43-İhtiyaç Tesellisi

Başa gelen musibetlerin bir sebebi de onlara ihtiyaç duyuluyor olmasıdır. Firavun, Musa Peygamber için bir ihtiyaçtı. Ebu Cehil, Efendimiz (sav) için bir ihtiyaçtı. Bu kötü karakterler, dinlerin yayılmalarına farkında olmadan iyi karakterler den daha önemli katkılar yapmışlardır. Nemrut, İbrahim Peygamber için bir ihtiyaçtı. Hz. Mevlana, “Nemrut’un ateşi İbra him’in tevekkülünü artırdı ” der (Mesnevi, Cilt 6). Mucizelerin yaratılması da bu olumsuz karakterler sayesinde olmuştur.

Firavun, sihirbazlarını Hz. Musa’nın karşısına çıkararak, ilk defa bir insanı rakip olarak kabul etmiş ve dikkatlerin onun üzerine yönelmesine vesile olmuştur. Odaklanma duygusunun yüksek olduğu ve kimsenin bir işle meşgul olmadığı kuşluk vakti seçilmiş ve Hz. Musa ile Firavun’un sihirbazları müsabakaya tutuşmuşlardır. Daha müsabaka başlamadan anlaşılmıştır ki, Firavun’un dahi dikkate aldığı mühim bir zat söz konusu. İlahi vahyi duyurma imkanları kısıtlı olan Hz. Musa, bu olay vasıtasıyla mesajını herkese bir anda ulaştırabilmiştir. Ebu Cehil, Arap yarımadasının meşhurlarındandı. O birisine düşman olmuş diye duyulduğunda, bu olay herkesin dikkatini fevkalade çekmiştir. Nemrut’un karşısında Hz. İbrahim’in durumu da pek farklı değildir.

Musibetlerin ihtiyaçlarla ciddi bir alakası vardır; ancak ihtiyaçlar Maslov’un hiyerarşisinde olduğu gibi güvenlik ihtiyacı, gıda ve barınma gibi fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarla sınırlı değildir. İnsanın üzülmeye de, musibete de, yadırganmaya da, incinmeye de, hayal kırıklığına da ihtiyacı vardır. İnsanın hatırlamaya ihtiyacı olduğu kadar unutmaya da ihtiyacı vardır. İnsanın sevmeye ihtiyacı olduğu kadar nefret etmeye de, yükselmeye ihtiyacı olduğu kadar düşmeye de, varlık sahibi olmaya ihtiyaç duyduğu kadar yoksunluğa da ihtiyaç duymaktadır. Kimin neye ihtiyacı varsa, o olacaktır.

Mevlana Hazretleri şöyle buyurur: “Dert nerede ise deva oraya gider. Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider. Soru nerede ise cevap oraya gönderilir. Gemi nerede ise su oradadır. Suyu bulmak istiyorsan susuzluğu elde et ki, sular fışkırmaya başlasın” (Mesnevi, Cilt 3). Halil Cibran da, ”Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz” derken bu gerçeği kastediyor olmalıdır. İnsanın gerçekte neye ihtiyaç duyduğu, onun beden ve ruhunun tamamını gören Cenab-ı Allah tarafından bilinebilir. Eğer nimet lazımsa nimet, musibet lazımsa musibet gelir. Lazım olduğunda musibet de bir nimettir. İnsanın baş ağrısına ihtiyacı olabilir mi? Beden ve nefs bakımından bunun bir gereksinim olmadığı açıktır (;) ancak nefsin bir şeye ihtiyaç duymaması, ruh ve kalbin de ona gereksinim duymadığı anlamına gelmez. Sufiler derler ki, nefse lezzet veren pek çok şey ruha acı vermektedir, ruhta tat bırakan pek çok şey de nefste keder olarak hissedilir. Oruç nefse acı verse bile ruh ve kalp için bir lezzet, bir gıda ve bir ihtiyaçtır. Efendimiz (sav) bir hadislerin de “Ben açlıkla doyuruluyorum” buyururlar.

Yerde yürüyen karınca gıdasını istediğinde, Cenab-ı Hakk güneşi, bulutları harekete geçiriyor da, kalbimizin gıdası olan hüzne gereksinim duyduğumuzda, o gıdayı sağlayan musibetleri harekete geçirmeyecek midir? Yarabbi bana gıdamı, yani hüznümü ver diye inleyen kalbin bu duası kabul olmayacak mıdır? Musibetin her türü, ruh ve kalpteki ihtiyaçlar açısın dan gıda hükmündedir. Kim her neye ihtiyaç içerisindeyse, o konuda aç demektir. Ve o açlığını giderecek olan şeyin duasın dadır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ ne ism-i azam’dan sorulduğunda, hiç duymadığımız bir cevap verir; Cu’, yani açlık. Hazret, bu tespitiyle maddi ve manevi açlığın, varlıkları Rahman ismiyle münasebete geçirdiğini ve bu sayede kendisi ism-i azam olmayan ‘açlık’ hakikatinin ism-i azam olma ihtimali yüksek olan Rahman ismine götürdüğünü vurgular. Herkes işe ihtiyacı olduğunu düşünür (;) ama kimi zaman insanın işsizliğe de ihtiyacı olabilir. İşsiz kalmanın içinde bir çok hikmetler saklıdır. Zaman olur, insanın kendini bulması, kafasını ve düşüncelerini toparlaması, istikamete girmesi ancak işsizlik vesilesiyle mümkün olabilir. Bazen fakirlik bir ihtiyaçtır, bazen hastalık, bazen de huzursuzluk. Kimin neye ihtiyacı varsa, o olmaktadır. Çünkü kainat ihtiyaç sinyallerine göre çalışan bir sistemde yaratılmıştır. Yaratılışın kodları ihtiyaçlarla yazılmıştır.

Arthur Schopenhauer, Hayatın Anlamı’nda der ki: “Doğrusu herkes, her zaman belli bir tasa, kaygı, endişe, ıstırap ya da sıkıntı terkibine ihtiyaç duyar, tıpkı bir geminin sağa sola yalpalamadan dosdoğru yol alabilmesi için bir denge ağırlığına duyması gibi…

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 19 kez okundu