir.
  • Kişinin, gasbedilen hakkını almak için başka yol kalmadığı takdirde veya maruz kaldığı zulmü defetmek için verdiği rüşvetin haram kısma dâhil olmadığı, böyle durumlarda günahın rüşvet isteyene yazılacağı söylenmiştir. [Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, XXII, 222.]

DEVLET MALINI YEMEK (Gulûl)

  • Umumî manâsıyla gulûl, hakkı olmayan bir şeye el uzatma, ondan yararlanma, emanete hıyanet etme demektir.
  • Daha hususî çerçevede ise, taksimat yapılmadan önce ganimet malından bir şeyler aşırma, kamu malından gizlice bir şeyler alma, devlet malında suistimalde bulunma manâlarına gelir.

Bu büyük günahla alakalı olarak Kur’an’da Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

“Emanete hıyanet etmek, bir peygamberin yapacağı iş değildir. Her kim hıyanet edip de ganimetten veya kamuya ait hâsılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününe o vebalini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir. Sonra her kişiye kazandığı şeylerin mükâfatı veya cezası eksiksiz verilir. Ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.” (Âl-i İmran Suresi, 3/161.)

Âyet-i celilenin devamında

وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ❊

buyruluyor. Gulûl, ganimet mallarından gizlice bir şeyler alma manâsına geldiği gibi, insanın hakkı olmadığı hâlde el uzattığı her şey gulûl kategorisine girer.

  • Mesela insanın, iş başına geçtiği zaman bir kısım spekülasyonlarla mal edinmesi, tahsisât-ı mestureden (örtülü ödenek) kendi hesabına bir şeyler kaydırması ve bu tür haksızlıkları irtikâp ederken, bir de kılıf bularak, “Ben de burada çalışıp çabalıyorum.
  • Ben olmasaydım bunca birikim yapılamazdı.” gibi ifadelerle gayr-i meşru fiilleri meşru gibi göstererek kendi hesabına bazı şeylerden istifade etmesi gibi hususların hepsi gulûl kategorisi içine girer.
  • Hatta hakkı ve liyakati olmadığı hâlde milletin idaresine talip olan bir insan da milletin hukukunu gallediyor, onların hukukuna tecavüz ediyor demektir. [Yenilenme Cehdi]

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sık sık ümmetini gulûlden sakındırmıştır.

Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:“Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) aramızda ayağa kalkarak gulûlü andı. Onun din nazarındaki ne kadar çirkin ve büyük bir günah olduğunu, ne kadar feci akıbetlere sebep olacağını anlattı. Sonra da şöyle buyurdu: “Sakın sizden birinizi Kıyâmet günü, boynunda böğüren bir deveyle gelip “Yâ Resûlallâh beni kurtar!” demesin. Ben orada “Senin için bir şeye mâlik değilim; ben sana teblîğ ettim” derim…” Allah Resulü bu ifadelerini aynen tekrarlayarak beş şeyi daha saymıştır. Bunlar sırasıyla, at, koyun, çığlık atan bir kimse, elbise ve altın-gümüştür. ( Müslim, imâre 24.)

Başka rivâyetlerde ayakkabı bağı, iğne, iplik ve hattâ bunlardan da değersiz devlete ait şeyleri çalmanın da aynı şekilde gulûl olduğu, ganimetten böyle değersiz bir şey çalmış olarak cephede ölen bir askerin şehitlik mertebesini kaybedeceği belirtilmiştir.

Başta Müslim’in Sahîh‘i olmak üzere, hemen hemen bütün hadis kitaplarında rivâyet edilen şöyle bir hadise vardır:

Adiyy b. Amîre el-Kindî anlatıyor: “Hz. Peygamber’in şöyle söylediğini işittim: “Sizden kimi bir iş için tâyin ettiğimizde, o bizden bir iğneyi veya iğneden daha değersiz bir şeyi gizleyecek olsa bu bir gulûldür (hıyânettir). Kıyâmet günü onunla gelecek ve onunla rezil olacak).” Bu sözü işiten Ensâr’dan siyah bir adam, memuriyetin helâk edici mesuliyetinden korkarak ayağa kalkıp: “Ey Allah’ın Resûlü bana verdiğin memuriyeti geri al” dedi. Hz. Peygamber: “Bu da ne demek?” diye sordu. Adam: “Senin şöyle şöyle söylediğini işittim” deyince Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) meselenin ehemmiyetini te’kîden şu cevabı verdi: “Ben aynı şeyleri şimdi bir kere daha tekrar ediyorum: “Sizden kimi bir vazîfeye tâyin edersek, az çok ne elde etti ise getirsin. Ondan kendisine tarafımızdan verileni alsın, men edilenden kaçınsın.” (Müslim, imâre 30.) Bir başka hadiste bu manâ şöyle te’kîd edilir: “Bir iğne, bir parça iplik de olsa ganîmet malını getirin. Kim ganîmetten bir iğne veya iplik çalacak olsa, Kıyamet günü, o kimse getirecek durumda olmadığı halde onu getirmesi istenerek devamlı azâb edilir.” [İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 7/406-408]

Bu mevzûda Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka tembih ve emri de şu şekildedir:

“Bir iğne bir iplik de olsa ganîmet malını getirin. Zîra gulûl, Kıyâmet günü buna tevessül eden kimse için rüsvaylıktır, ateştir, yüz karasıdır.” [İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 7/406-408]

Devlet malını yemekle alakalı diğer bir rivayet de şöyledir: Muâz b. Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni Yemen’e göndermişti. Yeni hareket etmiştim ki, arkamdan birini göndererek geri çağırdı. Yanına varınca, “Sana niye adam gönderip (geri çağırdığımı) biliyor musun?” buyurdular ve ilave ettiler: “Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın. Zîra bu gulûldür (hırsızlıktır). Kim gulûl yaparsa, aldığı şeyle kıyamet günü (Allah’ın huzuruna gelir). İşte bu (hususu tembih etmek için) seni çağırdım, artık işine gidebilirsin.” ( Tirmizî, ahkâm 8.)

Devlet reisi ve devlet kademelerinde idareci olarak çalışan kimselerin kendilerine gelen hediyeleri almaları, harama yakın mekruh olarak görülmüştür. Hâkimin hediye alması ise icma ile haramdır. Müftülerin hediye almalarının da haram olduğu söylenmiştir. [Mevsûatü’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye, XXII, 223.]

Kaynak:

Hırsızlık, Rüşvet ve Devlet Malını Yemek (Gulûl)

Bu yazı 77 kez okundu